​ Gurban, kurban bayramın kutlu olsun! / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '07

 
Kategori
Güncel
 

Gurban, kurban bayramın kutlu olsun!

Gurban, kurban bayramın kutlu olsun!
 

Kurbanlıklar!


Deprem Ankara’yı sallarken kurban bayramına girdik.

Baştan tüm okuyucu ve dostların bayramını kutlayarak yazıma başlamalıyım. Zamansızlıktan kimseye mesaj çekemediğim için toptan bu görevi yerine getirdikten sonra izlenimlerimi yazmak istiyorum.

Salı günü MEB Bakanının tüm tehditlerine rağmen ek ders ücretlerinin kesilmesini protesto etmek için Bakanlık önündeydik. On bin öğretmen atamasına bizim eylem ek dersler gibi kurban edildi ama en azından eskiye göre yer bulduk medyada.

Umutlandım.

İlköğretim okullarına, kolejlere kadar inen türban görüntülerini; “yasaklar kalkacak” diyerek suç işllediği öne sürülen YÖK Başkanının yasaksız (!) Türkiye’sine mi yormalı saflık kıvamında iyimser bakış açısı ile? Salt özgürlük sorunu olarak mı bakmalı şu bitmeyen türban tartışmalarına. Yoksa Cumhuriyet ve devrimler ile eskilere dayanan hesaplaşmanın son raundu olarak görmek aymazlıktan kurtulmanın ilk önkoşulu olarak algılanmalı mı sorusunu ortalık yere salmak bir yöntem olarak belki başlangıç için akıl’ın bitemsiz evrenine firar etmenin önkoşuludur vakit varken kasaptan kaçan kurbanlık danalar gibi.

Görmeyen gözler ve düşünemeyen tutsak beyinler harekete geçer mi bilinmezi olmayan çağımızda?

Gazetelere, televizyonlara düşen ve ne yöne gideceğini bilemeyen “firari dana”ların (Celal Çelik’in tuttuğum benzetmesi ile) çokluğu kaçınılmaz son raundun habercisi olabilir mi? Malum hepsi kasabın bıçağına boyun eğdi bayram süresince...

“Yasaklar kalkacak” savunucuları emeğin hesapsızca sömürülmesine, aklın tutsaklığına karşı bir savunu geliştiremezler. Düşen eğitim kalitesine yönelik açılımlar sunamazlar. Lümpen ve “bana neci” gençlik tavan yaparken matematikte aşağılara yuvarlanmanın yanıtı salt türban ekseninden vuran rutin saatin gösterebileceği bir zaman dili ile çözülemez. Anadolu liselerinin ÖSYM başarı grafiğinin seviye kaybetmesi türban dalkavukluğu ile ters orantılıdır. Biri yükselirken diğeri düşer.

Varsın medya yeniden şekillensin. Yakında basında yabancı payı yüzde elliye çekilir ve birileri başkalarının girmesinin engellendiği savları ortalığa savursa da ihale ile yasalara uygun ucuza kapattığı alımdan kat be kat kâr ile küpünü doldurur. Gemisini kurtaranın kaptan olduğu bu alemde dinden geçinenlerin yükselişi ve Anadolu’da hızla yükselen “değer”in rüzgarı ile küpünü dolduranların ve de tarlasını ekmeden beleş yaşamanın karşılığında neler kaybettiğinin farkında olmayanların günüdür bu gün. Gelecek gitmiş ne gam!

Ne var ki hayatta hiçbir şey bedelsiz değildir. Bağdat Caddesi'nde bir saatlik günün yükselen dalgasını örtünüp dolaşmanın yüz YTL’lik bedelinden daha fazladır kaybedilen. Hanene yazılan yüz YTL başkalarının hesabına milyon olarak yazılır yazılmasına da sen günü kurtarırken gelecekten yediğinin farkında olmazsan sürer gider bu soysuz orta oyunu.

Karanlıktan karamsar tablolar çıkar elbet. Mutlu resimler çizmememin nedeni sensin aslında ama bir tek sen anlamadın. Belden aşağı içeriklere tutsak ettin belleğini ve klavyeni. Aklı ve bilimi eksen olarak algılayan yaratılar yerlerde sürünürken “öcü” görmüş gibi kaçarken düşünmekten, Fazıl Say’ın çıkışı ürpertti belki kemiğine değin ama o kadar. Ses yok. Yıllardır egemen olan; okumayan, düşünmeyen, sorgulamadan biat eden anlayışlara kucak açarken neleri kaybettiğinin farkına vardığında çok geç olacak ama sen günü kurtarırken mutlusun ve rahibin bacağına bıçak olup saplanan ilkelliğe alkış tutuyorsun farkında olmadan…

Susma. Susmak kabullenmektir.

Kurban bayramın kutlu olsun. Çoluk çocuğun gözünün önünde bıçaklar kurbanlıkların boynuna saplanırken yok etmenin kanıksanır matah bir şey olduğunu sıradanlaştırdın boy boy görüntülerle.

İpini koparıp kaçan dananın tem’de demir çubuk ile işkenceye çekilmesi aslında şaşırtmadı beni. Otuz yedi aydını yaktığı yerde kebap yiyenlerin ülkesi şaşırtmaz artık beni. Soldan sağa seğirtip “çiçekçi olsun” diyen kültür bakanının da şaşırtmayacağı gibi.

***
Başbakan bu arada CHP çıksa Sosyalist Enternasyonal'a AKP'nin kesin gireceğini söylemez mi bu bayramın kaçan danalardan sonra "en" leri sıralansa favorim bu çıkış. "Asıl sosyal demokrat biziz. Sosyalist Enternasyonal’e girmemize ramak kaldı. Ama önce CHP’nin oradan çıkarılması lazım." (23 Aralık, Ahmet Hakan Hürriyet)

***
Her değerin “para” olduğu ve ona ulaşmak için kullanıldığı zamanlar insanlığın tarihinde bir nokta kadar küçükte olsa bu gün yaşanandan şikayet etmek insan olmanın önkoşuludur.

Koyun gibisin...

Katillere türkü yakanların ün ve paraya doyurulduğu ve de dinden geçinmenin yükselen “değer” olarak genel geçer kural sayıldığı bu zamanlar senin küçük çıkarların yüzünden zor değişecek ama günü geldiğinde en önce saf değiştirecek olanın sen olduğundan kuşkum yok. İşin ucunda "firari dana" olma olasılığı varken başka ne diyebilirim, beklentilerimi anlamazsın...

Düşünüyorum, yıllardır acıların sıradanlaştığı bu topraklarda bir diğer taraftan da yoksulluğun sanki kadermiş gibi kanıksandığı ve her türlü ümidinin yok edildiği zamanlarda tutunduğun manevi değerlerin üzerinden zenginleşenler kaçınılmaz bir gerçeklik. Planlı ve sistemli bir senaryonun acımasızca uygulandığı gerçeğini göz ardı etmediğim halde bile yine sana kızıyorum.

Aklını ve kendini esir edeli beri değişemeyecek yazgının tek suçlusu saymıyorum seni ama Nazım’ın dediği gibi “kabahatin çoğu senin” anlıyor musun. İyi bayramlar! Nazım bu günler için yazmış şiiri veya sen o günden bu yana bir arpa boyu yol almamışsın...

***

Akrep gibisin kardeşim,

korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim,

serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,

midye gibi kapalı, rahat.

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.

Bir değil, beş değil,

yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,

gocuklu celep kaldırınca sopasını

sürüye katılıverirsin hemen

ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,

hani şu derya içre olup

deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.

Ve bu dünyada, bu zulüm

senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahat senin,

— demeğe de dilim varmıyor ama —

kabahatin çoğu senin, canım kardeşim (Nazım Hikmet RAN)

 
Toplam blog
: 1114
: 827
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..