Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '15

 
Kategori
Güncel
 

Hasta bir toplumda kadın cinayetleri, şiddet biter mi?

Hasta bir toplumda kadın cinayetleri, şiddet biter mi?
 

Adana’da şarkı söylediği pavyona düzenlenen bir polis baskını sırasında Halis Serbest ile tanıştı ve evlendi. Kıskançlık nöbetleriyle ve şiddet uygulamalarıyla evliliklerini tahammül edilemez hale getiren eşi 1986 yılında İzmir’de ki bir gece kulübünde sahnede şarkı söylediği sırada Bergen’in yüzüne kezzap attı. Ancak tek gözünü ve yüzünün bir kısmını yitiren Bergen’i eski eşi Halis Serbest yakasını hiç bir zaman bırakmadı. Ve 15 Ağustos 1989'da bitip tükenmeyen tehditlerin ardından 28 yaşındaki şarkıcıyı Kayseri’de ki bir gece programından sonra arabasıyla kaçırıp Mersin’e doğru götürürken Toros Dağlarında yol kenarındaki bir restoranda tabancasıyla vurarak öldürdü.

Bilinen en ünlü kadın katili Halis Serbest. O yıllarda Türkiye ayağa kalkmış kadına şiddete karşı herkes birlik olmuştu.

Bergen kızıl/sarı boyalı saçından bir perçemi, Akdeniz’de pupa yelken, Cenevizli tüccar avlayan Akdeniz korsanları gibi yaralı gözyuvasına kıvırıverdi. Biz de onu bu fotoğrafıyla hafızalarımıza kazıdık.

3 Mart 2009. Lise öğrencisi Münevver Karabulut erkek arkadaşı Cem Garipoğlu tarafından öldürüldü.

Münevver Karabulut'un cansız bedeni çöp toplayıcı bir kişi tarafından çöp konteynerinde parçalanmış halde bulundu. Yapılan adli tıp incelemesi sonucunda başı gövdesinden ayrılmadan önce bıçak darbeleriyle yaralandığı daha sonra öldüğü tespit edildi.

Türkiye ayağa kalktı. Katili yakalandı sonrasında cezaevinde kendini astı.

Ve yıl 2015. Geçtiğimiz hafta üniversite öğrencisi Özgecan Aslan bindiği minibüs şoförü Suphi Altındöken tarafından vahşice yakılarak öldürüldü. Tecavüze uğramamak için direndi. Direndiği için önce bıçaklandı. Sonra DNA testinde yakalanmamak için elleri kesildi. Ölmeyince başına levye ile vuruldu. Sonra da yakıldı.

Yine Türkiye ayakta isyanda. Günlerdir içimiz yanıyor. İsyan ediyoruz. Kadınlara yapılanların sonu gelmeyecek mi diyoruz?

Özgecan cinayetinin ortalığı inlettiği ve kadına şiddetin lanetlendiği kara günlerde olan biteni izliyorum. Öfkeliyim, üzgünüm, akıl tutulması yaşıyorum. Özgecan’ın üzüntüsü yetmezmiş gibi olanlar, söylenenler, geçmişten bugüne gelenler daha çok canımı yakıyor. Tüm gelişmelere bakınca bir kadın olarak bir şeylerin değişeceğine inancım yok. İnanç aşılayamayacağım için yazmak bile gelmiyor içimden.

İçimdeki isyanı, öfkeyi bile yazmak içimden gelmedi. Çünkü biliyorum ki öncekilerde de isyanımız duyulmadı, şimdi ise duyar gibi yapıyorlar. Biliyorum yarın yine unutulacak. Zaten duyulsaydı bugün Özgecan ve diğerleri yaşıyor olurdu. Özgecan olayı daha taptazeyken yeni haberler duymazdık.

Beren Saat Özgecan olayındaki üzüntüsünü paylaşırken bu ülkede kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu yaşadıkları üzerinden anlatan bir paylaşımda bulundu. Satır arasında bir televizyon yöneticisi tarafından uğradığı tacize yer vermiş. Bu adam eğitimli, önemli konumda biri. Bir ülkenin geleceğini etkileyecek kitle iletişim araçlarından birinin yöneticisi.

Peki, bu pisliklerden nasıl kurtulacağız?

İsmi, kim olduğu hiç önemli değil benim için çünkü biliyorum ki Beren’i taciz eden televizyon yöneticisi tek değil. A kanal Beren’e yaptıysa B kanal da başka bir kadın oyuncuya yapmıştır.  Ya da farklı sektörlerde kadın patronundan, müdüründen taciz görmüştür.

Zihniyetler değişmedikçe meslekleri, adları, konumları, bölgeleri değişse ne fark eder? Bu tacizin sonu yok.

Bugün cesurca bunları dile getiren Beren eminim ki o zaman dile getirseydi taşlanan yerde olurdu. Fatura Beren’e kesilirdi. Şimdi kim olduğunu açıklasın utanır diyorlar. Onlarda utanç olsa zaten bunu yapmazlardı ismi açıklanınca mı utanacaklar?

Acıların taze olduğu bir zamanda Nihat Doğan’ın sözleri ortada. Nihat Doğan vakası bu zihniyetin ürünü değil mi? TV yöneticisiyle Nihat Doğan arasında fark var mı? Bu zihniyetlerden utanmalarını beklemek sadece hayalcilik.

Nihat Doğan Survivor’a gitmesin diye tepkiler ortaya kondu, Acun’dan medet umuldu. Bu cezalandırma düşüncelerini arındıracakmış gibi. Bir anda kendine gelecekmiş gibi. Acun o da ayrı mesele ya neyse, farklı zamanda olsaydı tepkileri yerine getirmezdi ya da sponsor baskısı olmasaydı Nihat’tan vazgeçer miydi?

Yani zihniyet değişmediği sürece Nihat Doğan Survivor’a gitse ne olur gitmese ne olur? Televizyon yöneticisinin adı açıklansa ne değişir?

Özgecan Aslan'ın başına gelenleri protesto etmek amacıyla Kocaelili kadınlar bir eylem düzenledi. Eylemde kadınlara çağrıda bulunan Cihat Biçer isimli genç, “Bende bir ananın evladıyım. Her erkeğin olduğu gibi bizimde bazı ihtiyaçlarımız muhakkak var. Ama önemli olan bu ihtiyaçları normal bir aile evladına, namusuna düşkün bir aile ferdine yapılmasını kınıyoruz” demiş.

Namuslu namussuz ayrımının yapıldığı, kadını ihtiyaçları için bir madde olarak görenlerin, onların bedenleri üzerinden reyting sağlayanların olduğu toplumda ne değişir?

Tüm bunların üzerine idamla çözüm konuşuluyor. Bir yanım evet derken diğer yanım kanı kanla temizlemek ne kadar doğru diyor. Bir pislikten kurtulsak diğer pislikleri yok edebilir miyiz?

Şimdi #sendeanlat diyorlar onca yıl anlatıldı ne değişti? Hatta anlattıkları için neden anlatıyorsun polise yargıya başvur diyenler oldu. Sanki yargı anlatanları dinliyormuş gibi. Suçlular cezalarını çekiyormuş gibi. Ya da çekse yıllar sonra serbest kalınca TV’lerde bir de katilinin penceresinden bakalım denmiyormuş gibi.

Benzer olayların yargı kararlarını hatırlayalım bir de.

Yargıtay 14 yaşında 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.nin “kendi rızasıyla” tecavüze uğradığı kararını onaylayarak bir “Utanç Kararını” imzalamamış mıydı?

N.Ç 14 yaşında bir çocuktu ve kendi rızasıyla tecavüze uğrandı denildi.

Sakarya’da 14 yaşındaki Ö.C’nin tecavüze uğraması ve 34 tecavüz sanığının serbest bırakılması. Aynı şekilde Edirne'de Z.K adlı 14 yaşında çocuğa tecavüz edilmesi ve tecavüz sanıklarının serbest kalması.

Yargı bu şekilde işlerken diğer yandan;

Sözde Türkiye’nin “en güvenilir kadını” katilleri televizyona çıkarıyor, bir bakan erkekler haklı olsa da öldürmenin çözüm olmadığını anlatıyor, bir yazar katillere haksızlık edildiğini söylüyor.

Alt alta toplandığında sonuç erkekten yana işliyor her şeyin suçlusu kadındır-a çıkıyor.

Kadın cinayetlerinin faillerinin reklamlarına çanak tutan, bunu masumlaştırma oyununa katılanlar ama iki lafın birinde de cinayetleri tasvip etmiyoruz diyenler onlara programlarında yer vermeye devam etmediler mi?

Medya maymunu Nihat Doğan diyenler o medyanın içinden gelmiyorlar mı? Kendileri çanak tutup Nihat Doğan ve diğerlerini yaratmadılar mı?

Bergen’in katilini televizyona çıkarmadılar mı? Film yapmaya kalkanlar bir de katilin penceresinden bakalım demediler mi?

Kadın kimliğinin pasifleştirildiği hatta neredeyse yok edildiği programlar kadın sunucularımız ve kadın programcılarımız tarafından yapılmıyor mu?

O programlara konuk olan ünlülerimiz, ya da kendileri zaten ünlü olan kadın sunucularımız kadın kimliğini kendileri gibi ucuzlatmıyorlar mı?

