- Kategori
- Siyaset
Genel Kurmay Başkanın tehditi ne anlam ifade eder ki?

-Ben doğrusu paşanın ne dediğini anlamadım.
-Paşalar cumhuriyetinin en başında ki paşa.
-Genelkurmay başkanı.
-İlker Başbuğ.
-Öyle bir ses tonlaması ve üslupla tehdit savurdu ki.
-Bundan sonrası malumunuz.
-Aman ha dikkat.
-Yanlış bir kelam buyuran, akan, akmakta olan ve akacak olan kanda sorumluluk sahibi olacak.
-Bilesiniz.
-Böyle sert bir üslup ve tonlama ile tehdit savurmak var ola gelen sorunları çözecekse şayet!
-Böyle sert bir üslup ve tonlama, ölümlerin önüne set çekecekse şayet!
-Gençlerimiz ölmeyecekse şayet!
-Ve bu yaşana gelen dramlar son bulacaksa şayet!
-Ne duruyoruz ki?
-Tabii ki susmak caizdir.
-Lakin bu güne kadar yüzümüze şamar gibi inmedi mi?
-Ve gözlerimizin önünde cereyan etmedi mi yaşana gelen dramlar.
-Kimden ne saklanacak bu saaten sonra?
-Şunu açıkça söylemek gerekir.
-Bu güne kadar, bu ülke insanı akan kanının nedensellikleri hakkında doğru dürüst bilgi sahibi olamadı.
-Ve bu güne kadar yaşana gelen dramlar üzerine doğru bilgi alamadı.
-Gençlerimiz öldü.
-Gençlerimiz dağa çıktı.
-Uzun yıllardır bu topraklar oluk oluk akan kana yol oldu.
-Gelinen noktada başa dönüldü.
-Hiçbir şey çözümlenemedi.
-Hiçbir sorun sağlıklı bir şekilde tartışılamadı.
-İşte efendim her şey ortada değil mi?
-Her şey gün gibi açık değil mi?
-Muhtemel bir ihmalin olduğuna dair sorgulama yapılması bile, bu denli sert üslupla karşılık buluyor.
-Çözümse eğer bu yöntem, herkes parmağını bassın.
-Lakin tarih bu politik tavrın doğru olmadığına dair onca deneyimlerle dolu.
-Bu yöntemin aksine, var ola gelen sorunları derinleştirmekten öteye bir anlamı olmamıştır.
-Ve dikkatinizi bir nokta çekiyor mu?
-Belli kesimler, iktidar baskısını bu denli üzerinde yoğun hissetmiyor.
-Ama asker baskısı ve tehdidi, iktidar tehdidinden daha tedirgin edici bir karaktere dönüşüyor.
-Ve bu durumda gösteriyor ki bu ülkenin asli sahipleri! Olduğunu sananlar, daha bir tedirginlik yaratacak düzeyde sopa gösteriyor.
-Daha bir kaygı verici üslup kullanıyor.
-Sorun çözmek konusunda ise ortaya dökülen ciddi bir açılım söz konusu değil.
-“Biz güvenlik işini hallederiz, lakin sizde ekonomik ve sosyal politikaları hayata geçirin.” Dedi asker yıllarca.
-Bu açılımı toplumun önüne koyan asker, hiçbir zaman var olan sorunun salt bir ekonomik sorun olmadığı gerçeğini kavrayamadı.
-Veya sosyal çözüm politikaları hadisesinde öneriler nelerdi?
-Sosyal çözüm derken “Kürt Realitesi” miydi öne sürülen sosyal politika?
-Tabii ki değildi.
-Asimilasyon politikaları idi.
-Asimilasyon öncelikli çözüm aracı oldu.
-Neden?
-Çünkü güya, gerek İspanya olsun, gerek Fransa olsun ülkelerindeki terör olgusunu asimilasyona dayalı politikalarla çözmüşlerdi.
-Kim böyle bir düşünceyi ortaya koyuyor.
-Askere akredite olan Mine G. Kırıkkanat.
-Milliyetçi solcu olarak kendisini tanımlayan bir gazeteci hanım efendi.
-Her türlü sosyal, kültürel ve demokratik hakların verilmesini savunuyor Mine hanım!
-Ama çözüm önerisi çok net.
-“Asimilasyon.”
-İşte tam da bu noktada, bu zihniyetin nasıl bir gaflet içerisine düştüğüne tanık oluyoruz.
-Oysa biliyoruz ki Kürtler, Kürt kimliği ile yaşamak istiyor.
-Ve Kürt kimliğini, dikkat edin her şeyin önüne koyuyor.
-Her şeyin önüne koyduğu Kürt kimliği anlayışını, asimilasyonla çözme gayreti ve önerileri sürekli olarak geri teper.
-Sürekli olarak sorunlara gebe bir sonuç doğurur.
-Ve çözümsüzlüğün çözümü olur.