Gerçek multivizyon yapımcısı ayda ortalama iki bin kullanılır kare fotograf çeker. / Fotoğraf / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '11

 
Kategori
Fotoğraf
 

Gerçek multivizyon yapımcısı ayda ortalama iki bin kullanılır kare fotograf çeker.

YAZI DİZİSİ: 24

Türk insanı – Türk’ün sanat anlayışı – Türk fotograf tarihçesine özet bakış –  Türk’ün Dünya ülkeleri önünde medeniyet katına çıkamama sebepleri – San’at dünyasında acı rekabetin vurduğu piyasa ve iş adamları – Adı rekabet olan, aslı rezaleti aşamayan işler sonunda, bugün Türkiye’nin vardığı olumsuz  neticeler.

Ali Üstündağ’ın hikâyeleri anlatmakla bitmez. Florance Nightingale hemşirelik okulu için Manajans bir hayır gecesi düzenleyecek, o gecede de bir multivizyon yapılacak olduğu için, Ali mikrop kapmasın diye, hastahane fotograflarının çekimini benim yapmamı istediler. Çekim için izin alınan hastahaneye gidip, mikrop olmasa da Ali’nin yapamayacağı çekimleri yapıp, Manajans’a teslim ettim. Manajans diyorum. Çünkü ben neredeyim, Ali asla orada yok. Nedense benden Azrail görmüş gibi devamlı kaçıyor. Aslında kaçmasının nedeni de belli. Arkamdan konuştuklarının kulağıma geldiğini biliyor. Herkesin ortasında kalay yemekten kaçıyor. Gösterinin yapılacağı gece için, Jeffi Medina bizi de ısrarla davet etti. O gece biz de orada ispat-ı vücud eyledik. Türkiye’nin tüm yaşlı, başlı, paralı ve kaymak tabakası orada. Ve bu kişilere yaşatılacak güzel bir geceyle birlikte, masalardan bağış da toplanacak. Önce salona gelen kişilere baktım. Baktığım kişileri vicdan ve cüzdan olarak tarttım. Gece için toplanacak olan rakkamın, o günün parası ile İkiMilyon ile İkiBuçukMilyon lira civarı olacağına karar eyledim. 

Her profesyonel hata yapar. Ancak bu hata %2 civarını aşınca, asla  kabul görmez. Zannımca o gecenin mecmuu, çok yanlış düşünülmüş ve  baştan sona hata idi. Gece Süheyl Denizci orkestrasının yaptığı caz müziği ile başladı. Ve öyle de devam etti. Bir ara Süheyl ile görüşürken, kendisi bile bu müziğin bu gruba pek oturmamış olduğunu söyledi. Vehbi Bey bir yanda. Sakıp Bey bir yanda. Caz müziği cız diye başka bir yanda. Ezcümle ruh denen en önemli husus yok ortada. O arada bir nefes arası oldu. Beni önceden de tanıyan Amerikan konsolosunun muhterem eşi bana gelip, Multivizyon konusunda bazı şeyler sormaya başladı. Ben de kendisine bu multivizyon ile birkaç fotograf çekimi haricinde bir ilgimin olmadığını, tümü ile yapım işinin Ali Üstündağ ve Manajans’a ait olduğunu, beklerse Ali’yi bulup getireceğimi söyledim. Kadıncağızın sıkıntısı mühim olduğu için beklemeye başladı. Ben de Ali’yi bulup hatuna götürdüm. Ali’yi tanıştırırken, sayın Amerikan konsolosu muhterem  eşinin, kendisine önemli bazı sualleri olacağını da ilâve ettim. Ve Hanımefendinin izinleri ile Onlardan ayrıldım. Üç Dört adım attım ve Şeytan dürttüğü için dönüp arkama baktım ki; Ben Ali’ye değil; bir duvara konuşmuşum sanki. Ali de basmış gidiyor. Ve kadıncağız şaşkınlık içinde ortalarda kalmış arkamdan bakıyor! Akıl sır ve izan alacak iş değil. Geri döndüm ve tabii “-Ne oldu?” diye sordum. Kadıncağız “-Ben hiç-bir-şey   anlamadım. Sadece yürüdü ve gitti. Bu kişimi multivizyonu yapan? Şayet buysa konuşmasam da olur. Keşke Siz yapmış olsaydınız.” dedi.

