Gezi'de 1. yıl dolarken! / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '14

 
Kategori
Güncel
 

Gezi'de 1. yıl dolarken!

Gezi'de 1. yıl dolarken!
 

Gezi'nin popüler sloganı, "her yer Taksim, her yer direniş" oldu.


Gezi eylemleri sırasında yitirdiklerimizin anısına!

Gezi eylemleri başlayalı bir yıl oldu.

29 Mayıs sabahı saat beşte Parka baskın yapan polis, çadırları söküp inşaatın yeniden başlamasını sağladı.

O ana kadar Gezi Parkı’na yönelik düzenlemelere gösterilen tepkiler, herhangi bir şehirde herhangi bir belediye kararına gösterilen tepkiler gibiydi.

29 Mayıs günü gerçekleştirilen polis baskını, vicdanları da kanattı.

Bütün Türkiye ayaklandı.

CHP’nin Kadıköy’de yapacağı miting iptal edildi ve herkes Taksim’e çağrıldı.

Kılıçdaroğlu da Gezi Parkı’na gelerek, eylemcilere destek verdi. O günden sonra eylemler süresince CHP’li vekiller, eylemcileri yalnız bırakmadı.

Sırrı Süreyya Önder ise başından beri Gezi Parkı direnişçilerinin yanında oldu. Hatta kepçenin önüne geçmesiyle Gezi eylemlerinin unutulmaz simgelerinden biri haline geldi.

FATİH’İN İSTANBUL’U FETHETTİĞİ YAŞTA, GEZİ’YE SAHİP ÇIKMAK!

İslamcıların pek çok sevdikleri şiirin bir bölümü şöyle:

“Yürü hala ne diye kendinle savaştasın,

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın”!

Tesadüf bu ya, eylemlerin mahalli nitelikten çıkıp hem şehir ölçeğinde kitleselleşmesi hem de meselenin “iki ağaç”tan öte olduğunu anlayıp ülke çapına yaygınlaşması da o gün başladı.

O gün 29 Mayıs’tı!

29 Mayıs, bilindiği üzere İstanbul’un “fethi”nin de yıldönümü!

Gündelik siyasetini, tarihle bağlantısını kurmak üzerine inşa eden Başbakan Erdoğan da, o gün, tarihe “Büyük Alevi Kırımı”nı gerçekleştiren Osmanlı Padişahı olarak geçen Yavuz’un adını verdiği köprünün temel atma töreni için İstanbul’daydı.

Yapacağı konuşma ile ortamı sakinleştireceğini düşünülen Başbakan, 30 Mart seçimlerine ilişkin stratejisinin ilk sinyalini vererek, “sert çıktı”.

“Taksim meydanında Gezi Parkı'nda şöyle olmuş böyle olmuş. Ne yaparsanız yapın. Biz kararı verdik” diyerek, eylemleri sakinleştirmek yerine daha da alevlendirmişti.

Başbakanın bu tavrı, bütün Türkiye’de eylemlerin önünü açtı.

Türkiye tarihinin belki de en doğal eylemleri böylece başlamıştı. Araştırmalara göre Bayburt ve Bingöl hariç bütün Türkiye’de Gezi eylemleri gerçekleşmişti.

GEZİ’NİN TURNUSOL GÖREVİ!

İzlediği stratejinin gereği olarak gerilimi artırıcı konuşmalar yapan Başbakanın tavrı, güvenlik güçlerine de yansımış ve eylemlere katılan göstericilere uygulanan şiddet nedeniyle Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, polis komiseri Mustafa Sarı, polis memuru Ahmet Küçüktağ, Ahmet Atakan ve Berkin Elvan yaşamlarını yitirmişlerdi.

269 gün süren mücadelenin ardından yaşama veda eden 14 yaşındaki Berkin’in cenazesi sonrasında Burak Can Karamanoğlu da hayatını kaybetmişti.

Başbakan, Berkin’in cenazesi nedeniyle ailesine yüklenmiş; sokakta ekmek almaya giden çocuk için “orada ne işi vardı” diye sormuştu.

Gezi Parkı eylemleri, Hükümet açısından bir turnusol kağıdı görevi de görmüştü.

O güne dek her olaydan sonra daha özgürlükçü bir rol takınmayı başaran ve bu rolü gerçek sanılan Başbakan, ilk kez Gezi eylemleri nedeniyle rol yapmayı bırakıp, her türlü otoriterliğe soyundu.

Polisin tahammülüne şaşırdığını da, kendisine oy verenleri zor tuttuğunu da, Gezi eylemlerinden sonra söyledi. Soma’da, “tekmeyi yersin” demesinin izlerini Gezi eylemleri sürecinde görmeniz mümkün.

Her olaydan sonra üste çıkan Başbakanın insicamının bozulduğu an, herhangi bir gruba mal edemediği ve kendiliğinden gelişip bütün Türkiye’yi saran Gezi eylemlerinin başlangıcıdır.

Öte yandan Gezi Parkı eylemleri, Hükümet açısından var olan çelişkilerin de su yüzüne çıktığı andır.

Mesela Bülent Arınç, Başbakan Tunus gezisindeyken, polisin kullandığı şiddet nedeniyle özür dilemişti.

Başbakan Erdoğan Gezi eylemcileriyle görüşmüş; o görüşme sürerken, AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, gezi için referandum yapacaklarını açıklamıştı.

Şehrin geleceğine karar vermek için populist bir yaklaşım olan referandum seçeneğine başvurmak, şehir planlaması açısından doğru bir yöntem değildi.

Olmadı; referandum yapmadılar, yapamadılar!

Ama Başbakan gerilim siyasetinden hiç vazgeçmedi.

Mesela Kabataş’ta başörtülü bir kadına saldırıldığı; camide içki içildiği gibi sonradan gerçekle hiçbir bağlantısı olmadığı açığa çıkan söylemlere başvurdu.

O da tutmayınca, “yüzde 50’yi zor tutuyorum” gibi şiddeti teşvik eden söylemler kullandı.

İlk kitlesel katılımlı eylemin üzerinden bir yıl geçti.

Bu bir yıl boyunca yaşananlar gösterdi ki daha demokratik, özgürlükçü bir Türkiye’nin yaratılabilmesi mümkün.

İktidarın giderek otoriterleştiği Türkiye’de demokratik ve özgürlükçü bir Türkiye’yi inşa etmek, halkın yaratıcı zekasına güvenen ve attığı her adımı halkla birlikte atma refleksini gösteren katılımcı bir muhalefetin örgütlenmesiyle gerçekleşebilir.

 
Toplam blog
: 102
: 682
Kayıt tarihi
: 06.07.10
 
 

8 Ocak 1961'de doğdu. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler..