Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '09

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
9319
 

Genç kalmanın sırrı - neden yaşlanır ve neden ölürüz?

Genç kalmanın sırrı - neden yaşlanır ve neden ölürüz?
 

Rus bayanlar bir hücreli olabilir. :) (Şaka)


Her ne kadar pratikte öyle olmasa da, bütün tek hücreli canlılar teorik olarak ölümsüzdür. Tek hücreli canlılar yaşlanmazlar. Parçalanmadıkları ve aç kalmadıkları sürece sonsuza kadar bölünür, çoğalır ve yaşamaya devam ederler. Bölündükten sonra geride ceset kalmaz. Canlıların ölümü çok hücreli canlıların ortaya çıkması ile başladı, yani hücrelerin ortak yaşamaya ve aralarında iş bölümü yapmaya başlamalarıyla. 

Çok hücreli canlıların atası bundan 1 milyar yıl önce ortaya çıktı. Pandorina isimli bu canlı türü günümüzde de yaşamaktadır. 16 hücreden oluşan bu hücre topluluğu tam bir çok hücreli canlı değildir. Hücreler yapay olarak ayrıştırıldığında 16 ayrı yeni topluluk oluşturur. Yani her hücre kendi başına yaşayabiliyor. Aynı zamanda çoğalırken de bölünerek çoğalıp yeni topluluklar oluşturabilirler. 

Pandorina'nın ilk görünüşünden sonra ‘Eudorina’ denen 32 hücreli canlı ortaya çıktı. Bu toplulukta hücreler arasında iş bölümü başlamıştı. Bunlarda bir beden ekseni gelişmişti. Besine doğru birlikte hareket edebilmesini ve besini paylaşmasını becerebiliyordu. Eudorina’nın hücreleri de diğerlerinden ayrıldığı zaman kendi başlarına çoğalabiliyorlardı. 

‘Volvox’ isimli canlı hücreler topluluğu ilk gerçek çok hücreli canlıydı. Hücre sayısı yüzleri, binleri buluyordu. Küre biçimindeydi. Hücreler arasında iş bölümü vardı. Ama hep belli bir yanı ileriye gitmekte, geri kalanlar onu takip etmekteydi. O yönde göz işlevi gören ışığa duyarlı pigmentler vardı. Hücrelerinin kamçıları suyu hep birlikte çırpardı. Yani senkronize idi. Hücreleri protein iplikleri bir arada tutuyordu. Bu protein iplikleri senkronizasyon için hücrelere sinyal veriyordu. Aralarında yaptıkları iş bölümünün en önemlisi çoğalma işi idi. Bunlardan gittiği yöne doğru arkada denebilecek yalnız birkaç tanesi bölünerek çoğalabiliyordu. Diğer hücreler bölünemiyordu. Yeni Volvox’u oluşturacak hücreler, üreme hücresinden ayrılıp canlının ortasına düşüyor, orada çoğalıyor, eski hücreler parçalanıp dağılınca ortaya çıkıp yaşıyorlardı. Eski ‘volvox’ hücreleri ceset oluyordu, çünkü bir başlarına kalınca yaşayamıyorlardı. Bu durum benzer bir şekilde insanlar dahil hala böyle sürmektedir. 

100 trilyon hücreden oluşan çok hücreli canlı topluluğu insan, çoğalma becerisi olan hücrelerine geçici bir konak görevi üstlenmiştir. Konuya bu yönden bakarsak insanı oluşturan DNA insan için değil, insan DNA’sının devamı için vardır. Bunun böyle olup olmadığı tartışma konusu olabilir. Ancak bir fikir olarak aklımızın bir köşesinde tutabiliriz. Sonuç olarak önemli olan çok hücrelilikle ölüm olayının birlikte ortaya çıkmasıdır. 

Bir insan vücudu 7 yılda bir baştan aşağı yenilenir. Vücut hücreleri yeni bir canlıya yol açmasa bile yine de bölünerek kendisini yeniler. Ancak bu bölünmeler ve yenilenmeler sırasında devreye başka etkenler girer ve hücre, ona bağlı olarak insan yaşlanmaya başlar. Hücre neden yaşlanır? Kromozomları oluşturan DNA zincirlerinin uçlarında telomer adı verilen bir zincir parçası vardır. Bunlar ayakkabı bağının ucunda, bağ kullandıkça bozulmasın diye yapılmış sert tutuculara benzetilebilir. Hücreler bölünürken DNA zincirlerinin uçlarından telomerler eksilir ve bunların yerine yenisi gelmez. Telomerler uzunken sorun yoktur. Ama kısalıp tükendikten sonra sıra zincirdeki genlere gelir. Genler eksilmeye başlarve yaşlanma olayı gerçekleşir. Yani vücut yenilenecek diye hücreler bölünürken bir taraftan ölüme adım atılmaktadır. Her bölünme sırasında telomer biraz daha eksileceği için yaşlanma hiç durmaz ve ivmesi artarak sürer. Bir zaman sonra bölünen ve ‘yenilenen’ hücreler görevini eskisi gibi yapamaz duruma gelir. Böylece yaşlılık nedeniyle ölüm gerçekleşir (Yaşından daha genç görünenler daha uzun yaşar. Çünkü telomerlerindeki eksilme başkalarına göre yavaştır). 

Anne karnında döllenmiş yumurta hücresi bölünürken de telomerlerde eksilme olur. Ancak hücredeki Telomeraz denen bir enzim bölünme yüzünden ortaya çıkan eksilmeyi yeniden tamamlar. Bu enzimin üretimi doğum gerçekleştikten sonra durur. Böylece doğum anından itibaren yaşlanma da başlar. Demek ki bu enzim yeniden üretilirse yaşlanma ve ölüm durdurulabilir veya geciktirilebilir. Bilim adamları harıl harıl bu enzimi üretmek için uğraşıyor. Şimdiye kadar bazı başarılar da elde edilebildi. Gençlik aşısı denen şey budur. Gençliğin sırrı bu kadar basit. Yapabilen her yıl gençlik aşısı olursa uzun yaşar. Başka bir yol olarak, canlı doğmadan önce genleri değiştirilir veya eklenir. Bu tüp bebek dediğimiz yöntemle aynıdır. Başlangıçtan telomerlerin kısalmasına engel olacak enzimi üreten gen DNA’ya işlenir. O zaman yeni doğacak canlıda aşıya da gerek kalmaz. 

Bazı hayvanların ömrü kısa bazılarının uzundur. Örneğin kediler 15 yıl yaşar. Papağanlar normal şartlarda 100 yıldan fazla yaşar. Deniz kaplumbağaları 300 yıl yaşayabilir. İnsan ömrü hücrelerinin bölünme sayısı ve telomerlerdeki kısalma süresine göre 70-80 yıl olmuş. Ama neden olmuş? Bunun geçmişte yaşayan atalarımızla yakından ilgili olmasından başka güneşten gelen ışınların tam bölünme anında DNA zinciri üzerinde yaptığı değişikliğin de etkisi vardır. Güneşin mor ötesi ışınları aynı zamanda mutasyonlarda da etkilidir. Milyonlarca yıl içinde mutasyonların yaptığı etkiler birike birike hücrelerin işleyişini etkilediler. Belki bu nedenle telomerleri tutan enzimler üretilmez oldu. Mor ötesi ışınlarla canlıda belirlenen özellikler kalıtım yoluyla sonraki nesillere geçti ve insanlara kadar ulaştı. Sonuç olarak güneşin görmediğimiz mor ötesi ışınları insan ömrünün uzunluğunu belirledi. 

Günümüzde ozon tabakasının incelmesi ve delinmesiyle mor ötesi ışınların etkileri artmış bulunuyor. Güneşlenmek D vitamini üretir ama bir de bizden götürdüklerine bakmak lazım. Kanser olma riski var. Kanser olmasak bile bizden sonra gelecek kuşaklar sağlıklı olmayacak gibi görünüyor. 

Böylece bir kere daha insan vücudunun mükemmel olmadığını, yapısının sadece 70-80 yıl yaşamaya izin verdiğini, bunda doğaüstü hiçbir gücün etkili olmadığını ve bu sürenin değiştirilebileceğini gördük. Gelecekte neler olacağını bilmiyoruz. Ancak şunu biliyoruz ki hiç kimsenin ne olacağı önceden yazılmamıştır. Belki günün birinde ölümsüzlük bile bulunacak. Belki bizim neslimiz bile ömür uzatması çalışmalarından yararlanacak. Sağlıklı günler, uzun ömürler dileği ile. 

Bununla ilgili başka bir konu daha var. Virüslerin hücreleri hasta ederken bilmeden yaptıkları bir şey. ‘Virüsler Canlı mıdır’ başlıklı yazımda virüslerin hücreleri kullanıp çoğalmaları konusunu biraz anlatmıştım. Virüslerin bir yeteneği daha var ki inanılmaz. Virüs bir hücreye girip yapısını bozduktan sonra virüs kapsülleri başka bir hücreye giderken dağılan hücrenin genlerinden yanlarında götürüyorlar. Yeni girdikleri hücreye –bu başka bir canlı da olabilir- taşıdıkları genleri kendileri ile birlikte taşıyıp yerleştiriyorlar. Bir kerede 4-5 geni bile birlikte taşıyabiliyorlar. Bu hareket evrimin hızlanmasına sebep oluyor. Ribozomlar bir genin veya DNA parçasının hücrenin kendisine ait olup olmadığını bilmez. Bunula ilgili fikir yürütmez. Onu aldığı gibi kopyalar. Böylece başka bir canlıda gelişmiş olan bir özellik o canlıda da kendisini gösterir. Bu değişiklik az ise veya zararsız ise bir şey ifade etmez. Ama değişiklik fazla olursa o zaman işler değişir. Burada hesaba katılması gereken bir şey de zamandır. Böyle etkilerin görünebilmesi için milyonlarca yıl geçmesi gerekir. 

Biraz da magazin yapalım. Gençliğin sırrını denizlerde arayanlar var. Havyarın iyi geldiği söyleniyor. Deniz otları, deniz sazı proteini, doğal yosun özleri ve balık yumurtası… Derin sularda gençliği geri getirme formülleri bulunuyor. Deniz otları, doğal yosun özleri ve balık yumurtası cilde çok etkili kremlere malzeme oldu. Havyar yani "balık yumurtası", eski çağlardan bu yana biliniyor. Cildi yenileyerek tamir edebilme özelliği olan havyar, gençlik ifadesini geri kazandırıyor. Onu keşfeden kadınlara göre "denizin mücevheri". Çünkü içeriğindeki gizli vitamin ve mineraller yüksek etkili. Kim bilir, belki havyar telomer enzimi içeriyordur veya onun üretimini tetikliyordur. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benim de çok severek öğrendiğim, öğrenmekte olduğum bir konu bu... Bu güzel bilgiler için çok teşekkür ederim. İzninizle bir dip not eklemek isterim: DNA dağılmasın diye uçlarını düğümleyen o telomerler, evet ayakkabı bağlarındaki plastik veya metal uçlar gibidirler ve kimi insanda uzun kimindeyse kısadırlar. Bunun İngilizcesi AGLET. Türkçeye "Bağcık kıskacı" olarak çevirdim. Bedenimizdeki hücreler 100 yılda ortalama 300 kez bölünürler, her bölünmede ölen hücreler yerlerine fotokopilerini koyarlar. Mide zarımız 4 günde bir, kemiklerimiz 9 ayda yenilenir. Kanımızsa 3 ayda bir. Çok çalışan beden tez yıpranır ve her mecburi fotokopide DNA'nın telemorleri biraz daha kısalır. Bu, kopyası alınan bir A4'ün her seferinde üst ve alt satırdan biraz kaybetmesi gibidir. Fakat DNA'nın tamamen dağılması ve hücrelerin ölmesi için telomerlerin tamamen kaybolmasına bağlıdır. Eh, uzunsa insan uzun yaşar, kısaysa kısa, sonucu çıkabilir buradan; fakat henüz kesinlik kazanmamıştır. Selamla, saygıyla...

Mehmet Sağlam 
 19.12.2009 20:08
Cevap :
Teşekkür ederim Mehmet Bey. Saygılar sunarım.  19.12.2009 20:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 125
Toplam yorum
: 274
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 6474
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

İstanbul 1980 doğumluyum. Yüksekokul mezunuyum. İstanbul'da oturuyorum. Dünya ve çevre hakkında düşü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster