- Kategori
- Edebiyat
Hafız'ın kabri olan...

Anladım!...
Uzun zamandır, Edebiyat araştırmacısı ya da salt "edep" aşığı; "insan" okuyucusu hüviyetimden uzaklaştım... Ya da en azından, son zamanlarda "su"ya, "zaman"a, "ay"a, "göz"e yansıyan yazılarımda bu böyle...
Yarın için, ders notları ve planlamalar oluştururken elime -en az iki yıl önce tuttuğum- şu notlar geçti. Yanılmıyorsam; İskender Pala'nın "Kitab-ı Aşk"ından....(Not aldığım kitabın adını düşmemişim... Demek ki, kendimden geçercesine "yazıya" ve "anlam"a düşmüşüm....)Hiç de profesyonelce değil; değil mi? Ama her şey, katı kurallarla ölçülmemeli; bazen "o an"ın çocukluğu, "o an"ın amatörlüğü ve yalnızca "o an"a ait, "o an"ın sıcaklığı her demden, her ölçüden ve her benden="şey"den güzeldir; sıcaktır; kalbîdir ve gerçektir... Onun için her ne kadar, "edep"le araştırmacı edasında olacağım dedimse de, bu vakitten ve bu raddeden sonra tek şey gelir dilden; "sürç-i lisân ettikse, affola!"...
Gelelim "elimdeki" notu "yazı" ile dillendirmeye:
(Bir varaklık YAZI'nın tek YÜZÜnde şunlar var:)
Bâb: 1
"Ve en leyse li'l-insâni illâ mâ seâ..."(Necm Sûresi, 39. Âyet)
= Meâlini yazmamışım; fakat yanılmıyorsam "İnsana çalıştığından başkası yoktur" anlamına tekâbül ediyor, yukarıdaki âyet-i kerîme.
Ve şu anda, elim tuşlardayken sarsılan yüreğim çözdü ki; adı "Necmiye" olan Rahmetli Annem, onun için olsa gerek; 58 yıılık ömründe üzerine güneş doğmadan kalkarak gece yarılarına kadar; "yapamam", "bilmiyorum" kelimelerinin anlamını "hayat lugatine" hiç sokmadan "çalışmak, ibadettir" düsturuyla, "can verircesine" çalışmış... Mekânın cennet olsun, annem...
Ve Allah'ım sana çok şükür ki; bu yazıyı yazma sebebim; yukarıdaki paragraftaki "hakîkat"i görebilmek, ona erebilmekmiş. Yeniden "hiç bir şey boşuna yaratılmamış"ı, "yazım"la idrak içindeyim...
Bâb 2.
"Hâfız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle
Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şîrâz'ı hayâl ettiren âhengiyle
........
Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter."
Yahya Kemal Beyatlı
..........
Yahya Kemal; Hâfız'ın kabrinde, değil mi ki "bülbül"ü ağlatmış... Bana susmak düşer... Anladım!...
Bâb 3.
"Turfa şem'iz iktibâs-ı feyz-i nûr-ı hüsn ile
Mihr-i subh-efrûz u mâh-ı zulmet-ârâ-yı şebiz" Nâilî
Açıklaması: Işığını , İlâhî güzellik nurunun bereketinden alarak parlayan taze bir MUM'uz. Bu hâlimizle biz, sabahı aydınlatan GÜNEŞ; gecenin de karanlığını yırtıp onu ışıklandıran AY'ız.
Tasavvufta şem' (mum), "İlâhî nûr"a tekabül eder. Mum aydınlığı; gönlün aşk ile dolması, dünyanın aydınlanması demektir. Mum'un geceyi aydınlatması gibi, İlâhî feyz de, kararan kalplere parlaklık ve ışık verir...
Hayatınız, pırıl pırıl ve ışık dolu olsun.... Allah, iyiye ve güzele yönelik gayretlerinizi boşa çıkarmasın. Aşk ile...
Bu gün de "bizim" yazımız böyle olsun... Her şey, "sizin" gönlünüzce olsun....
Ben şimdi; ekmek teknem için "plan yapraklarıma" döneyim, müsaadenizle...
Yegâh Elif Mirzâde