​ Geleceğimiz kararıyor / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ağustos '07

 
Kategori
Siyaset
 

Geleceğimiz kararıyor

Geleceğimiz kararıyor
 

Antalya'nın Yeniköy denen beldesinde altıyüz ailenin çocuklarını yatılı kuran kursuna gönderdiklerini biliyor musunuz? Ya İstanbul'un Güngören ilçesinde binlerce ailenin çocuklarını yatılı kuran kursuna gönderdiklerinden haberiniz var mı? Ankara'da, İzmir'de ve Anadolu'nun daha bir çok kenti ve kasabasında ailelerin büyük bir keyifle çocuklarını bu tip kurslara gönderdiklerini hiç izleyip bilgi ediniyor musunuz? Yaz aylarında, yine bu çocukların Anadolu'nun ücra köşelerinde ve gözden ırak bir şekilde, kamplara götürülmek sureti ile eğitildiklerini biliyor musunuz. Yaşları on ila on dört arasında değişen bu küçücük beyinlerin, nasıl bir rehabilitasyon sürecinden geçerek eğitilmiş olmaları, acep tüylerimizi diken diken etmiyor mu? Yüzlerce, binlerce küçücük çocuğun, ailelerinden uzak bir şekilde, ne üdüğü belirsiz kimselerin eline teslim edilerek, ruhlarına orta çağ karanlığının enjekte edilmesi karşısında bu toplumun aklı başında olan kimseleri, nasıl bir tepki ve tavır içerisinde?

Bu toplumun aklı başında olan kesimleri dediğimiz insanlar, abuk subuk bir demokrasi anlayışını bu gün bizlere dayatmakla meşgul. Yeni yetişen kuşakların nasıl bir beyin yıkama operasyonuna tabii tutulmuş olmalarını gözleri görmüyor. Bu gün memleketin her tarafında, her taşın altında, bu tip örgütsel yapılanma var. Ama kimsenin kılı kıpırdamıyor ve böyle bir gelişmeyi görmemek için, ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Çağdaşlaşma yolunda ilerleme iddasında olan bir toplumda, adım adım orta çağ karanlığının istibdadı üstümüze geliyor. Hem de adımları çok sert ve tavizsiz. Kendinden emin bir şekilde.

Sadece küçücük beyinleri mi uzun vadede eğiterek, amaç ve emellerine ulaşmak adına politika geliştiriyorlar? Tabi ki hayır. Toplumun her alanına nüfuz eder hale geldiler. Dernekleri ile, vakıfları ile, yeşil sermayesi ve tarikatları ile, televizyonları ile, otelleri ile adım adım ruhumuzu, bedenimizi, benliğimizi, feci bir şekilde işgale yeltenmiş, sert adımlarla, gümbür gümbür üzerimize geliyorlar ve bu toplumun aklı başında insanları, elleri kolları bağlı, olacakları izlemekle meşgul. Efendiler! hayatımız kararıyor. Yaşamımız elden gidiyor. Hayatın bir anlamı ve amacı kalmıyor. Önümüzdeki dönemler, toplumun aydınlık yüzlerini seçeneksiz bir hale getiriyor. Ya darbe, ya şeriat seçeneğine sıkışmış bir toplum haline geldik. Toplumun aklı başında insanları ordudan medet umar hale geldi.

Efendiler! gün boş oturup lakırdı yapma günü değil. Zaman; ciddi ciddi örgütlenme zamanıdır. Şartlar dayatıyor. Ya hepimiz yok olup gideceğiz. Ya da mücadele ederek geleceğimizi kurmanın yollarını arayacağız. Aksi halde tekrar geriye dönüşü olmayan bir yolda ilerleyeceğiz ve kendi kafamızı taşlara, kayalara vurarak parçalayacağız. Aklımızı başımıza devşirmenin zamanıdır. Bu konuda çok geç kalındı. Geleceğimiz adına, çağdaşlaşma adına, modern toplum olabilmek adına, özgüvene sahip olabilmek adına boş durma lüksümüz yoktur. Hedef ciddi ciddi örgütlenmektir, hedef ciddi ciddi mücadele etmektir, hedef hedefe kilitlenmek ve yarınlarımızı kurtarmaktır, hedef halkımızı orta çağ karanlığına gömme iddasında olanlara karşı dik durmaktır, dirayetli olabilmektir. Tavizsiz bir mücadele politikası geliştirmektir. Aksi halde kendi yüzümüze bakacak kişiliğimiz kalmayacak. Eğer mücadele etmeyi kulak arkası yaparsak, hiç kuşku yok ki, onurumuz yerle bir olacak. Sarıklı, cübbeli, elinde asası ile göbeğine kadar inmiş kirli sakalı ile sokaklarda dolaşan insanları gördüğünüzde bir nebze olsun içiniz hiç mi sızlamıyor. Kadınlarımızı kara çarşaf içerisinde gördüğünüzde, hiç mi yüreğiniz parçalanmıyor. İlla ki içimizin sızlaması ve parçalanması için, yeni bir madımak tradejisi mi yaşanması gerekiyor ki biz kendimize gelelim.

Bu gün, ülkemiz ve halkımız büyük bir dramla karşı karşıya. Emperyalizmin ve sermayenin oyuncağı haline gelmiş halkımıza karşı zerre olsun bir sorumluluk duymuyor muyuz. Evet efendiler; hiç mi vicdanımız kalmadı. Bir toplum dibe vururken, ne üdüğü belirsiz, kerameti kendinden menkul kimselerin, akıllarına teslim edilmiş geleceğimiz. Bizim görevlerimiz var. İnsan olmak adına ve insanlık onuru adına. Hem de çok ciddi görevlermiz var ve bu görevlerimizi yerine getirmenin günü geçmiştir bile. İlla ki örgütlenme, illa ki mücadele ve illa ki toplumu değiştirip dönüştürme hedefi. Bilime kayıtsız şartsız bağlılık, bilimsel eğitim mücadelesi. Yılmadan, bıkmadan. Aksi durum düşünülemez bile. Şehirt şehir, kasaba kasaba, köy köy, mahalle mahalle, sokak sokak örgütlenme, bilimsel düşünceye inancı olan toplum yaratma mücadelesidir. Yılmadan, bıkmadan, usanmadan, dirayetle. Kaderimize boyun eğmeden, ilkeli bir mücadele ile bu dramatik durumdan kurtulabiliriz. İnimize çekilerek, başımızı kuma gömerek değil.

Aydınlık beyinlerin hayalleri vardı. Özgürleşme adına hayyalleri vardı. Ve bu uğurda çok şeyleri feda ettiler. Ve bize özgürleşmenin ne olduğunu öğrettiler. Onların öğretileri bize insan olduğumuzu hatırlattı. Aydınlık beyinlerin bilime inancı vardı. Kul olmaktan kurtulup birey olmanın tadına varmayı bize öğrettiler. Sanatın, edebiyatın, sporun, aşık olmanın, romantizmin tadını aydınlık yüzlü tiril tiril beyinlerden öğrendik biz.

Deniz kenarında dalga sesleri arasında keyifle bira yudumlamanın keyfi bile kalmadı. Sevgili ile el ele tutşup yollarda keyfince yürüyen insanları gözlerimiz arar oldu. Kırlarda dolaşırken bile geleceğimizin kaygısını taşır olduk. Keyifle kitap okuyamaz hale geldik. Her dakika beynimizi kemirir hale geldi geleceğimizin kaygısı.

Artık keyifle gülemez olduk. Keyifle kahkaha atamaz olduk.

Efendiler! gün boş oturup kara kara düşünmenin günü değildir. Gün mücadele günüdür.

 
Toplam blog
: 1509
: 1145
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..