- Kategori
- Gündelik Yaşam
Gel gör beni aşk neyledi!

Kaynak:hayrabolu.net
Ahh bir ataş ver
Cigaramı yakayım!
Sel salın gel
Ben boyuna bakayım…
Uzun olur gemilerin direği
Ahh çatal olur efelerin yüreği!
Usul usul söylüyorum, oğlum duymadan, ama aramızda kalsın lütfen…
Son zamanlarda şarkı söylemeyi, türkü çığırtmayı yasak etti evde!
Maia yeterince havlayarak komşuları rahatsız ediyormuş, sanırım, bir de ben rahatsız etmeyeyim derdinde!
Oğlum arkadaşı Orçun’la odasında, Amerika’daki Burç ile konuşuyorlar, teknolojinin kolaylığına bakın, ses ve görüntü bir anda, üçlü sohbet yapıyorlar, hoş onlarınkine sohbet denemez pek, delikanlılar elbet, sesleri de yüksek çıkacak, kahkahaları da sokaklara taşacak! (Keyifleri eksik olmasın hiç kimsenin!)
Ben de odamda oturmuşum pc başına, yakmışım mumlarımı, açmışım biramı, ee gel de türkü söyleme!
Hele şu Ege türküleri, narin kızlar, yakışıklı efeler, her bir “Efem!” deyişinde gönlümün bir ucu titrer!
Çocukluğumda evimizin üç ev sol yanında ve üç ev sağ yanında iki müzikhol vardı, birçok sonradan ünlü olmuş o zamanın ünsüzleri şarkı söylemişlerdi oralarda, bizden bir kaşık zeytinyağı, çiğ yumurta isteyenler de olmuştu program öncesi…
Çocukluğumun en popüleriydi o yüzden:
Eğilmez başın gibi
Gökler bulutlu efem!
......
Oyna yansın cepkenin
Yansın güneşten tenin
Gün senin gülşen senin
Sana ne mutlu efem…
Efem!..
Ah… Ahh… Şerefe!...
Alçak ceviz dalları
Sıva beyaz kolları…
Kız nereden geçeyim
Hep tutmuşlar yolları…
İki salınmadan durmak ne mümkün! İki kol açıp, iki dönüp, yeminliyim, artık diz çökmüyorum! Son diz çökme akabinde bir hafta çektiğim acıdan sonra yaşlandığımı, hantallaştığımı kabul ettim, kendi kendime söz verdim!
Gerçi o anda, hele de “Çökertme” de dizimi ve yüreğimi zapt etmek pek bir zor oluyor ama çöküp de geri kalkamama riski başkumandan edasıyla buyruğu veriyor!
“Hastane önünde incir ağacı
Doktor bulamadı anam ilacı…” pek içlendirir beni, ama söylemek cesaret ister, dinlemek de öyle ama, dinlemeye yanık yüreğim yeter, söylemeye cesaretim asla!
Bir de “Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel, yüreğim yare yare beri gel canan beri gel…” genç kızlığımdan beri yakamı bırakmadı, niyeyse…
Ah… Sarı Gelin…
Erzurum çarşı pazar
Leylim aman aman…
Oğlum bir anlamda şanslı, bir anlamda pek de bir şansız çocuktur, dört-beş yaşlarındaydı sanırım, uyku öncesi yatakta şirinlikler yapılır karşılıklı, ya da hafta sonraları uyku sonrası, çalışan anneler için hafta içi uyku sonrası şirinlik yapabilme lüksü yoktur çünkü, “Amanın manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış gördün mü, amanın, amanın yandım, tiridine, tiridine bandım, bedava mı sandın?” türküsüyle gülüşen ender anne ve ender oğuldan biriydik işte!
Çalışan anneler dedim ya, pek bir pratik oluyorlar, vallaha!
İş dönüşü yemek yapmak seni bekler, çocuk ilgi, oyun ister, tonla yapılacak iş vardır kafanda, hatta zar-zor iş yoğunluğundan, ertesi gün iş programından kafanı anca evine, özel yaşamına odaklamışsındır, sorumluluklar heyula gibi sağında solunda biterken en kıyamadığın velet “Hadi anne oynayalım!” der! Anlatamazsın, işim var, bak yemek yapılacak ardından bulaşıklar, çamaşırlar, of aman içim sıkıştı, vesaire vesaire…
Oyun mu istiyorsun sen anneciğim? Evetttt….
