- Kategori
- Güncel
Hardala dikkat
Hikaye bu ya… Bir Alman, bir İtalyan, bir Fransız ve bir İngiliz bir araya gelmişler ve bir köpeğe “hardal” yedirme konusunda iddialaşmışlar…
Alman başlamış önce… Hardalı topak gibi yapmış, köpeği de ensesinden sıkıca tutarak sert bir tavırla hardalı köpeğin ağzına tıkmış. Hayvan ağzı yandığı için hardalı hışımla tükürüp atmış.
Sonra İtalyan atılmış: “öyle olmaz…” demiş. Hardalı makarnaya benzetip ufak parçalar halinde bölmüş, içine peynir de katarak köpeğe yedirmeye çalışmış. Köpek yine yemeyip can havliyle tükürüp, atmış hardalı…
Fransız ise; kendi gelenekleri açısından hardalı önce sulandırarak çeşitli lezzetlendiricilerle “sos” haline getirmiş ve sonra köpeğin ağzına tıkıştırmış. Ancak tabii o da sonuç alamamış…
Sıra İngiliz’e gelmiş… Önce köpeği okşamış, sırtını sıvazlayarak ve tüm sevecenliğini kullanarak köpeğin ona ısınmasını ve sırnaşmasını sağlamış. Ve sonra hardalı olanca çevikliği ve süratiyle köpeğin poposuna yapıştırıvermiş… Köpek can havliyle başlamış poposunu yalamaya… Canı yandıkça yalamış, yaladıkça ağzı yanmış ve böylece de yalaya yalaya hardalı yiyip bitirivermiş zavallı köpek…
İngiliz sonuçta, ama öyle ama böyle hardalı yedirmiş olur hayvana..!
***
Konu “hardalı” yedirme ve uygulama bir köpek üzerindeyse, işte yöntem (!) budur ve başka yolu da yoktur… Hardal’ı bir insana yedirmeye çalışırsanız ise; yönteminiz ikna edici girişim ve müzakerelerdir, başka çaresi de yoktur…
Burada önemli olan soru şudur: Niçin ve illa ki bu “hardalı” yedirmeye çalışırlar?
Yanıtı (ve doğru olanı) net biçimde şudur…
Tatlı, güzel ve hoş olanı kimse başkasına zorla yedirmeye çalışmaz… Acı olanı ise hemen herkes başkalarına (!) yedirmeye çalışır.
Yani; yediklerimize, -hele ki bu zamanda- çok dikkat etmeliyiz vesselam…
***
İran’da işlerin kötüye (!) doğru gittiği ne zaman anlaşıldı, önemli bir kesim ne zaman uyandı bu uykudan biliyor musunuz?
Kızların evlenme yaşının
Çünkü “soyut” değer ve idealler peşindeki insanlar, farklı düşünüp, farklı görebiliyorlar yaşananları…
Fakat ülkesi için ideallerin peşinde olan milyonların içinde 10-13 yaşlarında kız çocukları olanlar için ise bu artık çok “somut” ve çok “yürek ezici” bir adımdı…
Bunun “daha dur, bekleyelim görelim bakalım…” denecek tarafının kalmadığını işte şimdi dangadanak anlamışlardı…
Nasıl anlamazlardı ki? Şah’tan kurtulup ülkesinin tam bağımsızlığı peşinde olan milyonlar, aynı zamanda kız evlat sahibi olan anneler ve babalardı da…
Siz 13 yaşında kızı olan anne-babalar oldunuz mu? Ve 13 yaşında ki kızınızın “karı”lığa hazır olduğunu düşündünüz mü hiç?
Tabii düşünmediniz… Hele ki okumuş-yazmış insanlarsanız, böyle bir şeyi asla düşünmezsiniz.
Ama “feodalitenin” ta göbeğinde doğmuş ve hele orada da yaşıyorsanız, ve/veya “ağa-maraba” sisteminin bir parçası iseniz, zaten bunu sorun da etmezsiniz. Çünkü bu sizin gelenek ve göreneklerinizde de zaten var ve yaşanıyor…
Ama siz o zaman zaten, “tam özgürlük ve tam bağımsızlık” havarisi de değilsinizdir ki… Dolayısıyla bir şey’in farkında olmak için illa ki sahip olduklarımızın “kaybedilebilir” olması mı gerekir?
Bu müthiş “paradoks”, İran’ın tam özgürlükçü ve tam bağımsızlıkçı milyonlarını hoyratça sarıp sarmalayıvermiş ve işte bu milyonların birçoğu apar topar ülkesini terk etmek durumunda kalmıştı…
Alın size Şah’tan kurtulmuş “tam bağımsız ve tam özgür” bir İran…
Yakınlarda bir tarihte; bu tam bağımsız ve özgür(!) ülkenin, halkına ve dünya’ya sergilediği hoyratlığının, kışkırtılması sonucunda bizim ülkemizin başına da ne gibi belalar saracağını görür gibiyiz.
Sanki Suriye konusundaki “atak” davranışlarımız da bu kışkırtmanın temelini oluşturacak gibi..! Ortadoğu yine ısınıyor ama bu ısınma artık son’dan bir önceki olup, “nihai dizayn”ın ucu gözüktü gibi…
Biz de “hakım derken ..kum demeyi” iyi beceririz ya… Hele hele böyle, tüm kurumların birbirine “ters” baktığı bir zamanda ve kendi “iç dizayn”larımızla uğraşırken..!