​ Futbolsuz bir Sinema olur mu ? / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '12

 
Kategori
Sinema
 

Futbolsuz bir Sinema olur mu ?

Futbolsuz bir Sinema olur mu ?
 

METİN OKTAY GOLLERİNE FİLMLERDE DE DEVAM ETTİ


Seyrettiğim ilk futbol filmi Metin Oktay’ın yaşamını anlatan “Taçsız Kral” (1961) oldu. Çocuk yaşlardaydım, boş arsalarda top koşturmaktan başka eğlencemizin olmadığı yıllardı.  Efsane golcünün bizzat kendisini oynadığı filmde, topu doksana takma idmanları, hala unutamadığım sahneler oldu. İkincisi ise yıllar sonra “Büyük Kaçış-Great Escape”tı. Tam anlamıyla futbol şöleni bir filmdi. Futbol tutkunları için maçların televizyonlarda gösterilmediği yıllarda Pele, Bobby Moore, Ardiles gibi efsane oyuncuların rol aldığı filmi seyretmek büyük olaydı. İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kampında tutsak tutulan bir grup futbolcunun Alman Subaylarını 4-0 geriden gelerek 5-4 yenmesini anlatıyordu. Esas planları devre arasında yüzme havuzunun dibine açtıkları bir tünelden kaçarak özgürlüğe kavuşmaktır. Fakat içlerindeki kazanma hırsına engel olamazlar ikinci yarıya çıkarlar ve beş gol atarlar. John Huston gibi bir ustanın çektiği film tüm zamanların en beğenilen ve bilinen futbol filmi olurken, Pele’nin kırık kolla attığı röveşata golü hafızalara kazınır.Huston’ın Macar yönetmen Zoltan Fabri’nin en iyi filmi olarak gösterilen “Cehennemde İki Devre” (1961) filminden esinlenerek çektiği “Büyük Kaçış” unutulmaz futbol yıldızları ile tüm zamanların en ünlü futbol filmi oldu.

Arşivlere göz atıldığında, futbol üzerine film sayısının hatırladıklarımızdan çok daha fazla olduğu görülür. Yine de futbolun dünyadaki hakimiyeti göz önüne alındığında, büyük stüdyoların ve yapımcıların bu konudaki motivasyon eksikliği çok belirgindir. Hollywood’un Amerika’da çok popüler olmayan soccer (futbol) ile son yıllara dek çok ilgilenmediği fark edilir. Diğer taraftan her hafta yirmi kamera ile canlı yayınlanan bir doksan dakikayı heyecan içinde yaşayan, her futbolcunun türlü duygusal tepkisini yakın plan anında izleyen seyirciye sinemanın sunacağı fazla bir şey de kalmıyor. Aynı renklere gönül vermiş arkadaşlarıyla heyecanı, sevinci ve üzüntüyü her hafta sonu paylaşan taraftar için kurgusal bir futbol filmi seyretmek belgesel kadar soğuk ve duygusuzdur. Beyazperdenin sunacağı kareler onu heyecanlandırmaz. Biyografik veya futbolu arka plan olarak kullanan filmler arasında Hollywood menşeli ‘Goal’ filmi son yılların iyi hasılat yakalayan filmlerinden birisi oldu. Meksika asıllı Munes’in keşfediliş, yükseliş öyküsü üç bölüm olarak planlanmıştı. İkincisi ilkinin başarısının uzağına düşünce üçüncüsünden vazgeçildi.

2001 yapımı “Sıra Dışı Sanıklar-Mean Machine” sertliği ile ünlü eski futbolcu Vinnie Jones’un sürüklediği, hapishanede geçen bir futbol öyküsüydü. Trafik cezası nedeniyle hapse düşen eski futbolcu Danny Meahan gardiyanlar ve tutuklular arasında düzenlenen geleneksel futbol maçının en iyi oyuncusudur. Mahkumların takımını yöneten Meahan, hapishane idaresinden çeşitli baskılarla karşı karşıya kalsa da futbol hırsı onu bir kez daha kamçılar . “Hayatımın Çalımı-Bend İt Like Beckham” (2002) oyuncularının sempatik performansları yanında İngiltere’de yaşayan bir Hint ailesinin geleneklerine bağlılığının sevimli portresini sunarken, futbola duyulan tutkunun sadece erkeklere mahsus olmadığını göstermesiyle başarılı oldu. Otobiyografiler arasında Maradonna’nın yaşamını anlatan “Tanrı’nın Eli” düz, kuru bir otobiyografi olmaktan öteye geçemedi.  Bu türün en başarılı örnekleri arasında belgesel olarak çekilmiş olan Zidane (2006) sayılabilir. Real Madrid-Villareal arasında oynanan lig maçında tüm kameralar sadece Zidane’ı izler. Real Madrid’in yüzüncü yılında çekilmiş olan “Real-La Pelicula” ise takımın evrenselliğini vurgulayan yarı belgesel bir film oldu.

