- Kategori
- Öykü
Halk Gazetesi manşet: "Ruhuna tecavüz edildi."

Kapı vurulmuştu. Kendisinin hazır olup olmadığını soruyordu bir ses. Bu o olmalı diye düşündü. "Hazır mıyım? gerçekten." diye sordu kendine. Hazır olmadığını kimseye anlatamamıştı ki! Öylece beyazların içinde kendine bakarken "Çok güzel! Maşallah" seslerini işitiyor aynada kaybettiği bir şeyi görmeye çalışıyor gibiydi. Hayata ne gibi bir kötülüğü dokunmuştu da tüm bunlarla cezalanıyordu? Gözleri yere indi. Gölgesine bakıyordu belki aradığı aynada değil gölgesinde saklı kalmıştı. Ama gölgedeki ayrıntılarda aynadaki ayrıntılar gibidir. Sadece görüleni yansıtırlar.
Gözlerine bir bulut geldi. Yanında bulunan kadınlar "Ağlama kızım, makyajın akacak sonra." dediler. İstese de hıçkıra hıçkıra ağlayamayacağını biliyordu. "Ve makyajımın akıp akmaması da umrumda değil." diye düşündü. Hiçbir zaman makyaj yapmaktan hoşlanmamıştı. Ama ilkokul yıllarında arkadaşlarıyla yaparlardı. O bunu bir oyun zannediyordu. Halbuki makyajın ona yakıştığını söyleyen kişiler oluyordu.
Beyaz gelinlik... Bembeyaz gelinliğin içinde her kız nasıl gözükürse, her kıza ne kadar yakışıyorsa ona da yakışmış, o da bir peri kızı olmuştu işte. Mutlu olsaydı etrafında durmaksızın dönerdi. Kimin söylediğini şimdi anımsayamadığı bir sözü hatırladı: "Beyaz gelinlik benim kefenim olacak."
"Benim de kefenim oluyor işte." Gözlerine tekrar baktı. Kaybettiği şeyleri hep gözleri söylerdi ona. Evet bulmuştu neyi kaybettiğini. Hayat yine yapacağını yapmıştı işte. Hiçbir şey koymaz diye düşünürken yine oyununu o kadar güzel oynamıştı ki! Anlamamıştı dudaklarına sürülen ruju. Biraz taşmıştı dudaklarından. Silmek için bir mendil aranırlarken kadınlar o boy aynasında bu haline tekrar baktı. "Ruju sil, başındakini çıkar ve kaç buradan." dedi kendine. Ama bu bir anlık düşünce kadının birinin dudaklarındaki taşan ruju silmeye çalışmasıyla son buldu. "Artık her şey için çok geç." dedi. Kadınlar şaşırdılar bu dediğine.
Her gelin hassas olur diyerek üzerine gitmediler. "Gelin kısmı hem ağlar hem gider." di sonuçta.
Tekrar kapı vuruldu. "Hazır mı?" diye soruldu. Bu onun sesiydi. İlkinde anlayamamıştı sesinden. Ama bu oydu. "Kocam olacak adam."
Kapıyı açtılar ve damat ilk defa onu gelinliklerinin içinde seyretti. Belki böyle 5 dk. geçmişti. "Vaov canına! Harikasın, canım karıcığım." dedi. "Sen de öylesin." dediler kadınlar. Kadınlar onun adına konuşmaları yaparak aslında ona göre kendisini büyük bir yükten kurtarıyorlardı.
Kolunu uzattı. Uzatılan kola geçirdi kolunu. "İşte başlıyor. Allah'ım sen bana yardım et." diye düşündü. Sanki koluna girdiğinin kim olduğunun onun için hiç önemi yoktu. Sanki bir tiyatro sahnesindeydi de o tüm bunlar bitince sahneden aşağı inecekti. Alkışlarla karşılanan oyuncu takımındandı.
Salon inliyordu gürültüden. Gelinle damat geliyordu sonuçta. İlk danslarını yapacaklardı. Damat gelinin beline dokunurken biraz daha kendine doğru çekti. Şu korse gibi şeyleri de hiç sevmezdi. "Ne gerek vardı sanki bunu belime dolayacak? Boğulayacağım sanırım." diye düşündü. Nefesini yüzünde hissediyordu. Nefesi sıcaktı ve yakıyordu. Sanki o heyecanlıydı. Öyle hissetmişti gelin. Onun heyecanına karşılık kendi ruhsuzluğunu düşündü. "Allah'ım bu ona da bana da haksızlık." diye düşündü.
Evlenmeyi şiddetle red etmesine rağmen evleniyordu işte. Hem de sevmediği biriyle. "Hayat sen benimle uğraşmaktan ne zaman vazgeçeceksin?"
Dansın bitmesiyle düşünceleri de yarıda kesilmişti. Artık bir şey düşünmüyordu. Kabullenmesi gerektiğini hissediyordu. "O senin kocan artık bunu kabullensen iyi olur." demişlerdi evlenmeyeceğini söylediği zaman. Ama o ona dokunurken ki vahşiliğini bir türlü unutamıyordu. Zorla sahip olmuştu ve onun karşısında hep aynı hisleri hissediyordu. "Hayvancaydı yaptıkları ve ben de bir hayvandım. Kısrağa sahip olurmuşcasına o hayvan bana dokundu. Kendimden iğrendim o an. O beni mahvetti. Hayır hayır... Öldürsünler beni daha iyi. " kaçmaya yeltenecekken birisinin elini sıkıca tuttuğunu hissetti. Bu oydu. "Kaçacağımı mı anladın?" dedi gözleri korkusuzca. Ama gözleriyle sorduğu için bu soruyu yanıt alamadı.
Gülüşmeler, kahkahalar, sohbetler birbirine karıştı sanki gece boyunca. Sadece gürültü akıyordu onun kulaklarında. Tebrikler dileyip ayrılıyordu düğüne gelenler. Tek taraflı bir savaşta yenilen o olmasına rağmen onunda tebrik alması ona çok garip geliyordu. "Zafer benim değil, beni tebrik etmeyin." diyordu gözleriyle ama kimse onun bu halini anlamıyordu. Damat herkese gülüp duruyor, tebrikleri büyük bir sevecenlikle karşılıyordu.
"Ölmeni dilerdim adi herif!" dedi içinden. Yine gözlerine bir bulut gelmişti. "Niye ben başımı yere eğmek zorundayım. Ne biçim bir adalet bu? Kendimi hayvan gibi hissettiğimi sağladığı ve ona her bakışımda o anıları hiç unutamayacağımı bile bile nasıl kocam olur o benim? Nasıl... Nasıl? Biri bana bunun açıklamasını yapsın. Neden? Beyaz gelinliğin içinde bu şekilde mi olacaktım? Lekelenmiş... Evlenmezsem kötü kadın olurmuşum. Pehh... O...pu olurmuşum öyle mi? Lanet olsun bu gibi o...puluğa o zaman. Lanet olsun bu adalete!!!"
Yine dokundu ona. Gidiyorlarmış. Kalktı yerinden. Bir kez daha düşüncelerini anlamıştı sanki de yarıda kesmişti.
"Yuvamıza gidiyoruz." dedi damat. İşte o an çılgına dönmüş gibi bağırdı gelin.
"Yuvamız mı? Hangi yuvadan bahsediyorsun sen? Senden her zaman tiksineceğim anlıyor musun?...Seni..."
"Sus artık!" diye bir tane tokat indirdi.
Sustu. Çünkü artık dayanamıyordu tüm bu olanlara. Ağlamaya başladı sessizce.
"Özür dilerim. Lütfen seni seviyorum gerçekten. Sadece hapisten kurtulayım diye evlenmedim seninle. Seni çok istedim ama başka bir yol bırakmadın bana... Bu şekilde olmasını ben de istemezdim. Ama o an gözüm döndü. Sen hep beni redediyordun. Napabilirdim ki!?..."
O bunları duymuyordu. Sadece mutsuzdu. Ölmek istiyordu. Ya da onu öldürmeliydi. İkimizden biri ölürse...
"Allah'ım yardım et bana n'olursun?" diye fısıldadı. Arabaya nasıl binmişlerdi ve ne zamandan beri yoldaydılar. Bilmiyordu. Ana yoldan bir mahalleye girdi araba. Bir kaç ara sokak geçtikten sonra bir evin önünde durdu. Gelmiş olmalıydılar.
"Yeni evim ve kocam..." derken tükürüyordu sanki. Sözcükler bir küfre karışmışta onun ağzından bir küfür çıkıyordu bu sözleri söylerken.
İlk defa geldiği bu yere bakmadı. Salondaki masanın üzerine çiceğini bıraktı ve takılar... Annesi ona sarılırken eline tutuşturuvermişti. Oysa ki gözleri "Beni kurtar anne" diye yalvarıyordu. Ama annesi de onu anlamamıştı. Yapayalnızdı.
Yatak odasını gördü. Yeni çarşaflar serilmişti belli ki bu akşam için hazırlanmıştı. Gerdek gecesi...
Eskiden kızlarla bir araya geldiklerinde böyle konularda konuşurlardı. Herkes beyaz atlı prensiyle evlenmiş olurdu bu konuşmalarda. Kimisi korkarım ben derken kimisi de cesur davranacağını dile getirirdi. Gülümsedi aklına tüm bunlar gelince... Peki şimdi??
O da beyaz atlı prensiyle evlenirdi. Gelinliğinin uzun mu uzun bir kuyruğu olurdu.
Hiçbiri onun hayalindeki gibi olmamıştı. "Sarılmalı mıyım? Ne yapmalıyım? İçimden bir şey gelmiyor ona karşı. Aksine elimi bile tuttuğunda ben o anıları tekrar yaşıyorum."
Bir yere çökme ihtiyacı istedi. Etrafına bakındı ama oturacak bir şey göremedi. Sanki tek bu yatak vardı bu evde. Yatağa oturdu. Onun gölgesi düştü odaya. Gelmişti. Yanına oturdu. Boynundan öpmeye başladı.
O anıların içindeydi gelin. Güzel bir yer düşlemeye çabalıyordu. Yeşilliklerin arasında uçsuz bucaksız koştuğunu filan. Ama sanki hayatında o anlardan başka hiçbir anıya sahip olmamış, hiçbir şey yaşamamış gibi hissediyordu kendini.
"Şey..." O hiç üzerinden ayrılmıyordu."Şey... şey... Ben hazır değilim. Lütfen bu akşam olmasın. "
"Ne? Sen ne dediğinin farkında mısın? Bu bizim ilk gecemiz." diye itiraz etti adam.
"Şey ben gerçekten hazır değilim. Lütfen... Çok kötüyüm. Yapamayacağım. Yapamam..."
"Ne demek yapamazsın? Saçmalamayı artık bırak ve soyun." derken adam onun gözlerinin içine baktı.
"Dayanamayacağım. Allah'ım ne yapmalıyım? Bana güç ve sabır ver." diye mırıldandı kadın.
"Soyunmak mı? Niye kendin soymuyorsun? Hayvanca saldırını tekrarlayabilirsin pekala. Şimdi mi kadının oldum senin? Söylesene pislik herif!" diye bağırdı.
Doğruldu kadının üzerinden ve;
"Hiçbir zaman unutmayacaksın değil mi?"
"Unutmak mı? Nefes aldığım sürece hatırlayacağım ve sana da hatırlatacağım."
"..."
Bir yanıt vermeden kalktı. Sadece " Sen benim karımsın." dedi ve "Peki sen ne zaman dokun dersen o zaman dokunacağım. Yeter ki her zaman benim karım olarak kal."
"Bu ne biçim sevgi? Bu ne biçim adalet? Ne biçim herifsin sen?... Senden tiksineceğim anlıyor musun? Anladın mı? Sana dokunmamı söyleyeceğime ölmeyi yeğlerim. Anladın mı iyice? Hiçbir zaman seni sevmeyeceğim. Senin olmayacağım..." Hıçkırıkları birbirine karışıyordu.
Yine tokat... Bu sefer ki o kadar sertti ki canı çok yanmıştı. Yatağın üzerine yığılıverdi. Sanırım bayılmıştı. Bayılıp bayılmadığına bakmamış, kapıyı vurup çıkmıştı adam.
Sabahın erken saatlerinde uyandı kadın. Baktı o aptal gelinliğin içindeydi hala. Boynu acıyordu. Lavabo bulmalıydı. Yüzünü yıkamak istiyordu. Aynada kendine baktı. Dün güzelsin diyenlere bu halini göstermek isterdi bakalım hala güzel bulacaklar mıydı? Boynunun neden acıdığını gördü. Morarmıştı. "Hayvan herif" dedi.
Yüzünü yıkadı. Bol bol su içti. Sanki su onu arındırıyordu. "Pislik üzerime bulaştı benim" diye düşündü. Dolapları araştırdı. Kendine göre bir gömlek ve pantolon bulmuştu işte. Hemen gelinliği çıkardı ve üzerine geçirdi. Bol gelmişlerdi ama olsun idare eder diye düşündü. Takı torbası bıraktığı masanın üzerinde duruyordu. İşte bu güzel diye düşündü. Annesine teşekkür etti "bir şekilde kurtardın beni annem ama sen de yanlış yaptın. Biliyorum elinden bir şey gelmezdi belki ama benim yanımda olduğunu söyleseydin. Bu bile yeterdi bana. En azından dünyada yalnız kaldığımı düşünmezdim. Neyse... O gelebilir. Hemen gitmeliyim buradan."
Saçlarını ördü. Toka yerine plastik lastikle tokaladı ve lavabodaki aynaya tekrar baktı. Morluk gözükmüyordu. İşte hazırdı. Kendini gülümsemeyle ödüllendirmeyi düşündü ama her şey bitmemişti daha. Vazgeçti. Masanın üzerinden takı torbasını aldı ve gidişini anlamasın diye kapıyı çekip çıktı.
"Sandığımdan daha geç gelir eve." diye umdu. Kendini kurtulmuş, özgür hissediyordu.
Acaba özgür mü gerçekten? Dışarda o adam gibiler varken. Kızlarının namusu diyerek onun namusuna göz diken adamlarla evlenmesine sesini çıkarmayan anneler ve babalar varken. Özgür mü gerçekten böyle bir adalet sistemi varken?
Düşünmemiz gereken çok şey var.
Sevgi ve saygılarımla...