- Kategori
- Deneme
Halim selim (sıradan bir insanın sıra dışı yaşamı - (kırk dördüncü bölüm-devam edecek)

Sıradan insanlar
Bütün bu olayların gerisinde hep pastaneci vardı. Çünkü,dün o kadın Halim’in yanından çıkıp giderken pastaneci “bi dakka bayan” diye o kadını pastaneye davet edip oturtmuş; bir gelip giden olur da merak eder diye kadın istemeden önüne bir bardak limonata koymuştu. Kadının “ne oluyoruz?” diye şaşkın bakışları arasında pastaneci hemen konuya girmiş,lokantacının sıkışıp, Yavuz beyden para istediğini söylemiş,Yavuz beyin senet bile almadan, tam on bin lirayı lokantacıya saydığını, lokantacının karısının çok güzel olduğunu söylemişti. Sonra “benden duymuş olmayın amma,bana göre Yavuz bey lokantacının karıyı gözüne kesdirdiği için o parayı hemen verdi” demişti. Devamla “ben insaniyet namına bunu size söylüyorum, yoksa bana ne. Herkesin evi ayrı yolu ayrı” demişti.
Kadın pastanecinin insanlığından değil de,Yavuz beyden lokantacının karısını kıskandığı için bu haberi verdiğini anlamıştı. Ama içinden “orası beni ilgilendirmez. Yalnız anlattığı hikaye bana yabancı değil” demişti. Sonra bildiğiniz gibi oraya baskın atıp Yavuz beye “benden bi şey kaçmaz” diye gözdağı verip ayrılmıştı.
Aşağı inerken aklında yalnız Halim’in ayakları ve biçimli parmakları vardı.
Bu sırada Yavuz beyökarşısında çaresiz kıvranan lokantacıya, “sen şimdi onubunu boş ver. Para işini nettin? Hallettin mi?” dedi.
Lokantacının aklı kadındaydı. Acaba niye gelip “o lokantacı bu mu?” demişti. Bu soruda bir şey gizliydi, ama neydi bunu anlamaya çalışıyordu.
Yavuz bey en son “halletdin mi?” diye sorunca kendine geldi. “Efendim?” dedi. Sonra Yavuz beyin niye o soruyu sorduğunu tahmin ederek,“şey,valla henüz halledemedim, amma en kısa zamanda halledicem” dedi.
Yavuz bey onu tam köşeye sıkıştırmanın sırası geldi diye düşünerek “valla onubunu bilmem. Ben sana komşu diye senet bile almıdan verdim. Sen de arabayı satıp hemen vericen dediydin, noldu araba satılmadı mı?” dedi. Lokantacı Yavuz bey arabadan bahsedince içinden,“tam zamanı,arabayı sene vereyim diyeyim” diye geçirerek,“valla Yavuz bey sen de biliyosun. Arabam yeni ve çok güzel.Yalnız millet sıkışık,ha deyince satılmıyor” dedi.
Yavuz bey “eee ne olcek peki? Sen arabayı satıncaya kadar beklicez mi?” deyince lokantacı,“işte ben de tam onu diyordum. Bu arabayı sen alsan, nasıl olsa altını üstünü girer çıkarız” dedi. Yavuz bey içinden “meraklanma ben giricem, amma çıkarmıyım bilmiyorum” derken,“tamam komşu. Sen öyle dersen mesele kalmaz. Zaten ben her zaman,şu bizim lokantacı valla işini biliyor derdim. Hem zaten işini bilmesen dünya ahret kardeşim olsun öyle güzel yengeyi nasıl bulucan?” dedi. Lokantacının birden başı döndü, ayakta olsa düşüp bayılacaktı. İçinden “pastaneci çok haklıymış, bu adamın gözü benim karıda” dedi. Bir an karısını Yavuz beye kaptırmış gibi oldu.“Yavuz bey,şimdi onu karıştırmayın” dedi.