Bu ucuzluk içerisinde neyi, kime, nasıl anlatacaksın.

İnsanın kadın erkek çoluk çocuk demeden metalaştığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Ama konumuz kadın olduğu için vurgumuzda kadın.

Bugün yapılan araştırma sonuçlarına bakıldığında eğitimli kadın da dahil olmak üzere her yedi saniyede bir kadın şiddet görüyor.

Öfkeyle savrulan bir yumruk sonucu kırılan diş, adi bir saldırıda kırılan bacak, gecenin kör karanlığında dehşet çığlıkları arasında sönen bir hayat. Ya da cinsel davranış kurallarını ihlal ettiği için üzerine düşen şüphe. Üzerine şüphe düşen kadına kendini savunma şansı tanınmaz ve aile üyelerinin, kadına saldırarak namusları üzerindeki lekeyi temizlemekten başka kabul edilebilir sosyal alternatifi yoktur. Namus cinayetlerinde, kadın suçlu taraf, onun “sahibi” olan erkek ise namusunu kaybeden mağdur olarak görülmektedir. Sonuç olarak, erkek toplumun sempatisini üstünde toplayan incinmiş kişi olmaktadır.

Alınıp satılarak kadınlara yapılan işkence ya da. İnsan ticareti. Yaşantıları toplumun beklentilerine uymayan kadınların toplum tarafından uğradıkları muamele. Diğer tarafta devlet ve silahlı kuvvetler tarafından uygulanan işkence mesela. Tecavüz, bekaret kontrolü, cinsel içerikli hakaret ve taciz biçiminde gerçekleşen güvenlik mağduru kadınlarımız.

Erkekler, şiddet uygularken, “Mahkeme boşadı, ama ben seni boşamadım, beni polise, savcıya nasıl şikayet edersin?” “Çocuklara, annen kötü yola düştü derim.” “Bir erkek çocuk doğuramadın, bebek ağlıyor, ne biçim annesin sustursana, töremizde kadın dövülür, kızını dövmeyen dizini döver, karım değil mi döverim de severim de.” “Bana büyü yapıldı”, “Cinnet geçirdim”, “Karım şımarmasın”, “Beni kılıbık sanmasınlar” gibi bahanelerin arkasına saklanıyor. Rüyasında karısının kendisini aldattığını gören erkek, karısını dövüyor. Daha pek çok nedenin arkasından şiddet.

Hadi bunları da idamla çözelim? Mümkün mü?

Arkeologlar tarafından bulunan erkek mumyaların kemiklerinde %9-20 kırığa rastlanırken, kadın mumyalarda bu oran %30-50’dir. Kırıkların kafada olması, bunun savaştan çok bireysel şiddete bağlı olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.

Tarihten bugüne kadar kadının gördüğü şiddet hep vardır. Değişen çok şey olsa da kadına şiddet değişmedi.

Üstelik toplumların değişim mekanizmaları, nedense hep kadınlar üzerinden yapılmıştır. Kadının belli bir şekle sokularak, toplumun hizaya getirilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle tarih kadının kimliği, kişiliği, bedeni ile ilgili tartışmalara sahne olmuştur. Kadının et parçası olarak görülmesi, insan olup olmadığının tartışılması, erkeğe endeksli bir hayatın figüranı olması, hastalıkların nedeni olarak görülmesi, bir meta gibi ticarete mal edilmesi, bedeni üzerinde erkeğin ve toplumun hakimiyet kurması gibi örneklerin her biri kadına yönelik şiddetin farklı şekillerini içermektedir.

Şimdi konuşun deniyor, anlatın deniyor, idamla çözelim deniyor. Sanki yıllardır hiç anlatılmamış gibi sanki suçlular yasalarla aklanmıyormuş gibi. Sanki sistem kadını kullanmıyormuş gibi.

Oysa kadın sadece çocuk doğurmaz kocaman bir toplum doğurur. Doğurduğu toplum bu kadar hastalıklıysa orda oturup düşünmek gerekmez mi?

Şiddet erkeğe rol olarak verilmiş ve bu rolden sıyrılmasını sağlamak yerine o rolü besleyen eylemler içinde işleyen bir sistem var. İşte tüm bunlar yüzünden bu sistem değişmedikçe ve sadece erkekler değil kadınlar tarafından da beslendikçe ben bir şeylerin değişeceğinden umutlu değilim.

O yüzden ne idam ne de hadım etmek bu pisliklerin, hasta düşüncelerin kökünü kazır diyorum.

oyatekin@gmail.com                                         

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

OYA TEKİN / MEDYABEY.COM

Oya Tekin/ Yaşadıkça.com köşe yazarı

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin izin alınmadan kullanılamaz.

 
Toplam blog
: 295
: 3718
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..