- Kategori
- Aşk - Evlilik
Gel gör beni "aşk" neyledi...

Kelebekler içinizde...
Yeniyim ya… Bol bol gezinip yazdıklarınızı okuyorum. Çok sayıda “<ı>Aşk nedir, Aşk isterim aşk, kadın-erkek ilişkileri, sevginin bin bir tülü hali…ı>” konulu bloglar var. Şaşmadım. İnsanlık var oldu olalı tartışılır, bir türlü yanıt bulunamaz. Ama söz söylemekten de bıkmayız üstüne. Dönüp dolaşıp aynı şeyleri söyleriz aslında farkında olmadan. Özetle: Aşk isteriz, bulamayız, bulduğumuzu elimizden kaçırırız, bulamazsak ararız, yani yaşamımız bunun etrafında, “Aşk” etrafında döner durur.
Çalışırız, ama aşk için (para için mi sanıyordunuz?! J). Eleştiririz, aşk için. Büyürüz, evleniriz, boşanırız, çocuk yaparız, dünyayı severiz, yaşamı severiz, koruruz; Aşk için…
Benim işim “aşk”a bir tarif bulmak değil. Kimse yapamamış, ben neden boşa kürek çekeyim? Ya da sizin bildiğinizden fazla ne söyleyebilirim ki? Aynı şeyleri başka türlü sözcükler kullanarak söylerim, siz de daha okurken keşfedersiniz: Yeni bir şey yok. Bunu yapmayacak kadar olgunlaştım, aşkı tanıdım.
Benim derdim başka? Ben “aşk”ı sevmekten, “aşk”ı seven insanlardan ve “aşk” ı beslemekten bahsetmek istiyorum. “Aşk” ı sevmek başka bir şey. O heyecanı, flört dönemini, karşındaki için süslenmeyi, giyinmeyi, program yapmayı, onun için nefes almayı sevmekten bahsediyorum. İçinde her daim kelebekler uçuşması. Bu heyecanı yitirmeden “aşk”ı yitirmek acıtıyor aslında. Eğer heyecan ve kelebekler yitmişse “aşk”ı yitirmek de acı vermiyor. O zaman devreye sosyolojik bir takım olgular giriyor: Alışkanlık, birliktelik, sorumluluklar, toplumsal statü vs. Bunlar konumuz dışında. Biz sadece çarpan yüreklerle ilgiliyiz burada.
Tek suçlu hormonlar. Biyolojik hormonlardan çok genetik hormonlarımız. Yani üremeyle ilgili olanlar da konumuz dışında. İnsan var olduğundan beri şu ya da bu cinse bu duyguyu besledi, beslemeye de devam ediyor. Aslında dünyayı ayakta tutan şey bu “aşk” diye üç harfin içine sıkıştırdığımız duygu. Üreme içgüdüsünün tetikleyip tetiklemediğini konunun uzmanları açıklar. Benim bildiğim “aşk”ı besleyen o içimizde uçuşan kelebekler ve ısıtılmış bir sacın üzerinde dans eden yüreğimizdir. “Aşk”a sahip olunca onu yitirmekten dem vuranlar için söylüyorum. Bir kedi yavrusunu ya da köpek yavrusunu veya küçük bir menekşe fidesini düşünün. Onu çarşıda, pazarda gördüğünüzde sahip olmak için debelenir ama eve getirdikten sonra yemeğini, suyunu, sevgisini vermezseniz, gerekli ilgiyi göstermezseniz; evde varlığını kanıksar görmezden gelirseniz ne olur? Bakımsızlıktan önce çirkinleşir, eve ilk getirdiğiniz, o çok beğendiğiniz canlı olmaktan çıkar. Daha sonra da büyük olasılıkla ya ölür, ya evden kaçar. Belki de siz onu gözden çıkarırsınız, bir başkasına ellerinizle armağan edersiniz. Bana göre “aşk” da böyle bir şey. Eğer “aşk”ı seven biriyseniz onunla ilgilenirsiniz. Bahane aramaz, bulmaz, ikinci plana atmazsınız. Karşınızdakinin ne olduğunun, kim olduğunun çok da önemi yoktur. Siz o “kelebekleri” seversiniz aslında.
Bir kadın 15 yıl sonra bile âşık olarak evlendiği erkeğe aynı aşkla bağlı mıdır? Sevgiye, alışkanlığa dönüşür mü o ilk sarsıntı? Eğer “aşk”ı beslerseniz, yanıtım “Hayır, asla dönüşmez”. “Aşk” karşınızdakine verdiklerinizin sizde yansımasıdır. “Aşk”ı seven, onu besler, ilgilenir, büyütür. Kendi içindeki heyecanı da… Kelebekler sizin içinizde…
Siz çırpınışlarını yansıtmazsanız hiç kimse kelebeklerin varlığından bile haberdar olmaz. Kadınların gözünden bakarsanız, bir omuz hareketi, bir bakış, bir dokunuş, dudaklarınıza sürdüğünüz bir ruj ya da bir kahkaha… Kelebek sesidir.
“Aşk”la kalın…