​ Halk ozanının arkeolog ve antropolog misyonu / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '07

 
Kategori
Edebiyat
 

Halk ozanının arkeolog ve antropolog misyonu

Halk ozanının arkeolog ve antropolog misyonu
 

Goethe; “Dünya güzeldir, ama bir şairin gözüyle daha güzel olur” demiş. Gerçekten şiirin tüm ihtaşımını ortaya seren mükemmel bir tanımlama.

Hayatın lezzetini, ruhunu ve kaynağını tanımlamada edebiyatın her dalı kendi alanında önemli ve özgün bir işleve sahiptir. Sayfalar dolusu kelimenin yarattığı duygu fırtınası bir şairin, bir Halk Ozanının şekillendirdiği bir dörtlüğün yakıcı ihtişamını çoğunlukla veremez.

Ancak Anadolu toprakları için bir şairden farklı olarak Halk Ozanları yüzlerce, binlerce yıldan bu güne dilden dile aktarılan sözlü gelenek örnekleriyle tarihe ışık tutarken günümüze de seslenmektedirler. Aslında hayatın renklerinde ve hayat mücadelesinde değişen bir hususun bulunmadığı, aynı damardan aynı kanın akmaya devam ettiği görülür bu gür ve dolgun seslenmelerde. Acı çeken aşık, aşık ile maşuk, zalim bey, öteki dünya, şarap ve kadın, umut, beklenti, korkular...Aşk badesi, sevgilinin hayali, zalim ağanın yıkılışı gibi insanı hayata bağlayan umutlar dörtlüklerde gerçeğe bir adım daha yaklaşır.

Bir rakı kadehi ya da kırmızı şarap yanında meze olmak ya da duygusal bir anda insanın gözlerini yaşartmak, seçim meydanında halka seslenmede etki uyandırmak dışında çok daha önemli işlevleri de vardır Ozan dizelerinin. Bu dizeler sözlü geleneğin en önemli taşıyıcısıdırlar bizler için.

Tarihe ışık tutmak, devrin padişah ve yöneticilerine halkın bakışını anlamak, derebeylerinin zalimliklerinin derecesini ölçmek Ozanın mısralarına kalmıştır. Zor anlarda halkın sözüne itibar ettiği fikir önderlerinin mevkilerini, dağdan kasabaya nasıl ulaşıldığını, yolculuğun nasıl olduğunu, nasıl elbiselerle kuşanıldığını, içkinin hayattaki yerini, farklı kültürlerin birbirine karşı konumlarını, dönemin damak zevkini anlatır bize dizeler.

Tarihin somut kalıntılarının ait olduğu döneme ışık tutmaya çalışan bir arkeolog ve antropologun amaçlarından en önemlisi de bulgunun ait olduğu dönemi saptamak ve buradan hareketle sözkonusu dönemde ki yaşamı betimlemektir.

Zaman tünelinde yolculuk yaparken arkeolojik ve antropolojik bulguların bize yol göstericiliği yadsınamaz bir gerçekliktir. Arkeolog ve antrologlar bize tarihten bilgi demeti sunarken insanın ve dünyanın geçirdiği evrimi ve değişimi gösterirler. Evren ve insan hakkındaki sır perdesinin aralanmasına aşama aşama katkı sağlamaya çalışırlar.

Antropolog ve arkeolog için esas olan maddi kültür varlıklarının ötesinde insan topluluklarının yapılarını ortaya koymaktır. Tarihin her dönemini ve her toplumu maddi varlık ve kayıtlarla ifade etmek mümkün olamayınca diğer bir rehber karşımıza çıkıyor. Sözlü gelenek ve bu geleneğin baş aktörleri olan Halk Ozanları. Burada Halk Ozanının işlevi ile antropolog ve arkeologun işlevlerindeki benzerlik ortaya çıkıyor.

Özellikle göçebe toplumların, haklarında yeterli bulgu ve eser bırakılmamış olan toplulukların ve günümüzdeki ardıllarının anlaşılmasında sözlü gelenek tarihin kendisine yüklediği sorumlulukla zamn tünelinin renklerini bize tanıtmakta. Mesala bir Bektaşi ya da Alevi kültürünü, bu kültürün felsefesini ve ruh mimarisini nasıl anlayabilirsiniz Halk Ozanının kelamını okuyup dinlemeden.

Güneş, ay, tanrı, yer ve gök, yıldız ve kainat gibi genel, aşk, şarap, feryat, derman, muhabbet, zalim, mazlum, yüce dağlar, viran bağlar gibi özel sayısız kavram Ozanın mısraları ile giydirilerek çölde kalmış insanlığa bilgi denizinden süzülen bir kaç damla misali can vermektedir.

Budur Ozanı aynı zamanda arkeolog ve antropolog yapan ve dizelere kalıcı ve hakiki kalıntı misyonu yükleyen.

 
Toplam blog
: 28
: 1654
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

İstanbul'dan tarih, ekonomi, siyaset ve kültüre ilgi duyan, güzel bir dille ifade edilen, edebi v..