- Kategori
- Güncel
Halk, hukuk, demokrasi, vesaire...

Her beş kişiden biri recmi adil buluyor...
Fatih Altaylı bugünkü köşe yazısında Ankara’da yaygın bir dedikodudan söz ediyor. Buna göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının eline AKP’nin Siyasal Partiler Yasası’na aykırı olarak finansmanını kanıtlayan yurt dışı kaynaklı bir belge geçmiş ve belgenin gerçekliği araştırılmakta imiş. Eğer belgenin gerçek olduğu anlaşılırsa AKP hakkında dava açılacakmış ve genel kanı oymuş ki, “Eğer bu belge ile dava açılırsa 11 – 0 kapatma kararı çıkar” deniliyormuş dedikodu kulislerinde. Yani Haşim Kılıç’ın bile kapatma yönünde oy kullanacağı denli önemli bir belge söz konusu.
Altaylı bu bilgiyi verdikten sonra diyor ki; “Bilmem doğru, bilmem yanlış. Ancak bildiğim bir şey var. Böyle bir dava açılmasından en büyük memnuniyeti duyacak olan AKP olur. Çünkü böyle bir dava, iktidar partisinin aşağı doğru dönen grafiğini hiç kimsenin beklemediği ve ummadığı bir hızla yukarı çevirir. Bu ülkede parti kapatma davaları ve hatta parti kapatmalarla hiç bir yere varılamadığını yakın siyasi tarihimiz net bir şekilde gösterdi. Siyaset, yargı dâhil hiçbir dış müdahaleyi kaldırmıyor.”
Altaylı söylediklerinde haklı ancak bu haklılık hiç kimseyi hukuku çiğnemeye, hukukun önünü kapatmaya, hukukun işlemesine engel olma yanlışına sürüklememeli. Yine geldik adalet heykelinin gözlerinin niçin bağlı olduğuna. Bir hukukçu, bir savcı bir davanın açılıp açılmamasına tarafların kimler olduğuna ya da olası sonucuna (AKP’ye yarayıp yaramayacağına!) bakarak değil, dava açmaya gerek olup olmadığına göre karar vermeli. Eğer hukukun üstünlüğüne içtenlikle inanıyorsanız, böyle bir davanın hiç istemediğiniz halde AKP’ye yarayacağından yüzde yüz emin olsanız bile, eğer elde mevcut ciddi kanıtlar var ise davanın açılmasına karşı çıkmayı aklınızın ucundan bile geçirmemeniz gerekir...
Hukuku devre dışı bırakmayı öngören bu gerekçe, demokrasilerde partileri halkın kapatmasının en doğru ve sonuç alıcı yol olduğu gerçeğine dayanıyor ama hukukun olmadığı yerde demokrasi olur mu? Yani bizde hukuku kurban edecek bir demokrasi zaten yok ki! Altaylı’nın saptaması ve yorumu gerçek demokrasilerde ve gerçek bir hukuk devletinde geçerliliği olan bir doğru. Haşim Kılıç’ın bile reddedemeyeceği bir demokrasi ayıbı belgesi söz konusu ise – ki anlaşılan Deniz Feneri’den bu partiye paralar akıtıldığı savı kastedilmekte - hangi demokrasi adına göz yumacaksınız buna? Hukukun, adaletin işlemediği ve göz göre göre çiğnendiği bir ülkede seçimleri yargıçların başkanlığındaki seçim kurulları ile gerçekleştirmek mi olacak demokrasinin kanıtı?
Bu ülkenin, bu toplumun dramatik bir gerçeğidir bu. Hukuku içselleştirmemiş, hukukun temeli olan eşitlik ve adalet duygusu yeterince gelişmemiş bir kültürde, hukukun yaşama geçirilmesinin önündeki engeller kim bilir daha kaç on yıllar boyunca sürecek. Başka bir yazıda değineceğim Prof. Esmer’in araştırmasından bir iki örnekle yetinip bitireyim bu yazımı. Sonuçlarıyla çok önemli bu bilimsel çalışmaya göre; her üç kişiden biri “Kız evlat mirastan erkek evladın yarısı kadar pay almalıdır” yargısını doğru buluyor. Eşitlik anlayışına, adalet duygusuna bakar mısınız? Her beş kişiden biri bir kadının recm ile (taşlanarak) öldürülmesini doğru buluyor!
Yine her üç kişiden biri mahkemelerde iki kadının şahitliğinin bir erkeğe eşit olmasını doğru buluyor! Ve her dört kişiden üçü, suçluluğu kanıtlanıncaya dek herkesin masum kabul edilmesi gerektiğini söyleyen hukuk ilkesine karşın, terörist olduğundan şüphe edilen bir kişinin suçsuzluğu kanıtlanıncaya kadar cezaevinde tutulmasının gerektiğine inanıyor! İşte bu adalet anlayışının egemen olduğu toplumda hukukun yaşama geçirilmesinden söz ediyoruz. Altaylı “Siyasal Partileri halk kapatmalı” demokratik doğrusunu dile getirirken, toplumda egemen olan ve araştırma sonuçlarına yansıyan hukuk anlayışının niteliğinden ötürü hukuk devletinden umudunu kesmiş olmalı... Yoksa hukuku özümsemiş ve hukukun üstünlüğüne saygı duyan bir halk olsa, hukukun verdiği kararları (bu örnekte, parti kapatma kararını) niçin çiğnesin?