- Kategori
- Psikoloji
Hangi yalan avutabilir ki kanayan ellerimizi

Bir çingene yalnızlığı değil mi hayat
Hep kanayan, hep eksik.
Unutulmuş yolların
İzbe istasyonlarında
Üç çiçek topladım
Biri sana
Biri çingene kadına
Biri de kanayan hayatımıza.
Üç çiçek bir ömrün toplamı mıdır?
Kaybolmuş rengimi arıyorum. Bu sonsuz sokaklar içime doğru akıyor nedense. Kaç zaman oldu takvimden yaprak koparmayalı, kaç zaman oldu mektup yazmayalı, bir tebrik kartı yollamayalı kaç zaman oldu. Bir kuşun kanat çırpışını unuttum anne. Sahi kuşlar kanat çırparken, bizim yürümemizdeki gibi mi yorulurlar anne. Duvardaki saat hep 22.10’u gösteriyor, akşamın geceye döndüğü vakitlerdeki yalnızlığımı mı çarpıyor suratıma. Biliyorum sabahın 10.10’u da diyebilirsiniz, size kalmış. Herkes nasılsa kendine göre ayarlıyor içindeki saati. Bir sokak çeşmesinden su içmedim uzunca zamandır, bir kadına çiçek hiç almadım zaten. Rengim neydi benim anne? Rengimi unuttum.
Yaşamak istemediğiniz ama yaşayacağınızdan emin olduğunuz bir şeyin provasını yaparken ne hissedersiniz? Biteceğini hissettiğimiz bir aşkın, provasını içimizde kaç kez yaparız? O sona adım adım yol alırken, yüzleşir miyiz trajediyamıza? Prova, hayatın gerçeğine benzemez ki. Filmde ki erkek de “bu kadar ağlama, bu bir prova, gerçek değil ki” diyordu kıza. Ama bazen prova, hayatın gerçeği olur, gerçekle yüzleşmeye gerek kalmaz. O provada gerçeği yakalamışsınızdır zaten, gerçek provadır. Gerisi teferruattır, nedenler, niçinler, suçlamalardır. Prova yapsam, rengimi bulur muyum?
Bir arkadaşım mı demişti, ben uydurmuştum tam hatırlamıyorum; “Gerçek yoktur, kafamızda yarattığımız resimdir adına gerçek dediğimiz.” Yoksa adına gerçek dediğimiz her şey koca bir yanılsama, bir kurgu mu? Değilse hafıza kaybı mı? Yoksa unutmak istediğimiz her şeyi unutan bir bellek yitimi hali mi? Bir zamanlar, ‘o olmasa ben yokum’ dediğim insanın yüzünü unuttum, unutmak mı istedim, bilmiyorum? Birçok şeyi unuttum, unutmak rengimi kaybettirdi bana, rengimi arıyorum.
Bir kelebek ne zaman gençtir, ne zaman ihtiyar olur? Aşk bir çoğaltma biçimi midir? Çoğalan ne? Çoğaltırken eksilten bir yürek kanaması mı? Aşk, insanı hayatta bağlayan ve olduğuna kendimizi inandırdığımız bir nefes alış biçimi mi? Sahi aşk ne kadar öznel, ne kadar sahici? Kaç kişiye vazgeçilmez olduğunu söyledik, kaç kişiye sevgi sözcükleri fısıldadık. Herkes bir noktada vazgeçilen olabiliyor, her sevgi sözcüğünü, herkese söyledik. Aşk sahici mi peki? Bilmiyorum, sordukça kayboluyorum. Sordukça rengim ile ilgili ipuçları da uçuyor belleğimden. Oysa ben rengimi arıyorum.
Ölmeye ramak kalmışken, ne hisseder ölecek olan? Geride kalanlar, anılara tutunur o anıların çokluğudur geride kalanı vuran. Bellekte bir şey yoksa ölen ölmüştür sadece. Zamanın rahminde sağalttığımız acılar, kendi varoluşumuza acımamızdan olsa gerek. Sen ölünce anne, ben çoğaldım senle. Yaşadığımız şeyleri düşünüyor, ipuçları arıyorum rengimi bulmak için. Bana rengimi veren sendin biliyorum…