Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '12

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
580
 

Hasret ne kadar zordur, bilir misin?

Hasret ne kadar zordur, bilir misin?
 

Kokusu ve beyaz çiçekleri ile gençliğin ve güzelliğin simgesi Mersin Ağacı


Bu sabah İnternetim'e baktığım zaman ilk gördüğüm dün gece kızım Burcu Göker'in yazdığı bir cümle oldu.'Hasret ne kadar zordur, bilir misin?.'diyordu Burcu. Birden dilime Zülfü Livaneli'nin bir eseri takıldı.'Gurbet ne yana düşer usta, Sıla ne yana. Hasret hep bana mı düşer usta.' Mısraları sabahtan bu yana ağzimda, kalbimde,

Demek ki bugünkü yazımızın konusu belli oldu. Hasret, özlem. Aile özlemi, sıla özlemi, ülke özlemi. Kısacası uzakta olan sevdiceğinin özlemi.

Hasret ile ilk tanışmam 3 lu yaşlarımda. Hayal meyal anımsadığım kırık dökük anılar. O güne kadar hiç annemden ayrı kalmamışım. Birden annem yok oldu. Babam beni anneanneme bıraktı, o da yok oldu. Hasta olan anneannemin yatağında onunla yatarken annesiz babasız ağlamaya başladım. Öyle çok ağlamışım ki beni avutmak için verilen bebeği duvara vura vura parçalamışım. Sonra bir gün babam geldi ve beni evimize götürdü. Dünyalar güzeli annem sırtında kendisine çok yakışan yeşil hırkası ile yatakta oturuyordu ve kucağında küçücük bir şey vardı. Bana oyuncak aldığını düşündüm ama birden o küçük şey cüssesinden umulmayacak bir sesla bağırmaya başladı. Birden öyle kızdım ki. O  güne kadar hep benim olan annem başka bir canlı ile hem de çok çirkin, kırmızı suratlı ve durmadan bağıran bir canlı ile uğraşıyordu. Oysaki ben çok güzel, sarı saçlı, beyaz tenli idim ve çok da güzel konuşuyordum, hiç de bağırmıyordum. Hemen fırlayıp, yatağa çıktım ve annemin kucağına, o küçük yaratığın üstüne kuruldum oturdum.

Daha sonra hasret anılarım gene oldu ama en uzun süreli hasreti 12 yaşlarında yaşadım. O güne kadar gözlerinin güzelliği ile dillerde olan annem birden bir göz hastalığına yakalanmıştı. Ülkemizde tedavi edilemeyen bu hastalık sebebiyle yurt dışında tedavi olması gerekiyordu. O zamanlar tıp ülkemizde henüz bu kadar gelişmemişti. Ayrıca yurt dışına çıkş ta belli kurallara bağlı idi. Günlerce süren uzun uğraşlardan sonra annem ve babam beni ve 3 yaş küçük kardeşimi ülkede bırakıp Almanya'ya doğru yola çıktılar. Ben teyzemde, kardeşim ise anneannem ve dedem de kalacaktı. İlk defa bu kadar uzun süreli ayrı kalacaktık. Annem tedaviye gidiyordu, belki ameliyat olacak ve aylarca ayrı kalacaktık. Üstelik kardeşimden de ayrı idim. Her ne kadar beraberken hep kavga edip, dövüşüyorduk ama bu ilk uzun süreli ayrılık beni çok etkilemişti. Sanıyorum bütün aile fertlerimizi bu ayrılık etkilemişti. Annem ile babamı Roma aktarmalı KLM uçağına bindirdiğimizde ağlamaya başladım. Hasret daha şimdiden yüreğime düşmüştü. Bana yıllar sürmüş gibi gelen 3 aydan sonra annem gözleri iyileşmiş olarak uçaktan inince duyduğum mutluluğu anlatamam. Hele eve gelip de sabaha kadar bavullardan birbirinden ilginç oyuncak, birbirinden şık giysileri çıkartırken aylardır duyduğum hasreti bir anda unutmuştum.

Sonraları bu gidiş gelişler sırasında artık ilk günkü kadar acı çekmemeye başladım. Biraz daha büyüyp Üniversiteye başladığımda sınıfta dikkatimi çeken genç delikanlının göremediğim zamanlar duyduğum hasreti kalbimi yakmaya başlamıştı.

Nihayet yıllar geçti ve ben de aile oldum. Ama bu sefer önce askerlik, daha sonra iş sebebiyle ayrıldığım doğduğum şehir ve ailem burnumda tütmeye başlamıştı. Neyse ki aynı ülkedeydik ve taşıma araçları gelişmeye başlamıştı.

Ülke hasret ile ilk defa müzik eğitimi için beraber gittiğim kızımla Paris'te yaşarken tanıştım. Daha önce kısa süreli yurt dışında yaşadığım duygudan farklıydı bu sefer duyduğum yangın. Paris'e ilk gittiğim günlerde içinde deniz olmayan, çoğu gün karanlık ve kasvetli olan bu şehirde nasıl yaşayacağımı düşündüm durdum. Çünkü ben güneşli ve içinde deniz olan İstanbul'dan geliyordum. Paris'te yaşarken bazen market raflarından gelen bir koku, bazen radyoda duyduğum bir müzik parçası beni alıp ülkeme götürüyordu. İlk gittiğim günler de hiç unutmam. Okumak için İstanbul'dan bir sürü kitap götürmüştüm. Bir tanesini okuyayım diye çekip aldım. Ergün Hiç Yılmaz'dan Beni Toprağıma Gömün adlı kitaptı. Hemen yerine bıraktım. Bir başkasını çektim. Gene aynı konularda bir kitap ve ben ağlamaya başladım koca kadın.

Sonraları yaşamaya alıştığımız bu şehirde ilk günlerimiz küçücük kızımla el ele hasreti yenmeye çalışmakla geçti. Benim hasret öykülerim bitmez. Ama yazımı bitirmeden bir ek yapmak istiyorum. Bir çok yörede kına gecelerinde söylenen bir şarkı var. Sözleri beni çok etkileyen bu şarkıda Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler diyordu. Bu şarkı da bence hasreti çok güzel anlatıyor.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hasretiliği çekenler bilir kardeşim.Güzel bir paylaşım.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 08.11.2012 14:51
Cevap :
Teşekkürler Nahide Hanımcığım. Ben sizin yazılarını zevkle okuyorum.Bazen o kadar güzel yemek tarifleri veriyorsunuz ki diyeti bozuyoruz ister istemez.Harikasınız.Sevgiler  08.11.2012 16:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 826
Toplam yorum
: 1069
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1059
Kayıt tarihi
: 26.04.11
 
 

Ben emekli bir iktisatçıyım. 21 yıldır bir sanatçı annesiyim. Küçük kızım klasik müziğe eğilim gö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster