​ Geciken sevgiler / Aile / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '10

 
Kategori
Aile
 

Geciken sevgiler

Geciken sevgiler
 

resim alıntıdır. "Sevgilere geç kalmadan..."


Bir zamanlar on yaşındaydım.

Saçlarım terden sırılsıklam, ayaklarımda yarım ayakkabı, üstüm başım toz içinde… Kasabanın dışındaki top sahasında nefes nefese. Gol sevinciyle birbirimize sarılıp kahkaha sesleri yükselirken…annemin oyunbozan seslenişi…

_Rasiiiiiiim….ah Rasim…gözü kör olmayasıca…daha kaç gün oldu o ayakkabıları alalı…parça parça etmişin, hurdaya çevirmişin iki günde…

Panik havasıyla dağılıyor her birimiz. Ortalık süt liman olunca her zamanki gibi arka tepede toplanacağız sonuçta.

Bir zamanlar on yedi yaşındaydım.

Başımda kavak yelleri…bakışlarım büyümüş ama aklım küçük kalmış. Yüreğin ilk kıpırtıları, ilk kaçamak bakışlar, ilk sevdalar. Gizli saklı köşelerde sigara tüttürme telaşı. Ağabeyler, amcalara özenti tabii. Babam yakaladığında beklediğim tokat yerine, okkalı bir nasihat dinletisi. O gün bugün de ağzıma almamışım bir daha.

Bir zamanlar yirmi yaşındaydım.

Üniversite yıllarının havai gençliği. Biz biliriz, biz düzelteceğiz tavırlarıyla başkaldırı gösterileri… Pankart hazırlıkları… sütun sütun bildiriler… ilelebet sürecek sanılan aşklar… Omuzlara, kollara yapılan dövmeler. Gördüğünde kıyameti koparan annem. Bu da mı gelecekti başına, ah ne günlere kaldık yarabbi nidaları.

Annemin yanında babamla kuşak çatışmalarımız. Her şeye isyan edişim, sonunu bilmeden evden kaçışım. Babamın beni bulduğunda yüzünden düşen keder kırıntıları. Buna rağmen dinmeyen isyanlarım, özgür kalma telaşım. Onun ise hiçbir şey demeden “Bir gün baba olduğunda anlarsın” deyişi. O gün geldiğinde ben senin gibi olmayacağım sitemleri.

Bir zamanlar otuz yaşındaydım.

Evliliğimin ilk yılları… Kızımın doğumu, sevdiğim kadının çektiği sancılar ve babalık heyecanım. Doğumhane önünde dört dönüşüm, kızımın minik suratını ilk görüşüm. Sabahlara kadar uykusuz kalışımızı düşününce hala esneyişim. Üstelik kısa bir süre sonra, kızım daha bir yaşındayken eşimin tekrar hamile kalışı.

O günlerde yaşadığımız panik hala beni sarsabiliyor. Arka arkaya gelen bebeklere bakabilmek için ne çok çabalamış, ne çok fedakârlıklar da bulunmuştuk. Kendimize dair bir sürü planı epeyce ertelemek zorunda kalmıştık. Yeter ki çocuklarımız sağlıklı ve huzurlu bir ortamda büyüsün diyerek. Çektiğimiz maddi sıkıntılar da cabası.

Şimdi altmış yaşındayım.

Yani babamın yaşında…yani ona isyan bayrağı açtığım yaşta…Şimdi çocuklarım da görüyorum yaptıklarımı. Bir zamanlar diye başladığım söylevlerin arkası hiç gelmiyor. Senin zamanın mı kaldı deniyor inatla. Biz başkayız diyerek dönüyor sırtlar ısrarla. Beklenen telefonlar gelmiyor, gelse de nasılsından öteye geçmiyor. Bayramlar tatil beklentisiyle geçiştirilip, ayaküstü el öpülüyor. İhtiyaç anında soruluyor da, hayatın içinde engel görülüyor.

Babamı anlamam için benim de bunları yaşamam mı gerekiyordu? Benim çocuklarımda, benim yaşıma geldiğinde mi anlayacaklar beni? Bir değeri kalmadan…kırılan kalp onarılmadan. Zaman iyice aşındıktan sonra…duygular rötara geçip baba uğurlandıktan sonra…

Geciken sevgiler öksüz kalınca, pişmanlık yerini doldurmuyor ki.

 
Toplam blog
: 71
: 569
Kayıt tarihi
: 25.11.08
 
 

1969 doğumluyum. evliyim, iki çocuğum var. Kitap okumayı ve şiiri severim. ..