Florence Nightingale öldükten sonra, hemşirelik müessesesi yok olmaya yüz tutunca, İki anne halam, başkaları da hemşire olsun diye, gönüllü hemşire oluyorlar. Türkiye çapında tanınmış bir ailenin İki kızı hemşire olunca, hemşirelik müessesesinin tabiî olarak önü açılıyor. Ve başka aileler de kızlarına hemşire olması için, izin vermeye başlıyorlar. Hâl böyle olduğu için, ben de yaptığım çekimlerin karşılığı olarak Manajans tarafından bana verilen 25.000.-TL. tutarındaki çeki, o akşam bu hemşire okuluna bağışlamak üzere, cüro edip, yanıma almıştım. Evet yemekte caz beni de pek sarmamış, tadım kaçmıştı ama, gece hep cazla devam etmeyecekti elbet. Multivizyon sonrası, bizim programlarımızda hep olduğu gibi, yeni bir Dünya’ya göz açacağımızı ümit ediyordum ki; multivizyon başladı. Multivizyonun ortasında, gayr-ı ihtiyâri elim gömleğimin cebine gidip, söz konusu çeki aldı. Aynı anda diğer elimle de portföyümü aldığım gibi, o çek oradan bir daha çıkmamak üzre, portföyüme girdi. O akşam toplanan para: 125.000.-TL. kadar, o toplum için çok komik bir paraydı.  Ve biz bir daha Manajans’a multivizyon için hiç servis vermedik. Çünkü o işleri bizim yaptığımızı zanneden zümre önünde, rezil olmamız işten bile değildi. Multivizyon bilenin elinde herkesi zirvelere taşıyacak bir araçken, bilmeyenin elinde de, herkesi mezarlara sokacak bir silâhtır. Ve nitekim o bilmeyenlerin yaptığı multivizyon, sonunda multivizyonu mezara sokmuştur.

Askeri Müze Kurtuluş savaşının bir multivizyonunu yaptırmak istediği için, bakanlık bize müracaat etti. Senaryosu 100.000.000.-TL. yazılmış, bir içler acısıydı. Yazara bu milyonlar verildiği tarihte, Ankara’nın iyi semtlerinde rahat rahat İki ya da Üç kat almak mümkündü. Bu YüzMilyon liralık senaryodan, herkes çok memnun ve çok emin olduğu için, işin kontrolünde bulunacak olan TRT ile yaptığımız anlaşmada, “Senaryo üzerinde tek kelime değişmesi halinde, tüm senaryo TRT’ye baştan onaya gider.” diye, ilk bakışta makul gibi görünen, bir madde vardı. Ve işin yapım süresi de, Dört ay olarak belirlenmişti. Zîra, projeksiyon perdesi dahil, bütün cihazların alınımı da bize ait işler zümresindendi. Normâl senaryo sayfalarının toplam kalınlığı 1.5 cm. kadardı. Biz bu senaryoyu çekim senaryosu için düzenlemeye başladıkça, senaryoda çok ciddi ve akıl almaz hatalar yapılmış olduğunu gördük. Devletin bir heyete tasdik ettirerek satın aldığı senaryoda, sadece OtuzSekiz tarih hatası vardı. Daha doğru bir değişle: Her tarih hatalı yazılmıştı. İbare ve ifade hataları, saymakla bitmeyecek kadardı. İş bittiği zaman, TRT’ye düzeltme onayı için gidip gelen senaryoların, yerden yüksekliği: 86.5 cm. olmuştu. Tam iş teslimi esnasında, bitmiş iş üzerinde, halifenin ılgağı tarihinin de yanlış olduğu tespit edildi. Ve sil baştan, tüm metin Beş spiker tarafından baştan okundu. Ve montajı ile senkronu yapıldı. Bu şeklide Dört ayda teslim edilecek iş, BirBuçuk senede O günün parası ile BirBuçuk Milyar lira zararla bitip, teslim edildi. Ve 100.000.000.-TL gibi inanılmaz bir fiyata mâl olmuş olan berbat senaryosu yüzünden, multivizyon hiçbir şeye de benzemedi. İşi teslim ettiğimiz gün. “-Bize Bir ay müsaade edin. Biz Size bu senaryo ile bağdaşık, başka bir iş yapalım. Ve de bunun için para da almayalım.” dedik ama, askerin mantık duvarı ile TRT’nin izan çukurunu aşamadık. Şunu da hemen ilâve edeyim ki; Bu işin ilk başında çok insanın yaptığı üzre: Biz senaryoyu tüm hataları ile işlesek, işi de Dört ayda teslim etsek, iki kişiye vereceğimiz, iki mini ses kayıt cihazı ile bu işi bitirebilecek durumdaydık. Zannımca tek kaybımız, bizim kumaşın işlemesinin bu akılda olmayışı idi. O zaman zararımız BirBuçukMilyar değil; OnBeşBin lira olacaktı. Türkiye’nin ziyanı ise; yine aynı kalacaktı. Zîra, ortaya çıkan gösteri, en rezil ve hiç kullanılmaz bir multivizyon olmuştu. Üstelik ve ne yazıktır ki; hem makine parkı açısından, hem de işleniş açısından, Orta Doğunun en büyük projesiydi.

