- Kategori
- Siyaset
Gelelim fasulyenin nimetlerine

Şimdi fasulye nereden çıktı demeyin. Bilindiği gibi, kuru fasulye pilav milli yemeğimizdir. O olmadığımı karnımız doymaz. Bu ikisi de öldür Allah birbirinden ayrılmaz.. Laiklik’ te Cumhuriyetin eskilerin deyimiyle “mütemmin cüzü” dür, yani vazgeçilmez parçasıdır. O olmadan Cumhuriyet olmaz.
“Sen kendini fasulye gibi nimetten mi sayıyorsun?” derler; kendisini bir toplumun üzerinde görenlere; kendini bir şey sayanlara.. Birileri kendilerini toplumda hep çok farklı, daha akıllı, daha düşünceli saymışlardır. Bıraksalar onlar dünyayı da kolaylıkla idare ederler ve toplum onlardan hiçbir zaman vazgeçemez. Öyle sanmışlardır.. Ama mezarlıklar böyle kişilerle doludur..
Ordunun siyasete karışması olayı, hem bu ülkenin başına en büyük felaketleri getirmiştir. Hem de düveli-muazzamanın kabanlamasından korumuştur.
Osmanlı Devletinin son zamanları, Yeniçeri Ordusu’nun çöküşüne ve yerine yeni bir ordunun (Nizam-ı Cedid) ordusunun kuruluşuna şahit olmuştur..
Yeniçeriler, başlangıçta cepheden cepheye koşmuşlar ve girdikleri savaşları kazandıkları için bol ulufe ve ganimet almışlar; ceplerini doldurmuşlardı. Fakat Osmanlı yenilmeye başlayınca, paralı bir asker sınıfı olan Yeniçeriler de ayağa kalkmışlar, ikide bir devlete, saraya karşı isyan etmişlerdi. Padişahlar III.Selim ve II Mahmut bu kurumun kaldırılmasına kesin karar verirler. III.Selim bu uğurda kellesini verir ama II.Mahmut daha başarılıdır.
Yeni kurulan ordu, daha Avrupai, daha iyi silahlarla donanmıştı. ; fakat komutanları her zaman yeteri kadar uzağı gören kişiler değildi. Hele Tanzimat’tan sonra, Saray’ın fena halde ordunun etkisine girdiği ve Devleti ordudan gelen bazı Paşaların idare ettiğini görüyoruz.
Sivil yönetimi dışlayan Paşalar, Dış Güçlerin etkileriyle ülke lehine tarafsız kararlar alacaklarına, güdümünde bulundukları ülkelerin çıkarlarına uygun olarak hareket etmişlerdir.
Çoğu kez de hareketlerin de bir kurmayın titizliğini değil, bir başı bozuk sivilin sorumsuzluğu görülür.
Kurmay mektebinden beri Mustafa Kemal’i kendisine rakip gören Talat Paşa, hep onun tavsiyelerine karşıt askeri oyunlara girmiştir. Bu davranışlar her keresinde ülkeye çok pahalıya malolmuştur.
Bütün bu davranışlar, Mustafa Kemal’de askerlerin pek de siyasetten anlamadığı sonucunu mu doğurmuştu, yoksa bir Cumhuriyet’de ordunun yerinin kışla olması gerektiğini mi görmüştü, bilemiyoruz. Bu bakımdan Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren, orduyu siyasetten uzak tutmak için elinden gelen çabayı harcamış ve bu yüzden bir çok ordudan arkadaşıyla da ters düşmüştür. Kendisi de siyasete karışması gerektiğini anladığı andan itibaren zaten üniformayı çıkarıp dolabına koymuştur.
Atatürk ölünceye kadar, onun düşüncelerini çok iyi anlayan Mareşal Fevzi Çakmak ve arkadaşları sayesinde ordu asli görevine döndü. Bu düzen İsmet İnönü döneminde de sürdü. Fakat , Adnan Menderes’in Başbakanlığı Dönemi’nde ordu birden uyandı ve kendisini rejimin Cumhuriyetin koruyucusu olarak görmeye başladı. Menderes’in kamuoyunu hiçe sayan, kurumları rencide eden davranışları karşılıksız kalmadı ve Ordu ilk kez 27.Mayıs.1960’da yönetime el koydu.
-Albay Talat Aydemir 22.Şubat .1962'de yapılan atama ve tutuklamalara karşı, askeri öğrencilerin de desteğini alarak hükümete karşı direniş hareketini örgütledi
-12.Mart.1971’de Ordu tarafından hükümete bir muhtıra verildi.
-12.Eylül. 1980’ Ordu yeniden yönetime el koydu.
- 28.Şubat. 1997'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu ileri sürülen, ordu ve bürokrasi merkezli hareket Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olmuştu..
Görüldüğü gibi 29 Ekim 1923’den beri ülkemizin yönetim sistemini Türkiye Cumhuriyeti diye adlandırıyoruz. Ama bu Cumhuriyet’ oldukça kırılgan bir Cumhuriyettir ve düşmanları çoktur. En çok alt etme teşebbüsleri dini çevrelerden gelmektedir.. Güçler, bir gecede bir devleti “İran İslam Cumhuriyeti..” ne çevirebilmektedirler. Türk ordusu bu konuda çok hassastır: Atatürk’ten kendisine bu Cumhuriyeti kollama ve koruma mirası kaldığına inanmaktadır. Cumhuriyeti koruyacak Ordu gibi, Adalet gibi …güçler yoksa, Cumhuriyet bir anda “İslam Cumhuriyet”ine çok çabuk dönüşebilir; bunun örneklerini bir çok ülkede (Pakistan, Afganistan, vs.) görebiliyoruz. İslam Cumhuriyetleri bir gecede kurulabiliyor. Ama diktatörlük ordu adına da din adına da kurulabilir. Şöyle bir çevremize bakalım. Baas rejimi neydi; İran’ın rejimi ne…?
Oysa laik bir devlet yapısı hem özgürlüğün, hem Cumhuriyetin ön şartı gibidir. Cumhuriyete veda dediğiniz an, nasıl bir tiranın başa geçeceğini bilemezsiniz. Tiranların, diktatörlerin, başkanların tümü de iyi niyetle gelirler, sonra ülkenin kaynaklarını silip süpürürler, sonra da millet kafa kaldırmaya başladı mı.. coplar işlemeye başlar, tutuklamalar başlar, önce gazeteciler gider sopanın altına, sonra bilinmeyen cinayetler.. Böyledir. Faşizmin ayak seslerini duyarsınız ama ne zaman geldiğini anlayamazsınız. Hitler’i de Alman milleti iyi niyetle başa getirmemiş miydi?
Gelelim cumhuriyetin nimetlerine..
“Ol mahilerdir ki derya içredir, deryayı bilmezler..” ünlü sözdür. Şimdi Atatürk’ten hediye Türkiye Cumhuriyetinin içinde yaşıyoruz ama onun değerini biliyor muyuz?
Atatürk’ün ve arkadaşlarının hediye ettiği Cumhuriyet bu güne kadar yaşadıysa , bu biraz da buna özen gösteren, buna inanan, ve onu kollayan çevreler sayesindedir.. Yoksa liberal pozlarla, ağır partilere yalakalık yapanlar , Osmanlı artığı, Cumhuriyeti bir pula satmaya hazır gericiler sayesinde değil..
Şimdi oturup fasulyenin nimetlerini düşünebilirsiniz..Hele yanında bir de bol salçalı pilav olursa.. Onu da zor bulanlar var. Unutmayın.