- Kategori
- Haber
Geldiler… Ne dediler?...

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, resmi ziyaret çerçevesinde Türkiye’ye geldi ve gitti.
Neden geldi, ne dedi, sonuç ne oldu?.
Öyle ya, turistik bir gezi değil bu, elbette bir amacı var…
Bay Barroso, Türkiye’ye gelmeden önce, ülkesinde veya görev yaptığı yerde söyledikleri ile, Türkiye’ye geldiğinde ve özellikle de TBMM salonunda milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmalar üst üste oturmadı.
Türkiye’ye gelmeden önce parti kapatmaya karşı olduğunu vurgulayan kişi, özellikle TBMM salonunda bundan hiç söz etmedi. Daha doğrusu, muhalefet partililerden kendisine giden uyarı ile buna cesaret gösteremedi.
Bay Barasso’nun gelişi nedeniyle AB’ne ait görüş ver düşüncelerimi bir kez daha ortaya koymak isterim.
Ama önce Bay Barroso’nun ne dediğine bakalım…
Diyor ki Bay Barroso <ı>“Biz sizin iç hukukunuza karışmayız. Ancak, iç hukukunuzdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla, Avrupa Birliği’ne uyum sağlamak için gerekli yasal düzenlemeleri yapmalısınız.”ı>
<ı>ı>
Umarım yanlış anlamamışımdır bu özet olarak verdiğim sözü…
Gelelim şimdi düşüncelerime…
Dünyada gelinen noktaya baktığınızda, Türkiye olarak <ı>“AB’ne karşıyım”ı> diye kestirip atmak, akla uygun davranmamak demektir. O halde <ı>“Akla uygun davranış sergilemeliyim” ı>diyerek AB’ye karşı olmadığımı peşinen söyleyeyim.
Karşı olduğum, yanlış bulduğum şey şu…
AB çalışmaları sırasında, iktidarlar (Çünkü AB sürecimizin başlangıcı AKP iktidarı ile başlamadı) iki şeye dikkat etmek zorundadırlar.
Birincisi, iç siyaset çekişmelerinden AB konusunu ayırmaları ve millete olanı ve olacakları, gerekçeleri ile birlikte doğru olarak anlatmaları gerekir. Millet, nereye ve neden gittiğini bilmeli ve tavrını da ona göre almalıdır.
İkincisi ise, iktidarlar yine iç siyaset çekişmelerinden AB konusunu ayrı tutarak, görüş birliği içinde, AB ülkeleri ile masaya oturduklarında, Türkiye’nin gerçeklerini, iç dinamiklerini iyi anlatmaları, açık olmaları ve karşısındakilere de dürüst davranmaları gereğini hatırlatmaları gerekir.
Her şeyi <ı>“AB istiyor”ı> diye yapmamız mümkün değil. Ortaya konulan <ı>“Kopenhag kriterleri”ı> olarak bilinen kurallara da uyum sağlamak zorunda olduğumuzu, bunun da hiçbir zaman milletimizin çıkarlarına ters düşen şeyler olmadığını yine millete nedenlerini apaçık ortaya koyarak anlatmalıyız.
Eğer Türkiye, Avrupa ile ilişkilerinde var olmak istiyorsa, ortaya konulan ölçütlere de elbette uyacaktır. Bu ölçütlerin bir çoğu, medeni ülkelerde olmazsa olmaz ölçütlerdir zaten.
Ancak…
Öyle şeyler var ki, ülkelerin kendi özelliklerine göre değişiklik göstermektedir. İşte bu özellikleri de iyi bilerek, AB’ye daha iyi anlatarak, iç düzenlemeleri de öze uygun, ama şeklen farklı düzenlemelerin yapılmasının kaçınılmaz olduğunu da anlatmak gerekir.
Avrupa Birliğine üye ülkeler, kendi, iç hukuklarında koydukları sınırlamaları, bizim için “Gereksiz” görmemeleri gerekir.
Nedir bunlar?
Örneğin 301. madde…
Bu maddeye benzer maddeler, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde de var. Ama bizde olunca neden karşı çıkıyorlar, onu bize daha açık ve net anlatmalılar.
Avrupa’nın çoğu ülkelerinde <ı>“Laiklik ilkesi” ı>insanlarca içselleşmiş ve sorun olmaktan çıkmıştır. Oysa bizim ülkemizde halen sorun olarak ortadır. O halde bununla ilgili yasal düzenlemeler bizim için zorunludur. Bunu bilmeleri bizim de ülke olarak sorunu çözme yolunda çaba sarf etmemiz gereklidir.
Sonuç olarak söylediklerimi özetlersek…
Bay Barroso geldi, bir şey demeden gitti. Sandık ve umduk ki bir şeyler diyecek. Yok, demedi, daha doğrusu demek istediklerini diyemeden gitti. Belki ülkesine varınca, kavgadan sonra evine gidince kükreyen adam gibi konuşabilir.
AB’ne karşı değiliz. Ölçütlerine de karşı değiliz. AB dışında kalmamızın de doğru olmadığının bilincindeyiz. Ancak, atılan adımların dikkatli olması gerektiğini ve bunların da millete iyi anlatılmasının gerekliliğine inanıyoruz.
AB’nin de Türkiye’ye karşı çifte standart içinde olmamasına, iktidarların izin vermemesinden yanayız. Örneğin bize Kıbrıs ve sözde Ermeni soykırımı konusunda dayatma içinde olmamalılar. Türkiye’de <ı>“Kürt sorunu” ı>var dayatmasından vazgeçmeliler.
Eğer terörden yana değilseler, gerektiği gibi hareket etmeliler. Belçika örneği gibi değil…
Yani, Avrupalılar da Türkiye’yi kendi içlerinde görme arzusunu içselleştirmeliler. Her şeyi bizden beklemek, haksızlık değil mi?
Sayın Baykal’ın Bay Barroso’ya sorduğu soruyu tekrarlayalım…
<ı>“Acaba Türkiye, tüm kriterleri yerine getirse, tüm reformları yapsa, AB Türkiye'yi kabul edecek mi? Gerçekten AB'nin içinde Türkiye'yi üye yapacak irade var mı?"ı>
<ı>ı>
Bu soruya gerçekçi cevap verecek kim var? Bana göre yok…
İtirazımızın en ortadaki gerçeği da bu zaten…
<ı>11 NİSAN 2008 ı>