​ Gezi: Kordelia dedikleri... (2) / Gezi - Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '14

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Gezi: Kordelia dedikleri... (2)

Gezi: Kordelia dedikleri... (2)
 

wowturkey.com


Trenimiz dolu dizgin koşuyor… Balıkesir’den çıktık. Aman Allah , dağlar , tepeler… Küçücük kasabalar, köyler… Akıp, bakıp geçiyoruz.
 
Nerelerden mi geçtik … Balıkesir’den sonra sayayım, Ege istasyonlarını: Çukurhüseyin, Soğucak, Çalıköy, Savaştepe, SOMA, Kırkağaç, Bakır, Çobanhasan, Sünnetçiler, AKHİSAR, Kapaklı , Kayışlar, İshakçelebi, Hacırahmanlı Saruhanlı, Karaağaçlı, MANİSA, Horozköy, Muradiye, Ayvacık Emiralem, Menemen, Çiğli, Halkapınar, ALSANCAK… Eski zamanlarda olsa tren BASMANE Garına kadar giderdi. Yok artık öyle şey…
 
Gitmeden önce, sorup soruşturmuştuk.. Bizimkiler KARŞIYAKA’da yaşıyorlar. Oraya gitmek için trenden nerede inmemiz gerekir… Sonra , ne yapmamız gerekir? Nazmi Bey kardeşim açıklamıştı : “Çiğli’de inersiniz… Orada Metro’yu beklersiniz… O sizi Karşıyaka istasyonu’na kadar götürür..” Demek ki hedefimiz Çiğli… ne var dı Çiğli’de. Benim aklımda kalmış… Bir hava üssü…” Doğru mu? 
 
Yukarda saydığım istasyon isimlerini gördünüz mü? Ne kadar hoş;  ne kadar bizden ve tarihimizden. Bir de bunların yanında bir AVM’ye gittiğiniz zaman oradaki Mağaza isimlerini düşünün..! Allah muhafaza… Sanırsınız, Gavuristan’a geldiniz. İngilizce isimler mi istersiniz… Fransızca, İtalyanca… ve  Uydurmaca.. bir sürü garip isimler… Bir de şu isimlere bakın : Hacırahmanlı, Saruhanlı… Bizden ve tarih kokuyor. Her bir ismin üzerine bir “Tarih” yazılabilir.
 
Evet, hedefimiz belli.. ÇİĞLİ… Trenimiz koşturuyor. Manisa’ya  doğru görünen  kocaman “Spil” dağını hatırlıyoruz. Ve Manisa gezimizi, yediğimiz, Manisa Kebabını düşünüyoruz. Güzel miydi? Boşver… demek ki yerine düşememişiz…
 
Kızım zaten telefon etti. “Baba, merak etmeyin, ben sizi Çiğli istasyonunda bekleyeceğim…” Oh.. Rahatlama diye buna derim… Eskiden olsa, Basmane’de inersin, istediğin yere gidersin.. İzmir bu kadar büyük değildi ki. Şimdi yayıldıkça yayılmış, besbelli…
 
Menemen’e doğru trenimiz  Gediz Nehri boyunca koşturuyor. Nehir bazı yerlerde genişliyor; bazı yerlerde daha dar bir boğazdan akıyor.. Ama genellikle pek de temiz değil.. neyimize sahıp çıkabiliyoruz ki, nehirlerimize sahip çıkalım. Kaynaklarda Gediz’in kirliliği için şunlar söyleniyor:
 
“Sonuç olarak eski çağın en önemli yerleşim havzalarından olan Gediz Nehrinin bugün için kilometrelerce uzunlukta bir açık kanalizasyon isale hattına dönüştüğü ifade edilmektedir. Bu şekilde, Nehrin flora ve faunasıyla can çekişmekte ve kendisiyle birlikte içinden geçtiği, Ovayı da ölüme götürdüğü dile getirilmektedir. Bunun sorumluları olarak çevre duyarlılığı olmayan açgözlü sanayici ve işletmeler, oy kaygısıyla hareket eden yerel yönetimler ve şüphesiz merkezi idare gösterilmektedir” 
 
Uzaktan da çok güzel görünüyordu ama, demek ki neymiş..!? Yüzmek için  girilmezmiş..! Yazıklar olsun, böylesi kalkınan Türkiye’ye…
 
Menemen’den sonra görünen portakal bahçeleri, Nar bahçeleri artık farklı bir iklime girdiğimizi gösteriyordu. Oysa biz Bandırma’dayken , bizim evin kaloriferi yanıyordu. Belli ki İzmir’de sırtımız ısınacak. Kalın şeyleri artık sırtımızdan çıkarabiliriz. Yaşasın İzmir yaklaşıyor… İzmir yakınımızda…!
 
Ve Vatman’nımız Çiğli istasyonda duracağımızı işaret etti. Eskiden olsa “Ateşçi” derdik; Şefdötren” derdik… Şimdi ne diyorlar bilemiyorum. Ama trende etkili bir anons sistemi var. Büyük istasyonları söylüyorlar. 
 
Bu arada telefonlar konuştu… Artık kızımızın istasyonda olduğunu biliyoruz. 
 
Nihayet tren durdu. İndik. Kızımızla sarılıştık . (Ağlaşmadık..!)
“Baba bekleyin, biraz sonra aynı hat üzerinden metro gelecek; o bizi Karşıyaka’ya götürecek ..”dedi, Bense , bilet almamızı önerdim. O, tren biletinin metroda da geçerli olduğunu , söyledi. Biraz şaşırdık… Neler oluyor bu dünyada. 
 
Beş dakika sonra (zaten ışıklı levhalarda gösteriyor) bu kez Metro geldi. Bindik, birkaç istasyon sonra… madem istiyorsunuz onları da sayıvereyim: Çiğli, Mavişehir, Şemikler, Demirköprü, Nergiz ve nihayet KARŞIYAKA… Ondan sonra da metro devam ediyor ama Karşıyaka bizim için son durak…
 
Karşıyaka’da indik. Sallanıyoruz… Biraz galiba açız da… Kızım halimizden anladı. Bir sürü peronlardan filan geçtikten sonra hemen yakındaki bir çorbacı’ya gittik. Onlar İşkembe istedi.. Tamam. Ben “üçünden karışık” istedim… Boş boş baktılar. Anlattım: “ Paça, İşkembe, Mercimek…karışık olacak..” Anladılar.  
 
Gele gele, Hanıma, kızıma birer tas işkembe geldi. Bana , üç tas büyüklüğünde bir sahan içinde “Karışık Çorba” geldi. Herhalde öyle anladılar, bir tas Paça, .bir tas İşkembe, bir tas da Mercimek koymuşlar, karıştırmışlar, getirdiler… aman Allah bu kadar çorbayı kim içer..? Neyse çıkarken 25 TLsını tosladık. Bandırma’da bir tas çorba 3.5 TL sı.. Aman Allahım biz nereye geldik. İzmir diye Paris’e gelmeyelim..?
 
Anladım ki büyük kentlerde yaşamak kolay değil. Bir tas çorba 7.5 Lira… 
 
Kızım, evin yakın olduğunu, taksiye gerek yok , dedi. Ama bizi sürpriz bir yere götüreceğini söyledi. 
 
Yürüye yürüye… (benim için giderek zorlaşıyor..) Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın anıtının bulunduğu bahçeye geldik… Geniş , güzel , açlıklı bir yer. 
 
Birer çay içtik…  Selam olsun İzmir’e… Selam olsun Zübeyde Hanım’a… Ve teşekkürler bize İzmir’i yeniden hediye eden Atatürk’e…
 
Dinlendik. 
 
 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..