Yavuz bey Lokantacının bu ani feveranına şaşırmamıştı. İçinden “ne oldu? Ne bu telaş cicim? İş olucana varıcak, amma yavaş yavaş” derken lokantacıya “şimdi ayıp ettin. Dünya ahret kardeşim olsun dedim. Neyse sen şimdi arabayı bana mı veren diyorsun?” dedi. Lokantacı biraz rahatlamıştı. İçinden “adam dünya ahret kardeşim olsun diyor, ben de amma pimpirikliyim. Hep o pastaneci pezevengi,her şey onun başının altından çıkıyor” diye geçirmiş,en son ‘onun başının altından çıkıyoru’ usesli söylenmişti. Yavuz bey “ne kimin başın altından çıkıyor?” deyince birden kendine geldi. “Hiç canım,bi şey aklıma geldiydi de. Neyse sen benim arabaya kaç diyorsun?” dedi. Yavuz beyin biraz kafası karışmıştı, ama üstünde durmadı,“on beş veren” dedi. Lokantacı “çüş” diyecekti kendini zor tuttu.
Çünkü o arabayı karısı çok istediği için,babadan kalma evi (annesinin tüm yalvarmalarına, bu karı seni mahvedicek diye uyarılarına rağmen) satıp,tam kırk bine almıştı. Daha alalı bir buçuk yıl anca olmuştu. Kadının bindiğinden ne olacak? Araba çok yeniydi. Mühendis yirmi sekiz vermiş, o en son otuz beş demişti. Sabahleyin de mühendise en son otuza olur demiş, ama nedense “çok alımkarken” birden vaz geçmişti. Şimdi de Yavuz bey “on beş veren” deyince içinden,“pastaneci valla haklıymış, adam ayakta onarıcak” diye söylenmişti. “Valla dün mühendis yirmi sekiz verdiydi ben de otuz beş dediydim, ama sana mühendisin verdi fiyata bırakayım” dedi. Yavuz bey içinden “gel yavrum gel Yavuz amcan kucana gel” diye geçirirken,“şimdi olmadı arkadaş. Sana on bini tırak diye sayan mühendis değil herhalde. Şimdi olmadı kırıldım” dedi. Lokantacı birden paniğe kapılmış ne söyleyeceğini şaşırmıştı. Yavuz bey devam etti,“hem senin borç öyle arabayla, marabayla biticek gibi değilmiş” derken içinden “nokta atış diye buna derler” dedi.
Lokantacı daha şaşırmıştı. İçinden,“adam her şeyi biliyor, bununla işim zor” dedi. “Yavuz bey kimden ne duydun bilmiyorum; ama benim borç iş yapan herkesinki kadardır. Sen de iyi biliyorsun herkes sıkışık” dedi.
Bunu derken “senin faizcilik yaptığını bilmediğimi zannetme” demek istemiş, Yavuz beyde bu sözleri aynen öyle anlamıştı. İçinden “sıra sende cicim. Senin de derini yüzücem nasıl olsa” diye geçiriyordu. “Tabi biliyorum herkes sıkışık, amma iyi ki bana geldin. Yoksa başkası valla donunu bile soymaya kakardı” dedi. Sonra,“sen onu bırak, bana dostça Yavuz bey benim şu kadar paraya ihtiyacım var de, gerisini karıştırma. Arabayı elliye de alsam senin işini görmez. Hem eğer mühendis alayım diyorsa yirmi sekize ona ver. Ben en son yirmi veririm, hem sana başka vericem paralardan öyle faiz falan almıycam. Benimki insanlık, bi de komşuluk hatırı. Hepsi bu. Bakarsın yarın ben sıkışırım, yarın sen benim işimi görürsün. Söyle şimdi sana kaç para lazım? Sen onu söyle” dedi.
Yavuz bey bu sözleri söylerken lokantacı ışık görmüş tavşan gibi olmuş ne yapacağını bilmiyordu. “Sağ ol bana paramara lazım değil” diye söyleyip gitsin mi? Yoksa orada kalıp, lazım olan para miktarını söyleyerek o parayı mı alsın?
O böyle düşünürken imdadına Yavuz bey yetişti. “Bizim oğlan sen şimdi git. Düşün, taşın,hesabınıkitabını yap,öyle gel” deyince lokantacı çok rahatladı. “Sağ olun Yavuz beyim, ben de öyle düşünüyordum, öyle yapayım” dedi ve izin isteyip gitti. Dışarıda Halim’le karşı karşıya gelince içinden,“sanki kapıda ejder bekleyen cadının kalesi gibi bi yer burası” dedi ve asansöre binip aşağı indi. Halim,“var bunnan arasında bi şey emme ne?” dedi. Bir şeylerden şüphelenmeye başlamıştı, ama ne olduğunu anlayamıyordu.
Yerine oturdu “düşünmeye başlıyen mi?” dedi, sonra “şimdi sırası değil” deyip bir şey düşünmemeye çalışarak cipciddi oturuyordu. Bu sırada, Yavuz bey lokantacı çıkınca,“git bakalım git, nasıl olsa gelip Yavuz amcan kucana oturucaksın yavrum” diye mırıldanıyordu. Aklına az önce gelip giden dostu kadın gelmişti. “Bu gün burada beklemenin alemi yok. Gidip şu kadına bir bakayım, derdi ne anlayayım” deyip dışarı çıktı. Hemen ayağa kalkan Halim’e baktı. İçinden “yok ya, bu ayıda benimkini baştan çıkarcak göz yok” deyip,Halim’e,“ben çıkıyorum yarın gelirim. Sen de vaktinde kapat” dedi.
Çıkıyordu durdu,Halim’e bakarak “sen pabucun ölçüsünü verdin mi?” dedi. Halim esas duruşunu bozmamıştı,“verdim patron sağ ol” dedi. Patron,“iyi üstüne de bi şeyler al, buraya böyle hiç yakışmıyorsun” dedi. Halim,“tamam patron, ben de öyle edicen” derken Yavuz bey asansöre binmişti. Aşağıda lokantanın önünden geçerken lokantacıyı görünce,“iyi akşamlar patron” deyip yürüdü. Bu sırada kapıya çıkan pastaneci Yavuz beyi giderken görünce içinden,“sana o kadını yedirmiycem” diye söylendi. Lokantacıya baktı. Onun Yavuz beyin arkasından garip garip baktığını görünce önce canı acıdı. Sonra “ee yemiyenin malını yerler, kural bu” diyerek pastaneye girdi.
Bu sırada yukarıda Halim,karmakarışık olmuş düşünceleriyle cebelleşiyordu. Cengiz’in söyledikleri, sonra Ali’nin söyledikleri aklına geliyor,içinden “bok yiyor hergilile orda aşama gadar laf gaynadıyolar” diyordu. Birden “ya o garıyla benim adımı çıkarılasa” diye düşünüp paniğe kapıldı. Hemen aşağı inip hepsine sıkı sıkı tembih etmeyi düşündü, “akşam giderken anlıcekleri şekilde söylerin” dedi. Patronu aklına geldi,“lokantacıyla buguda ne gonuşdula acıba? Kapıyı dinlisemmiydi?” dedi,sonra “nankör olma. O insan sene oğlu gibi dutuyo, giderken babuç ölçüsü verip, vermedimi bile sordu. Kendine gel, sene alakadar etmeyen işlere garışma” dedi.Sonra “emme,ya onun bunun ganını emiyorsa?Onun bunun garısına gızına musallad oluyosa?” dedi, sonra “sen kayassımın onun bunun işine, namusuna” derken birden ninesinin söyledikleri aklına geldi.
Ninesi ona “tosun oğlum sen sen ol, ırz düşmannanla düşüb kakma. Çünküm ırz düşmanı insan, insan değil,gan emici vampir gibidir. Sona, aklı fikri hep apıcarasındadır. Öyle insandan ne sene, ne de kimsiye hayır gelmez, sen sen ol güvenip arkana bile dönme. Öylesinin ‘ilan’gibi başını ezicen” demişti.
Halim’in babası beş altı yaşlarındayken ötürüklü dedesinin asker arkadaşı misafir gelmişti. Ötürüklü dedesi de o arkadaşını evde yatılı misafir etmişti. O sırada ötürüklü dedesi,“varayınn ben mallara bakıb gelen” diye hayvanlara yem, su vermeye gittiğinde o asker arkadaşı ninesine ‘dıkılıvermiş’. Ninesi de “gidi cavırın dölü, seni gıran giresi” deyip ocak başında duran ‘haşeş daşını’bu ırz düşmanının kafasını vurmuş. Asker arkadaşı ‘al kanlar’içinde kendini dışarı zor atıp savuşup gitmiş. Ninesi ‘gine döner gelir’ diye duvardaki tüfeği alıp kapıya doğrultmuş. Bu sırada ötürüklü dedesi eve gelince ne görsün? Karısı elindeki tüfeği kapıya doğrultmuş ‘bakıp duru’. Ötürüklü dedesi, “ne oldu Nutuya? Kapıya yunan mı dayandı?” demiş. Bakmış,asker arkadaşını da görememiş. “Benim arkıdeş nerde, ne oldu?” demiş. Ninesi “elinin körü oldu. Yunan kapıya dayansa iyi… Senin o arkıdeş dedin gırık dölü yilan,bene dıkılmıya kakdı. Haşeş daşını gafasına yeyince al gan içinde sıvışıp giddi. Bi da eve alcen arkıdeş erkek olsun adam osun. Öyle gırıg döllene arkıdeş deyip durma. Şindi sıkıyı sen yecen” demiş. Ötürüklü dedesi “vay ben netmişim de yilanı goynumuza almışım” diye yanıp karısından af dileye dileye bi kalmış.
Ninesi Halim’e bunları anlatmış ve tosununa o nasihatleri etmişti.
Halim’in bunlar aklına gelince “yilanın başını ezmek sevabdır” dedi. “Sevabdır” derken dişleri kitlenmişti.Saat kaça geldi diye düşündü. İçinde patronuna karşı bir soğukluk oluşmuştu. Her ne kadar,“ayıp oğlum nankör olma” dese de yıllar önce ninesinin anlattığı o “dıkılma” öyküsü artık aklından hiç çıkmıyordu. Her ırz düşmanı onun için “başı ezilcek veya başı koparılcek” yılandı. Bu düşünceden kendini kurtarmak patronu için iyi şeyler düşünmek için çabalarken akşam olmuştu. “Yarın ola hayrola” dedi.
Çünkü ninesi de içinden çıkamadığı bir konu olunca, hep “yarın ola hayrola” diyerek, düşünmek için zaman kazanırdı. Halim ninesiyle büyümüş, her şeyi ondan öğrenmiş olduğu için her olaya ninesinin gözünden bakıyordu. Akşam olunca kalktı,patronun odaya baktı. İçinden odayı düzeltmek gelmedi. “Şindi odasınabaşlecen” dedi. Kapıyı kilitleyip asansörle aşağı indi.
Çay ocağına girdi. Ocakta ocakçı, garsonlar Ali ve Cengiz vardı. Ocakçıya “az müsade bizim oğlan” dedi. Cengiz ve Ali’nin şaşkın bakışları arasında ikisine de “siz az şöyle gelin” deyip onları dışarı çıkardı. “Bene bakın,eyer birinden Halim o garıyla eli birmiş deyi bişey duyen, ikinizin de gafasını şöyle dutar goparırın. Söylemedi demen. Şindi sittirin girin içeri” dedi sonra çay ocağına kafasını uzatıp “sağol bizimoğlan” dedi, iş hanının kapıdan çıkıp gitti.