Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '13

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
561
 

Geniş bakabilmek, farklı görebilmek

Geniş bakabilmek, farklı görebilmek
 

İnsanoğlu belki de gözleri önde olduğu için sadece önündekini görmeye meyilli. Acaba görme açımız daha geniş olsaydı, düşünce açımız da genişler miydi? Dar kafalılığımız, dar açıdan baktığımız için mi? Gözlerimizi açsak, çevremize baksak, farklı şeyler görebilir miyiz?

İş hayatında birçok ortamda farklı olmanın, aynı şeye bakıp farklı sonuçlar çıkarmanın öneminden bahsedip duruyoruz. Teorik olarak bu konuda herkes hemfikir. Yani başkalarından farklı ve daha iyi çözümler ve yollar bulabilmek için farklı şeyleri görebiliyor olmak ve herkesin göremediğini görebilmek gerekiyor. Bunu biliyoruz da, iş yapmaya gelince yapabiliyor muyuz?  Bildiğimizi uygulayabiliyor muyuz?

Bakıyorum da, yine birçok profesyonel sadece önünde duranı görüyor. Yani ne en bariz, ne en kolay ve ne herkes tarafından görülebilirse, onu görüp, onu yapıyorlar. Oysa rekabet avantajı yarabilmek ve işimizi farklı noktalara taşıyabilmek herkesin gördüğünü ve yaptığını yapmakla olmuyor. En başarılı stratejilerin “farklılaşma” üzerine kurulmuş stratejiler olduğu konusunda sayısız örnek var çevremizde. Peki başarının anahtarı bu kadar yakınımızdayken neden genişlemiyor bu kafalar? Neden yaptığımız ve yapmakta olduğumuzu yapmaya devam ediyoruz durmaksızın?

Bence cevap açık. Kolay.. Çünkü sadece önümüzde duranı görmek işin en kolayı. Önümüzde duranın ötesine, çevresine, etrafına, arkasına bakabilmek belirli bir çaba ve beynimizi işin içine sokmayı gerektiriyor. Alışageldiğimiz kalıpları kırmayı gerektiriyor. Risk almayı gerektiriyor. Yeni bir şeyi denemeyi gerektiriyor. Sorulmamış soruları sormayı gerektiriyor ve tüm bunlar aslında insan doğasına pek te uymuyor. İnsan doğası var olduğundan beri kendini koruma ve türünün devamını sağlama adına kendimizi güvenli alanda tutmayı, risk almamayı, o güne kadar yapıp ta ayakta kaldıysan, öğrenilmiş olanı devam ettirmeyi fısıldayıp duruyor kulağımıza. “Dışarısı tehlikeli, mağaranın içinde kal. Kontrol alanının dışına çıkarsan yok olabilirisin” mesajını verip duruyor.

Bizde “nasıl lider olunur”, “başarılı insanlar nasıl fark yaratır” konulu seminerlerde insanlara risk almayı, kontrol alanlarından çıkmaları gerektiğini, yaratıcı düşünme felsefesini öğretmeye çalışıp duruyoruz. Oysa biri çıkıp dese ki “doğamıza aykırı” belki bu kadar çaba göstermezdik..

Öte yandan umut bağladığım başka bir doğal güç var. İnsanoğlunun gelişmeye olan açlığı. Yani güvende olmayı, risksiz alanda kalmayı, mağaramızdan çıkmamayı tercih etsek te, bir o kadar da güçlü olan “ilerle ve geliş” dürtüsü var içimizde. İşte benim bütün umudum bu dürtü. Gelişmeye olan ihtiyaç, kendini aşmaya olan tutsaklık. Bu ne kadar fazla olursa, kişinin farklılık arayışı ve daha iyisine doğru olan hareketi hiç durmayacak gibi geliyor bana. “Ölme riskini bile göze alarak daha iyi bir bene ulaşmak için mağarasından çıkan adam” figürüne umut bağladım. Bence bunu yapanların ölmediğini ve aslında daha iyi yiyeceğe, daha iyi bir mağaraya ulaşmanın yolunun buradan geçtiğini gören diğerleri de cesaretlenecek. Yapanlar sadece kendileri için değil, ait oldukları grubun da dinamiklerini değiştiriyorlar. İşte burada grubun liderine de çok iş düşüyor. Lider mağaradan çıkmazsa, hatta çıkanlara engel olursa riskleri ve olumsuz örnekleri önlerine koyarsa hiç kimse bunu göze alamaz ve doğru olan davranış “otur oturduğun yerde, bulduğunla yetin” olur. Bence birçok şirketin farklı bir strateji geliştirememesi öncelikle liderlerinin bu şekilde davranmasından kaynaklanıyor. Liderler teorik olarak değişimden , risk almaktan bahsedip iş gerçek hayattaki davranış ve tutumlara gelince mağaralarına kapanıyorlar. Söylediklerini destekleyecek davranışlarda bulunamıyorlar. Kısaca onların gelişim isteği, korkularına yenik düşüyor.

Ey yöneticiler! Taş devri geçti, bitti. Devir, mağarasından çıkan, fırsatları yakalayan adamın devri. Aynı şeye bakıp, farklı olanı yakalayabilenin devri. Tüm o bakış açıları, fikirler, değişik yollar, mağaranızdan kafanızı çıkarıp etrafınıza bakmakla görülebilecek kadar yakınınızda. Gözünüzün açısı darsa, boynunuzu çevirin. Boynunuz yetmiyorsa takımınızdan destek alın. Takımınız ile sırt sırta vererek çevrenizdeki her şeyi görebilecek bir ortam yaratabilirsiniz. Amaaa, herkes sizin gördüğünüzü görsün, herkes sizin baktığınız yöne baksın derseniz, o en kolayı. Dizin herkesi tek sıraya, takın gözlerine at gözlüklerini ve sormayın bir daha neden benim işim büyümüyor diye. Çünkü dar açılar, dar sonuçlar yaratır..... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne güzel noktalamışsınız yazınız. Dar açılar, dar sonuçlar yaratır. Hayatta geniş bakmayı öğrenebilmeli ki gözden kaçırdığımız detaylar daha az olsun. Hayatın daha farklı yönlerini görebilelim.. Esenlikler dileğimle..

rukiye orhan 
 29.01.2013 12:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 398
Kayıt tarihi
: 13.11.12
 
 

Çiler Yıldız Yönetim Danışmanı, Konuşmacı, Yazar “Yaptığım iş, kişileri ve şirketleri old..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster