- Kategori
- Anılar
Gerçekten düşünüyor muyuz?

Ortaokul yıllarımdı ve karnelerimizi aldığımızın takribi bir hafta sonrası, bir perşembe günü babam ile birlikte dayımın işyerine gitmiştik. Biraz oradan buradan sohbet, biraz ülke meseleleri derken, söz karneme gelmiş ve dayımdan kocaman bir aferin almıştım.
Sonrasında ise dayımın babacan ses tonu ile " Erol, pazartesi gelir işe başlarsın koçum" sözü ile ayrıldık. Ve itiraf etmek gerekirse heyecandan o dört gün geçmek bilmedi bir türlü.
Ve pazartesi geldi çattı. Kalbim pıt pıt atarken, daha önce yüzlerce kez devamlı geldiğim işyerine geldim. Ama bu defa daha farklı bir gelişti, sanki büyük bir iş adamı edasında, dağları ben yarattım dercesine girdim içeri.
Önceleri, çay getir- götür, yerleri süpür, aletleri temizle, anahtarları getir- götür, yerine koy vb. gibi ufak tefek işlerle işe koyulduk. Basit konular diimi ama aslında her getir - götürde o anahtarı veya parçayı ögreniyordum farkında olmadan. Tekrar istendiğinde ise biliyor edaları ve doğru anahtarı uzatmanın mutluluğunu yaşıyordum.
Ustalaştıkça, işi öğrendikçe daha büyük bir iş veriliyordu. Bunun gururu ise bir başkaydı. Saç kesme makasında saç kesmek, torna tezgahını temizleme görevi, bir lama demirine delik açmak, pafta ile diş açmak, kaynak yapmak, oksijen kaynağını kullanmak, tornada diş açmak, torna tezgahına geçmek vs.. Her aşama da ayrı bir gurur, ayrı bir sevinç.
Ve cumartesi günü geldiğinde saat 1300 gibi işyerinin temizliğini yapmayı müteakip haftalıklar alınarak, haftanın yorgunlugunu atmak üzere işyerinden ayrılırdık. Sonrasında bir banyo ve temiz elbiselerin giyilerek sinemaya gidişimiz, para kazanmanın vermiş olduğu gurur ile caddelerde gezmek.
Özellikle o ilk haftalığımı alışımı unutamıyorum. Alın terimin karşılığında ilk kazandığım paraydı. Her ne kadar daha sonrasında haftalıklarımın babam tarafından dayıma verildiğini ve dayımın da bir miktar daha üzerine katılarak haftalığımın katmerli olarak verildiğini sonradan öğrensemde benim alın terimin karşılığıydı kısacası.
Bugünlerde yine okullar kapanıyor, karneler alınıyor. Ama o zaman büyüklerimizin, üniversiteyi kazanamazsa bile bir meslek sahibi olur düşüncesi ile, bizlerin bileklerine taktıgı altın bilezik gibi bir meslegi acaba kaçımız çocuklarımıza kazandırabiliyoruz?
Yaşam bir satranç masası gibi ve bizde bu masa üzerinde doğru zamanda doğru hamleleri oynamalıyız.
Resim:www.cognitivetools.com