Futbolu otobiyografik anlatılardan çok öyküye yedirerek nasıl bir tutku olduğunu gösteren filmler sinema tutkunları için her zaman daha ilgi çekici oldular. Bunların içinde Tibetli Budist Khyentse Norbu’nun senaryosunu yazıp yönettiği ‘The Cup’ (1999) Budizm ve futbolu kaynaştıran eğlendirici bir filmdi. Mistik ve buğulu havasıyla yaşantının sessiz bir akış içinde geçtiği Tibet manastırında Dünya Kupası finali yaklaştıkça bir kıpırtı başlar. Futbol tutkunu rahipler maçı seyredebilmek için çevre köylerden bir televizyon ayarlar. Futbolu seyrederken de kurallara kendi mistik öğretilerini eklerler. Norbu’nun Amerika’da yaptığı  sinema eğitimi sonrasında Bertolucci’ye “Küçük Budha” filminde asistanlık yapmış.
Mahalle yaşantısını ve futbolu harmanlayan bizden yapımlar da oldukça fazladır. Futbolu fena halde hayata benzeten “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar”(2000) Bursa Esnafspor’un şampiyonluk mücadelesi çevresinde, sığ ve küçük yaşamları mükemmel yansıttı. Dram ve gülmecenin aynı çerçevede yer aldığı başarılı bir Serdar Akar filmi oldu. Kemal Sunal ‘ın “Gol Kralı Şaban”ı veya ‘”Gülşah-Küçük Anne” gibi filmlerde futbol hep vardır. Metin Oktay’ın kendi yaşamını canlandırdığı Taçsız Kral’dan sonra 1962 de futbol ve futbolcu Suphi Kaner ‘in baş rolde oynadığı ‘Gol Kralı Cafer’ güldürüsünde beyazperdeye yansır. İki kişilikli bir karakter olan Cafer hem kahveci çırağı hem de ünlü kaleci Melih’tir. ‘L’Inafferabile-12’ adlı İtalyan komedisinin yerli uyarlaması olan filmi Hulki Saner yönetir ve Yeşilçam’ın Vahi Öz, İsmail Dümbüllü gibi ustaları rol aldı. Yaşamı olaylar ile dolu olan kaleci Varol Ürkmez oyunculuğa geçtikten sonra artistik uçuşlarını filmlerinde de göstermeye başlar. “Şekerli misin Vay Vay” filmi için Fenerbahçe-Altay maçında çekim yapılırken Varol Lefter’in sıkı bir şutunu havada lastik gibi kıvrılarak kurtarır. Lefter tüm ciddiyetiyle hakeme gider ve “Bre hakem bey, burada maç mı oynuyoruz yoksa film mi çekiyoruz? Şu Varol denen adama baksana kaleci değil aktör be” der. Ünlü futbolcuların Yeşilçam serüvenleri Nejat Saydam’ın yönettiği ‘Şenol Birol Gool’ ile devam eder. Kemal Sunal’ın unutulmaz filmleri arasında yer alan ‘”Gol Kralı-İnek Şaban” ise özgün karakterleri ile unutulmaz.

Kulüp tutkusunu taraftarların yaşam şekliyle anlatan filmler genelde İngiltere kökenli sinemacıların imzasını taşıyor. “Green Street Holligans” (2005) West Ham taraftarları üzerinden holiganizmin tehlikeli dünyasını, genç yaşamların nasıl kaydığını anlatırken, genç yönetmen Lexi Alexandre bu huzursuz insanların atmosferini mükemmel kurgular. Son yıllarda iyi bir çıkış yakalamış olan genç yönetmenlerden Nick Love’un yönettiği “Football Factory” (2004) holiganizme sığınmış sosyal sorunlu insanların hikayelerini anlatır. Nıck Hornby’nin aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan ‘Fever Pitch-Futbol Ateşi’ tutkulu bir taraftar olmayı neşeli bir dille anlatıyordu. Futbol tutkusuyla işsizliğin sorunlarını unutmaya çalışan bir avuç insanın öyküsünü anlatan ‘Adım Joe- My Name is Joe’ ise Ken Loach etiketi taşıyan Pete Mullan’ın mükemmel oyunculuğuyla ruhunu yakalayan, anılması gereken bir film oldu. “Purely Beter-Daha İyisi Can Sağlığı” (2000) 15 ve 17 yaşında iki New Castle taraftarının sezonluk bilet satın alabilmek için para biriktirme mücadelesini anlatan bir filmdi. Ünlü golcü Alan Shearer’nda kısa bir rolünün olduğu film, taraftarlığı mizahi bir dille ele alıyordu.

Futbol konusuna Uzak Doğu sinemasının da kayıtsız kalması düşünülemez. Honk Kong doğumlu yönetmen Stephen Chow “Shaolin Futbolu-Shaolin Soccer” da eski bir futbolcunun Kung-Fu öğrencilerinden futbol takımı kurmasını anlatır. Takım fantastik uçuşlar eşliğinde attığı goller ve çalımlar ile profesyonelleri yenilgiye uğratır. Japon imzalı manga filmler küçük yaştaki seyircileri televizyon karşısında etkileyen kahramanlar yarattı. “Küçük Golcü” ve “Strikers” gibi diziler futbolu çocuklara sevdirmeyi amaçlıyordu.

Wim Wenders imzalı Peter Handke öyküsünden sinemaya uyarlanmış olan “Kalecinin Penaltı Endişesi- Die Angst des Tormanns beim Elfer”, Richard Harris’in son dönemine gelmiş bir futbolcuyu canlandırdığı “Futbolcunun Sonu-Bloomfield” futbolu karakterlerinin yaşamında bir parça olarak işleyen filmler oldu.
Futbolsuz bir yaşamın düşünülemeyeceği bir dünya düzeninde, futbolsuz bir sinema da düşünülemez. O zaman gelecek yıllarda daha fazla futbol filmi seyretmek istiyoruz.
 

  

 
Toplam blog
: 223
: 1093
Kayıt tarihi
: 12.01.11
 
 

İzmir’de doğdu. Viyana Tıp fakültesini bitirip doktor ünvanını aldıktan sonra Genel Cerrahi ihtis..