- Kategori
- Kültür Turizmi
Hamam sergisi
Topkapı Sarayı için Sarayburnu’nun tacı diyebilir miyiz? Bence son derece uygun bir benzetme. Sıcak bir Pazar günü, tepemizde güneş tüm enerjisi ile yanarken bu son derece güzel mekanı bir arkadaşıma anlatıyorum. Kapısından girer girmez o tarihi havayı soluyarak geziyoruz.
Arkadaşımın gözleri yeniden düzenlenmiş hazine bölümünün ışıltılarıyla kamaşırken benim hedefim sarayın ikinci avlusunda yer alan sergiyi görmek. Kalabalıktan sıyrılabildiğimiz ve enerjimizin son damlalarıyla sergi mekanına adımımızı atabildiğimizde serinlik kucaklıyor bizi. Sergini adı “Hamam: Osmanlı’da Yıkanma Geleneği ve Berber Zanaatı” Tamamı Topkapı Müzesi'nin koleksiyonlarından seçilen 16. yüzyıldan 20. yüzyıl başına uzanan bir dönemi kapsayan eserleri inceliyoruz tek tek.
Alt katta hamamın tarihçesi duvarlarda asılı panolardan okunabiliyor. Resimler ve planlarla beslenmiş bu yazılar son derece bilgilendirici. İç odada kurnaları görüyoruz. Üst katta ise berberlikle ilgili açıklamalarla hamam ve berber takımlarını hayranlıkla izliyoruz. 130 eserden oluşan sergide Osmanlı yapımı olanların yanında saray için Avrupa’da üretilmiş çeşitli eserler de yer almış. Ayrıca, Sultan III. Murat (1574-1595) dönemine ait Surname-i Hümayun (1582) ve Sultan III. Ahmet döneminden Surname-i Vehbi nüshalarında berber ve hamamcı esnafının geçiş sahnelerinden minyatürler de sergilenmiş.
Hamam Osmanlı kültürüyle bütünleşmiş bir mekan. Bir mahallenin olmazsa olmazlarından. Geçmişten günümüze kadar süregelen bir gelenek. Hepimizin belleğinin bir yerlerine yerleşmiş, kimilerini yaşadığı kimilerininse hikayelerde benimsediği bir kültür. Bu sergi anneannemin çeyizinden annem için sakladığı ve bohçanın her açılışında hepimizin hayranlıkla izlediği, dokunmaya kıyamadığımız Bursa işi kuşakları, işlemeli peştemalları hatırlatıyor.
Serginin ben de uyandırdığı birinci etki bu oldu. Eserler arasında nalınlarla peştamalları, usturaları görünce ucundan kıyısından anneannem ve dedem sayesinde sahip olabildiğim bu emanetlere bir kez daha nasıl sıkıca sarılmak zorunda olduğumu hissettim.
Küçükken yazlarımı geçirdiğim anneannemin köyünde hamama gitme hazırlığını hatırladım. Sergide okuduklarımdan hiç de farklı değildi. Anneannem hamam sepetini özenle hazırlar, takımların eksiksiz olmasına özen gösterirdi. Hamamın soyunmalığındaki yerimize önce örtüyü serer sonra resmi geçit alayı gibi eşyaları dizerdi. Köy hamamı tatihi bir hamam olduğu için resimlerde gördüklerimden hiç de farklı değildi doğrusu.
Yüzümü olabildiğince kızartan sıcaklığa girdiğimizde kubbenin açıklıklarından sızan güneşte dans eden duman hamamın en güzel özelliği zihnimde. Utangaçlıktan mı yoksa bu gizemli havadan mı bilinmez gözümü kubbeden ayıramaz, içeride çınlayan sesleri ahenkli bir müzik gibi dinlerdim. Aslında hamamın tek güzelliği kubbesi değildi benim için, hamamdan çıkınca bir koşu aldığım gazozu anneannemle karşılıklı içerken sıcaktan tıp tıp atan nabzımız dinlenirdi. İşte hamamın en keyifli anı bu andı çocuk belleğimde kalan.