​ Geri dön... ! / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '07

 
Kategori
Blog
 

Geri dön... !

Geri dön... !
 

Sevgili Haşim, nereye saklandıysan çık artık!
Ve lütfen geri dön !

Cuma günü, akşamüzeri saatleriydi. Büro komşum deep reflaxion (Habişşş) le birlikte blogları dolaşıyorduk son son. Uzunca bir süredir, o da blog üyesi olduktan sonra yani, tek konumuz blog olmuştu. Blogla yatıp, blogla kalkıyorduk artık. Sıra üç kadın hukukçunun sonuncusuna gelmişti. Hatice de üye olmak üzereydi. Laf aramızda kıskanmaya başlamıştı bizi. O da tanıyordu artık, blogdaki arkadaşlarımızı. Hatta son fırtınayı o da bizimle birlikte yaşamıştı sanki.

Tam ona sevdiğim arkadaşlarımı ve bu arada Haşimce 'yi anlatırken...

Bi baktık ki, sayfa bomboş...

Yanlış baktığımızı sandık önce. Bir daha kapadık açtık, yine aynı. Haşimce xx olmuş. Bütün yazılar kalkmış. İnanamadım uzun bir süre. Az önce, yorumuna yanıt vermiştim. Eğlence yapacaktık, şampanyalar patlatacaktık hep birlikte. Fırtınanın dinmesini kutlayacaktık.

Bilenler bilir, Haşim blogda en sevdiğim, takdir ettiğim , ince,naif yüreğini ortaya koyduğu yazılarını büyük beğeni ile okuduğum arkadaşlarımın başında gelir.

O'na can arkadaşım derim ben. Kardeşim derim. Hatta 7 kardeş olup, altısının kız olduğunu öğrendiğim yazısına, bir ablası olarak , beni de eklemesini istemiş, o da büyük bir sevinçle kabul etmişti, bu önerimi. Gurbet ellerde bi başıma,çocuklarımdan da uzak yaşasam da, blogda bi kardeşim vardı benim. Hatta beni aramada zaman zaman ihmalkarlık gösteren erkek kardeşime bile Haşim'i anlatmış, nazire yapmıştım tatlı tatlı. Haşim, bunu da bilir.

İsimsiz bir blog romanı dizisini, heyecanla takip edenlerdendim. O 'na ,esas oğlanı da ağlat demiş,önerimi yerine getirince de, pek beğenmiş, alkışlamıştım sonucu. Doğrusu hakkıyla yerine getirmişti. Çünkü O, ağlamasını bilen erkeklerdendi.

Babası için yazdığı " O tam bir İstanbul beyfendisi idi " başlıklı yazısı; yine onun ince duygularını, klasik " erkekler duygularını göstermez" önermesinin dışında kaldığını , duygularını açıkça ortaya koyan bir insan olduğunu ve babasına olan hayranlık ve sevgisini ve insan yüreğini ele veriyordu...

Biricik oğluna olan düşkünlüğünü, nasıl onun üzerine titrediğini, onun için neler yaptığını, her fırsatta ona olan sevgisini nasıl dile getirdiğini paylaştı bizimle.

Bu sevgi öyle özel ,öyle tanımsız, öyle dokunulmazdı ki, yorumlara bile kapadı yazısını. Sadece paylaştı bizimle yüreğini.

Sonra bi gün mola vermeye kalktı. "Yoruldum ben "dedi. İki gün sürdü. " Anadolu'da bir kızım var, öğretmen olacak " projemizi duyunca, herkesten önce kalktı geldi. Blog döşendi ve yine herkesten önce katıldı kampanyaya. Ve "artık benim de bir kızım var Anadolu'da, öğretmen olacak " dedi.

Fulya'nın İvan olduğu blogunda, tutulduğum gülme krizleri yüzünden mideme kramplar girdi. Hep, aynen resmindeki gibi gülen yüzü ile bakıyordu yaşama. Belki içinde acıları, hüzünleri vardı mutlaka her insan gibi. Ama o hep, gülen yüzünü gösterdi bize.

Aslında hayata gülen yüzle bakan insanlar, en çok duygulanan, en çabuk yara alan insanlardır. Naiftir onlar. Ve kırılgan.

Her ne kadar belli etmemeye çalışsalar da, görenler görür o hep gülümseyen yüzlerin ardındaki kırılgan ve naif yürekleri...

Hafta sonu, Yağmur zamanının konuklarıydık , Deniz'le birlikte. Haşim'i konuşup, nedenlerini anlamaya çalıştık. Bu gün, buraya Kütahya gezimizin blogunu girecektim aslında, gezi fotoğraflarımızla birlikte.

Ama yaşadığımız fırtına sonrası gelen yorumların cevapları , Aynur'un dönüş blogu, onun yorumları derken.....

Sevgili Harun Deniz'in yorumu çarptı birden gözüme. Sevgili can arkadaşım Haşim'cenin gidişini bu olaylara bağlıyordu.Bu nekadar doğruydu ya da ne kadarı doğruydu, bilmiyorum.

Ama Kütahya bloğundan , işlerden, yazışmalardan da önce yapmam gereken tek bir şey vardı. Bunları yazmak.

Sevgili Haşim, O, leylakların, sümbüllerin, erguvanların içindeki, tertemiz , sevgi dolu ,verandalı evlerde hatta benim ağacın tepesindeki kulübede yaşadığımız, puf börekler açtığımız, yoğurtçu amcanın her gün yanımıza uğradığı, kızların hala kahvaltı hazırlıklarını sürdürdüğü, BİZİM MAHALLEMİZİ bırakıp nereye gidiyorsun ?

Hem bana söz vermiştin sen, biz Sevimle börekleri açarken, çayı hazır edecektin !!!!Gölün kıyısında kahvaltı edecektik hani, bütün blog ? Çaysız kahvaltı olur mu Haşim ?

Hem sensiz projenin ne tadı var ki...

Anadolu'da ki kızımız , öğretmen olup da bizi görmeye geldiğinde, biz ona ne diyeceğiz Haşim?

Ben senin, gülen yüzünü görmek istiyorum sayfanda.

Ve aynı o gülen yüzün gibi rengarenk kır çiçekleri açmış yazılarını...

Bizi lütfen eksik bırakma Haşim.

Sanki, bir tarafım kopmuş gibi. Sağ kolum, sağ ayağım ...ne bileyim işte.

Eğer bunları bana yazan sen olsaydın, ben anlardım seni.

Biliyorum ki; sen de anlayacaksın beni.

Ve bunları tüm blog arkadaşlarım adına yazıyorum. Bilirsin , projeleri yürütmek görevi hep bana düşer.

Tüm yürek sevgilerimle...



*Resim: neşe evrim- en sevdiğim resimlerimden olan" bozhane'de sonbahar "adlı resmimi Haşime armağan ediyorum bu sayfamdan. (Tekne mi gerçek, yoksa yansıması mı ? Birinden biri eksik olsa, tadı kalırmıydı, resmin ? )
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=45243 (proje bloğumuz)
 
Toplam blog
: 171
: 2319
Kayıt tarihi
: 15.02.07
 
 

Düşünen, üreten, kendine, insana, çağına sorumlu, tavırlı, taraflı , çağdaş ve yüzü aydınlığa dön..