- Kategori
- Güncel
Hahamın copu ve mavilikler...

Tuncay Güney’i fena halde benzetmişler… Öyle buyuruyor hazret…
Bu ilginç haberi televizyonda “seyrederken”, nedense, Atilla İlhan’ın ünlü “Fena halde Leman” isimli eseri çağrıştı zihnimde…
“Fena halde Haham…” dedim, kendi kendime… Fena halde Haham!
Böyle buyuruyor hazret.
- Fena yaptılar beni, diyor… Dokuz saat boyunca, diyor…
Hatta, diyor…
- Mabadımdan ameliyat oldum ben, anlayabiliyor musunuz?
Vermişler sopayı fena halde… Dürtmüşler copu mabadına… mabadına; fena halde; ve çok fena halde…
Ve böylece anlıyoruz ki, bunca zamanın arkasından;
- Yazık olmuş haham efendiye…
Ve nedense yine bu aynı anda, Orhan Veli işgal ediyor beynimi…
“Hiçbir şeyden çekmedi dünyada, nasırından çektiği kadar” mısraına takılıyorum üstadın.
Haham’ın [o “çileli” günlerde] nasırı var mıydı acaba?..
Peki, şimdi var mı?
Bilemiyoruz.
Neydi bu şiirinin adı Orhan Veli’nin?.. Bakın, hatırlıyorum… Onu da, hatırlıyorum:
- Kitabe-i sengi mezar!
Allah taksiratını affetsin…
Peki ne olacak bunca yurtsever, bunca devrimci ve bunca güzelim insanın yürek sızısı?..
- Kader!
Yok canım?..
Peki nerede o zaman hukuk devleti?
Bana hukuk ulemalığı taslayan o koca koca hukuk profesörlerim, nerelerdesiniz?
Hukuk Devleti’ni iyi açıklayamadım diye beni sınıfta bırakan “Ord. Prof. Dr”. unvanlı belleticilerim?..
Siz Tuncay Güney’i bana niye öğretmediniz?..
Elinde kalem, önünde mikrofon ve karşısında kamera… Bu milletin pırıl pırıl insanlarına çamur yetiştirirken… Niçin seslerinizi yükseltmediniz?
Yıllar geçiyor… Geçecek, çaresiz… Durduramazsınız süreyi. Durduramazsınız tarihin akışındaki sürekliliği…
Bir vakitler Hitler’e boyun eğdiği için hala sorgulanan Alman halkı geliyor aklıma… Ve daha neler ve neler geçiyor aklımdan, gönlümden, zihnimden…
Zaman akıp geçiyor; tarihin akışı tırmandığı tepeye varmak üzere…
Sonrası mı?.. Sonrasında, çıktığımız bütün bu yokuşların bayır aşağıya inişi başlayacak…
Ve sonra…
“Motorları maviliklere süreceğiz, çocuklar… Işıklı maviliklere süre… ceğiz!..”