Bu iş dolayısı ile Ankara’ya gidip gelirken, gördüm ki; Turizm Bakanlığı ile yaptığım çalışma esnasında tanımış olduğum Zeynel Yeşilay da, On makine ile multivizyon yapmaya başlamıştı. Ne yazıktır ki; zevkle hazırlanmış turistik bir programından başka bir eserini görmem de nasip olamamıştı. Bir bilgi alış verişinde de bulunamamıştık. Yine önceden yazdığım gibi Ankara’da iki makine ile multiplay olarak: Ozan Sağdıç’ın ve Sıtkı Fırat Üstadın da çalışmalar yaptığını biliyorduk. İzmir’de Mimar Kortan Tümerdem’in de 6x6 ebadında ve yanılmıyorsam Altı adet projeksiyon makinesi ile multivizyon yaptığını da kayda alalım. Hatta Sapancı Holding’in İstanbul Saman Pazarındaki eski Holding binası yönetim katına yapılacak bir kompleks için, kimse yapımına cesaret edemeyince, bizden recacı olunmuştu. Biz bu işe girince, Holdingin multivizyon işlerini yapan Kortan Tümerdem, iyi bir müşterisini kaybedebileceği endişesi ile, çok haklı olarak bizlerle tanışmak istedi. Karşılıklı yaptığımız dostane sohbetler o kadar ilerledi ki; onun kullandığı makinelerden, bizim elimizde olan ama hiç kullanmadığımız 6x6 Ralli bir projeksion makinesini bile kendisine armağan ettik. Ve bunu yaparken, kendisinde fazladan Bir Kodak Carosel olsa, Onun da o makineyi bize vereceğinden emin olarak bunu yaptık. Türklerin yeni yeni öğrenmeye başladığı ana prensip: Esas hedefin rakibe vurmak ya da rakibi vurmak olmadığı, rakip ile birlikte kaliteyi sürekli yükselterek, piyasayı yönetebilme, prensibidir. Alıcı her zaman herkese yetecek kadardır. Piyasayı bozanlar ise; nefesi piyasa ve rekabet şartlarına yetmeyen ve yetmeyecek olan zavallılardır. Ve bu zavallılar da her zaman açık seçik bellidir. Onlara ön aldırmaksa; ayrı bir safdillilik ya da zavallılıktır. Bu sebeple Türkiye akıl almayacak kadar büyük zararlara da uğramıştır.

Haydar Volkan

Çiftehavızlar:20.Aralık.2012

Bu yazı dizisi, başlığındaki konularla ilgili olarak, devam edecektir. Lûtfen takip ediniz. Ki; bilmediğiniz çok enteresan konulara vakıf olunuz. Hem kendinizi hem de çevrenizi tanıyınız. 

 
Toplam blog
: 148
: 492
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..