Eee, hadi gel, restorancılık oynayalım!
Nasıl?
Şimdi, sen ve ben restoran işletiyormuşuz, önce yemekleri yapıp, sonra da müşterilere ikram edeceğiz.
Önce yemekleri yapacağız ama, sen şimdi al şuradan bir kase, hah, yoğurt koy içine, evet, çırp şimdi onu, ayran istemiş müşteriler…
Yer gök yoğurt olur mutfakta muhtemelen, ama, hem oyundur, hem bir beceri öğretilir, hem de güvenildiği hissettirilir!
Oooo, bir taş ile kaç kuş!...
Analardır adam eder adamı
Aydınlıklardır önümüzde duran
Sizi de bir ana doğurmadı mı?
Analara kıymayın efendiler
Bulutlar adam öldürmesin!
Kötü bir anne oldum, insan olmasını öğretiyorum diye seviniyordum, canavarlar arasına bir kuzu saldım!
Çok zeki ve çok hassas olmanın tartıda ibresi tutmuyormuş, bir tarafı kötülükleri görüyor, bir tarafı merhamet besliyor…
Bir tarafı gücünü biliyor, bir tarafı kullanma diyor!
Ayakları üstünde durması öğretildi, dururum nasıl olsa diyor bir taraf, bir diğer taraf çocuğum ben hala, beni okşasana diyor…
On dokuzunda bir oğul… Yıllar öncesinden, oğul henüz küçücükken, hep oğlun on dokuzluk hali gelirdi aklıma, benzemesin şansı diyerek, şansı benzeyenlere üzülerek:
Zaman akar zaman geçer
Zaman zindan içinde
Biz mahpusta yatardik
Dosta düsman içinde
Zaman akar zaman geçer
Zaman zaman içinde
Getirdiler getirdiler bir yigit
Ayak çiplak ak bir mintan içinde…
Lan kardaş bu nasıl yara,
Kanar her yerimden!
Ya işte böyle…
Hüzün güzeldir, yerinde bırakıldığında, çocukluğumdan bir türkü ile hüznü dağıtmak lazım!
Bilir misiniz, bilmem ki:
Kızılcıklar oldu mu
Selelere doldu mu, oy…
Gönderdiğim çoraplar ayağına oldu mu?
Mendili eline,
Mendil verdim geline
Kara kına yollamış
Yar benim ellerime…
Kızılcık dalı mısın
Gönlümün varı mısın, oy,
Söyle bana nazlı yar
Benden sevdalı mısın?
Cinsellik, pornografi denilip duruluyor ya, var tabii ki, yok saymak hangi aklı başındakinin haddine!
Bir hoşluğu olduğunda, pornografiye ne hacet, ten teni çekiyor, nihayet!
Odam kireçtir benim
Yüzüm güleçtir benim
Soyun da gel yanıma
Terim ilaçtır benim…
Duygunun, aşkın, sevginin olmadığı yerlerde dopinglere gerek var, pornografi, esrar, hap falan…
Yozgat’tan bir türküyle:
Engine de deli gönül engine
Şimdi rağbet güzel ile zengine…
Güzel isen hatırını sorarlar
Çirkin isen dış kapıdan kovarlar…
Bir programımızın da sonuna geldik sevgili dinleyiciler tarzında bir havaya bürünmüşüm ki, kendimi pek bir dj gördüm!
Yazarken pek bir eğlendim ben şahsen, kah güldüm, kah hüzünlendim, bu arada ikinci birayı da açtım, haberiniz ola, eğrilmez büğrülmez de, el yazısı değil nihayetinde, imla hataları olursa, bu kez klavyeden değil de benden!
En mutlu geceler sizlerin olsun! (Dj tarzımı sevdim, son bir türkü ile veda ediyorum, bundan ötesi ne olsun!)…
Ben giderim yane yane
Aşk boyadı beni kane
Ne akilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi!