- Kategori
- Güncel
Haber üzerine yorum

Gelişmeler üzerine güncellenmiştir.
Balıkesir'in Burhaniye İlçesi'nde sekiz tane lise varmış. Eskiden bir ilçede bir tek lise oluyordu. Bu sekiz liseden birinin müdür vekili, öğretmenlerle, kız öğrencileri toplamış ve şöyle demiş:"‘Bacaklarınızı pergel gibi açmayın. Erkek öğrencilerinizin ve erkek arkadaşlarınızın cinsel dürtülerini uyarıyorsunuz. Hiçbir erkek öğretmeniniz hadım değil. Burası teşhir yeri değil" (1)
Yeni ulaşan habere göre, İlçeyi karıştırdığı söylenen kadın lise müdür vekili Hikmet Tütüncü, toplantı talebinin öğrenci velileri ile bazı kadın ve erkek öğretmenlerden geldiğini söylemiş. Bir veli, "Kızımı köprü altında bazı erkeklerle yakaladım. Ne olur bir konuşsanız. Kızım elden çıktı" demiş.
Burhaniye Kaymakamı'nın eşi olan Anadolu Lisesi müdür vekili Hikmet Tütüncü, olayın duyulması üzerine şunları söylemiş:"(Toplantı esnasında) bazı öğrenciler tepki verdi, damarıma basan şeyler söylediler: 'Burayı İran'a, Malezya'ya mı çevirmek istiyorsunuz' dediler. (Ben de, ) 'Pergel gibi bacaklarınızı açıp oturmayın' dedim. Teşbihte hata olmaz. Bunun sapıklıkla ne ilgisi var." (2)
Doğrusu bazı öğrencilerin, "burayı Malezya'ya, İran'a mı benzetmek istiyorsunuz?" klasik söylemini tekrarlamaları ile, bir bayan öğretmenin toplantıyı terk etmesini hesaba katarsak, bazı kişilerin, "durumdan vazife" çıkarmaya çalıştıklarını düşünmemiz yanlış olmaz. Buradan, gerçekliğin değil maalesef, ideolojik bir zıtlaşmanın kokusu geliyor.
Ortada, okulu ilgilendiren nahoş bir olay var. Bu meselenin üzerinde durulması için öğretmen ve velilerden gelen bir talep te var. Buna rağmen okul yönetimi, olayla ilgilenmeyip, kulağının üzerine mi yatmalıydı? Etrafta, toplantıda konuşulanlar değil, tartışılanlar dolaşıyor. Her gün televizyonlarda bundan daha fazlasını işitmiyor muyuz? Müdür vekili böyle konuşmuş olsa bile, bu konuşmaya her halde, bazılarının çok sevdiği (!) İran'da ceza verilebilir.
Acaba, müdür yardımcısı düşündüklerini, habere konu edildiği gibi değil de, derli toplu kelimelerle anlatsaydı hoş karşılanır mıydı? Yoksa toplantının konuşma bölümüyle, tartışma bölümünün sözleri karışıtırılarak ortaya böyle bir sonuç mu çıkarıldı? Burası tam olarak bilinmiyor."
Mesela : "Değerli bayan öğretmen arkadaşlarım ve sevgili öğrenciler! Oturup kalkmanıza mutlaka dikkat ediyorsunuzdur ama ben, bir kez daha hatırlatmak ihtiyacı hissediyorum. Lütfen öğrenci ve öğretmenler arasında yanlış yorumlara yol açabilecek davranışlardan sakınınız. Hiç birimiz bir öğretmen veya öğrencimizin hoş olmayan sözlerle anılmasından memnun olmayız. Okulumuzun, öğretmen ve öğrencilerimizin kötü lakaplarla anılmasını istemeyiz" deseydi, acaba gene bir habere konu olur muydu? Amaç bağcıyı dövmekse, büyük ihtimalle olurdu.
Okulun bağlı olduğu bakanlığın adı "Milli Eğitim" dir. Şüphesiz eğitim; ders konularını anlatarak, matematik ve fizik problemlerini çözerek, sınav yapmaktan ibaret değildir. Bunun yanında öğrencilere, doğru ve yanlış davranışları izah edip örnek olarak, nasihat ederek, uyararak genel ahlak kurallarını benimsetmeye çalışmak ta gerekir.
Belki, son otuz kırk yıldır okullarda eğitim giderek değerden düştü. Kimsenin, çocuğunun kimlik ve kişiliğinin gelişmesi ile ilgili bir derdi olduğunu zannetmiyorum. Velilerin tek derdi, evlatlarının derslerinde başarılı olup üniversite sınavını kazanmalarıdır. Daha ötesinin kimseyi pek ilgilendirmediğini, okul önlerinden geçerken görebiliyorum. Duvarların arkasında, aykırılığı marifet sayan; ilgisizlikten ve şımartılmaktan bunalmış; sevgi yoksunu yitik bir neslin, ayak seslerini duyuyorum.
Okula gidip gelirken erkeklerde, yaka bağır açıktır ve gravat gevşetilmiştir. Gömlek mutlaka pantolonun dışındadır. Kızların bazılarında etek, oldukça kısadır ve gömleğin, üstten iki veya üç düğmesi iliklenmemiştir. Bazı okullar, bu kısa etekleri özellikle mi istemektedir orasını bilemiyorum. Ayrıca, eteğini belden katlayıp iyice kısaltarak dolaşan kız talebelerimizi bu sorudan hariç tutuyorum. Bunun özel bir tercih olduğu anlaşılıyor! Öğrencilerimizin kendi aralarındaki muhabbetlerine ise hiç girmeyelim. İçinden çıkamayız!
Velilerin, yukarıdaki vaziyeti anlayışla karşılamalarını nazara aldığımızda, benzer durumdaki müdür veya vekillerinin, cezalandırılmayı çoktan hakettiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Eğer, sosyal hayatta denge unsuru olan ahlak kurallarını ciddiye alıyorsanız; çocuk aile, aile toplum ve öğretmen öğrenci ilişkilerini şöyle bir gözden geçiriniz. Bakalım ne göreceksiniz?
Ben söyleyeyim: Berbat bir ilişki göreceksiniz. Yüzsüzlüğü, arsızlığı, utanmazlığı özgürlük sayanlardansanız; zamane gençlerinin; bir çok konuda bize fark attıkları gibi aleni cinsellik konusunda da, maymunlara fark attıklarını görüp sevinebilirsiniz. Halbuki, maymunu atamız kabul edenler için bile "biz, " insanız ve ondan ilerideyiz. Farkımızın olması gerekmez mi?
Eğitim bakanlığının okullarında eğitim gözden düşmüşse, gençleri kim eğitecek? Doğruluğun, dürüstlüğün, erdemli olmanın vazgeçilmez değerler olduğunu, sosyal hayattaki insicamın benzer değerlerle sağlanabileceğini onlara kim anlatacak? Ne söylediğini bile tam öğrenmeden, ağzını açan her okul müdürünü veya vekilini, gazetelere manşet yaparak neyi yoluna sokmuş olacağız?
Müdür vekilinin konuşması ve cinsel içerikli tartışmalar okulun dışına çıkıp, velilerin kulağına ve yerel gazetenin bürosuna ulaşınca bazı veliler:
"Bu sapık bir düşünce, olmaz böyle birşey. Kızımı sadece eğitim görmesi için gönderdiğim bu gözde okulda, kızım bu sözleri hak edecek ne yaptı? Böyle bir şey varsa, bunu bizlere söylememek o yöneticinin suçu. çocuklara cinsellikle ilgili bu kadar söylemi gerektirecek ne yaşandı. Velilerin bilmediği bir şey mi var? Burada bir yerlere mesaj mı veriliyor? Bunu olmamış saymak mümkün değil.'' demişler. (3)
Veliler, hadiseden haberdar değillerse, bu şekilde bir infial göstermekte haklı olabilirler. Fakat durumu öğrendiklerinde sakinleşmeleri gerekirdi. Görüldüğü kadarıyla, bazı velilerin işin peşini bırakmaya pek niyetleri yok. Artık bundan sonrası onur meselesi olmanın ötesine geçiyor. Yani olay bilerek abartılıyor.
Belki müdürün veya vekilinin bir toplantı tertipleyip, her veliden çocuğuna ihtimam göstermesini istemesi, bu tartışmayı önleyebilirdi. Okulda, çocuklara uyarıcı nasihatlarda bulunabileceğini, bunun yanlış anlaşılmaması gerektiğini söyleyebilirdi. Fakat bunu yapmamış olmak ta büyük bir eksiklik değildir.
"Burada bir yerlere mesaj mı veriliyor" cümlesi de dikkatimi çekmiyor değil. Müdür vekili böyle yaparak nerereye mesaj gönderebilir? Olsa olsa, kendini daha yükseklere taşıyabilecek güç sahiplerine... Müdür vekilinin böyle bir niyeti olduğunu söylemek için, toplantıdaki konuşmalardan daha fazla veriye sahip olmak veya zihin okumayı bilmek lazımdır.
O zaman, bu sorunun niçin sorulduğunu da sorgulamak gerekiyor. Nedense bana, toplantıyı mesaj haline getirip bir yerlere ulaştırma niyetinde olanlar, müdür vekili değil de, başka kişilermiş gibi geliyor.
Nasrettin Hoca'ya iki şahıs gelmiş. Biri davacı öteki davalı. Davacı anlatmış Hoca, "haklısın" demiş. Davalı anlatmış Hoca ona da, "haklısın!" demiş. Bunu duyan karısı; "Hocam, bir davada iki taraf ta haklı olur mu?" deyince; Hoca karısına dönerek, " Sen de haklısın karı!" demiş.
Peki dava bitmiş mi? Biter mi? Bitse biz bunları yazar mıyız?
(1-3)-http://www.milliyet.com.tr/2007/11/17/son/sontur50.asp
(2)-http://www.milliyet.com.tr/2007/11/19/son/sontur06.asp