Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
489
 

gijê@lyl

gijê@lyl
 

Biutiful. Tıpkı göründüğü gibi. Güzel! Yaaaa!

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanı “bir kitap okudum hayatım değişti” diye başlayınca, bu cümle de popüler olmuştu ve kitap tanıtımı yapılırken fazlaca kullanılır olmuştu bir zamanlar.

Bir zamanları bırakıp, geniş zamanlara gelelim.

Geldik, gördük, duyduk. Hergün, her şeyi görüyoruz, duyuyoruz, canımız acıyor ama ne hayatımızı kökten değiştirebiliyoruz ne de bi başkasına yardımımız dokunuyor. Bir film izlemekle, kitap okumakla da hayatımız hiç değişmiyor. Kendimize söz verip, belli bir davranışımızı bile değiştiremiyoruz maalesef.

Biutiful filmini uzun zaman önce izledim. İzledim de ne oldu? Hiç! Donup kaldığım, yüzüme tokat gibi inen sahneler benim olduğu gibi kimsenin ne hayatını değiştirdi, ne bişey. Her şey olanca acımasızlığı ile devam ediyor. Aslında film falan anlatmak değil derdim. Sadece Uxbal –filmdeki ana karakterin ismi- aziz gibi olan adam bile, başka bir insanı öğüten çarkın dişlilerinden olmaktan kurtulamıyor.

Çakma insanlar, çakma çantalar. Çakma modası çıktı uzun zamandan beri. Kocaman markaları, ürünlerin üstüne yapıştırılır oldu. Bunu alamıyorsan, bütün ünlü markaların taklitleri itinayla yapılır. Hem de ne itina. İtina ile insanlar seri iş kazalarına kurban olurlar. Peki ne yapıyoruz. Ben, sen, o? Herkes bundan nasibini alıyor.

Onbeş milyarlık çantalardan bahsediyoruz. Hepsi de ünlü markalara ait. Bunları kullanmak beğeniden çok, statü meselesi. Artık bunların o kadar iyi taklitleri yapılıyormuş ki, kadınların kabul gününde siyah iri poşetler içersinde getirilip, evlerde satılıyormuş. –Çakması beşyüz tl den başlıyor- Çakma olduğu için el altından satılıyor. Yasak! Yasak ama bunu herkes biliyor ama işin raconu bu. Bilmezden gelmek yani canım işte.

Tıpkı ruhsatsız işyeri ve atölye demeye bin şahit isteyen, kaçak, sigortasız insanların çalıştığı gibi. Onların var olduğunu hep biliyoruz. Ama hayatımıza bi patlama, bi göçük olduğu zaman giriyorlar. Vah vah vah! Yok mu bu işin sorumlusu diyoruz. Bir haftadan sonra yine yeniden hayata devam.

Blucinler var ya. Hani taşlanmışları. O kotları taşlayan işçiler silikozis hastası oluyor. Her seferinde taşlanmış kot almayacağım diyorum ama mağazaya girdiğimde devasa hopörlerin, sonuna kadar açılmış müzik sesi kendime verdiğim sözü unutturuyor. Gidiyorum yine az da olsa beyazlanmış kot alıyorum. Neden illa böylesi moda yapılır? Lacivert olsun kot pantolon. Pantolonun ya da ceketin bi yerleri beyazlamış olcak diye, başka bi insanın hastalığına, ölümüne yol açıyor.

Ama hepimiz bu dişlinin parçasıyız işte. Acayip bi sistem var. Birbirimizi öğütüp duruyoruz. Birinin varlığı diğerinin yok olmasına sebep oluyor.

Biutuful! Uxbal filmde güzel nasıl yazılır diye soran kızına okunduğu gibi yazılır diye cevap veriyor.

Biutuful! Göründüğü gibi gijê@lyl. Şu kelime ne kadar güzeli ifade ediyorsa, her şey o kadar gijê@lyl.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

deyimler kolay kolay oluşmaz ama post modern dünyanın dayatmaları kırmızı noktalar oluşturuyor ve hemen belleğimize yerleşiyor. Şu çakma işi değişik maskeler olmasın...)) arkasında bin bir türlü sahteliklerin saklandığı maskeler... sevgi ve saygılarımla....

Metin TOPÇU 
 23.03.2011 9:53
Cevap :
Biutiful filmini izlediğimde o acımasız sistemin nasıl bir parçası olduğumuzu daha da iyi anladım. Çıkmak istesek de çıkamayacağımız bir başkasının sömürerek hayatlarımızı devam ediyoruz. -Çakma insanlar,- vicdansızlar böyle bi sistem kurmuş, bizi de dahil olmuşuz çoktan :( Katkınız için teşekkür ederim. Selam sevgilerimle...  24.03.2011 14:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 1007
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster