Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '07

 
Kategori
Anılar
 

Hava boşluğu (?)

Hava boşluğu (?)
 

Değişken bir ruh içinde çıkmaya çalışarak kıpırdanıp durmaktaydı. Bazen yağmurun kokusunu alıyor ama ıslaklığını hissedemiyordu. Ya da güneş yakıyordu tenini ama gözlerini kamaştıran bir aydınlık yoktu ortalarda. Tanrım , ne oluyordu ona? Ne yapıyorlardı? Bu aralar her şeye psikolojik der olmuştu doktorlar. Yine gitse o çelik bakışlı ve ona göre tehlikeli olan doktoruna artık ezberlediği ilaçlardan yazıp geçiştirecekti.Onu umursamıyordu bile.Hatta utanmasa hastalığına bakmadan, ettiği hipokrat yeminine aldırmadan tedavi bile etmeyecekti nerdeyse! Neyse bu doktor da nerden gelmişti şimdi aklına? Karanlık ona farklı şeyler düşündürüyordu gene. Ama bi saniye; bu konuşan da kimdi? Banyodan geliyordu ses. Banyodan mı? Kim olabilirdi ki kendi banyosunda? Tanrım! Kapıyı yine mi açık unutmuştu yoksa? Oysa her yere not yazmıştı "dont forget" diye !!! Don’t forget, dont forget TO FORGET!!! Şimdi gülüyordu. Evet, hasta olduğuna böyle durumlarda daha çok inanıyordu. Kafadan çatlak olduğuna ve hiç bi aşkın ve hiçbir en pahalı tedavinin onu iyileştiremeyeceğine de! "İyileşmeyi dont forget" dedi kendi kendine! Sonra da ekledi:"iyileşmeyi unut, eğer iyileşirsen hayatta uğruna çaba harcadığın son şeyi de kaybedersin. İşte bu yüzden sen hep hasta olmalısın, hasta kalmalısın!Yoksa ne için savaşacaksın ki? İyileşirsen öleceksin." Tanrım; birden nasıl da ciddileşmişti. Şimdi o aptal arkadaşları onu görse gerçekten de zeki olduğunu düşüneceklerdi, ama asla onlar kadar aptal olmayı beceremediği için de kendine kızmayı ihmal etmedi. Belki biraz olsun mutlu olurdu.Çünkü gördüğü bütün mutlu insanlar aptaldı. Hepsi aptal.Silme aptal.Topu aptal.Alayı aptal !!!! "APTAL" diye bağırıyordu . Banyodaki ses susmuş, onu mu dinliyordu yoksa? Hadi konuşsana, ben kafayı yemişim senden mi korkacağım ? Beni öldürmelisin, eğer ölmeden önce iyileşecek olursam ... Yooo böyle bir ihtimali düşünmek istemiyorum.Sen de aptalsın, çünkü sesin mutlu geliyor.Hatta bazen gülümsediğini de gördüm. Kahkahalar onun için hiçbir şey ifade etmiyordu. O da bazen kahkaha atıyordu, o aptallar bunu "şen kahkaha" diye bile nitelendirebiliyorlardı çoğu zaman. Ama ona göre sadece gülümseme mutluluk ifadesiydi. Gülümsemeyeli ne kadar olmuştu acaba? Yüzü kırışmamış , göz çevrelerindeki çizgiler belirgin değildi! Buna sevinmeli miydi? Hah, asla!!! Kalıcı bi gülümseme olmamıştı ki yüzünde ... Kalıcı bi tebessüm, bebekken bile donuk suratlı olduğunu hayal edip bitane daha iç acıtıcı bir kahkaha attı. Başa döndü sonra, evet yağmur nerdeydi, güneş yine hangi aşkın üstüne doğuyordu da ona uğramamıştı ? Bu beyaz örtüler nasıl oluyor da bu kadar kör edebiliyordu gözlerini!!!

Üzülmüştü, iyileşemeyeceğini bildiği ve iyileşmeyi istemediği için. Sıradan bir insanın yaptığı ve yapamadığı her şey için üzülüyordu.Öyle şımarık bi insanın üzülmesi gibi değildi , derinden gelen gerçekten olan bi üzüntüydü.Gerçekti.Çünkü acıtıyordu.Öyle duymuştu çok değer verdiği birinden."Dünyada gerçek olan bir şey varsa o da acıdır" demişti.Şimdi buna inanıyordu.Onu hissediyordu.Acıyı çok iyi hissediyordu ve çok yakınındaydı.Bu yüzden gerçekti!!!

Sonra her şeyi unutup tekrar uyumak istedi.Sadece uyumak.Uyku biraz uyku bütün isteği buydu :)...............

Sonra kendi kendine şöyle diyecekti: "This is the nightmare!!!" Belki size sadece bir şarkının içinde geçen sıradan bir söz olarak gelecekti bu iniltiler ama onun için anlamı büyüktü.Bazı insanlar için bazı basit şeylerin derin bir anlam taşıması gibi. "This is the nightmare...."

İşte bu kötü kabustan hiç uyanamadan, hala terli ve hala gözleri kapalı olarak başka bir uyku alemine daldı. Orda rüyalar farklıydı. Belki bir daha hiç kabus görmeyecekti. Biz insancıklara göre biraz uzunca uyuyacaktı ama ona göre nasıl olacağını hiç bilemeyecektik! Gerçekte nasıl sağlıklı, nasıl mutlu, nasıl zeki olduğunun ve tebessümün ne çok yakıştığı bi yüzünün olduğunun, başarılarının, ailesinin ve biricik sevgilisinin onu ne çok sevdiğini söylemenin bi anlamı yoktu, olmayacaktı da.

Başucundaki kitapta "Beynine bir kez hava değmeye görsün" yazıyordu. Henüz bitirememişti. Ama ona kalsa o hava onun kalbine değmişti. Uyansaydı belki hiç iyileşemeyeceği bir kabusun gölgesinde kalacaktı. Belki de o hava kalbine değmekle yetinmemiş saplanıp kalmıştı....

Not : Merak edip de kitabı okursanız bu dizelerle hiç bi ilgisi olmadığını gördüğünüzde bana kızmayın lütfen. Sadece uyarlamak istedim. Ama Tübitak kitaplarından hoşlananlar için tavsiye edilebilitesi yüksek bi kitaptır.

Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün - Dr. Frank Vertosick Jr.

 
Toplam blog
: 10
: 806
Kayıt tarihi
: 08.09.07
 
 

1983 doğumluyum. 2005 yılından beri istanbuldayım, çalışıyorum. İstanbul'a aşığım, vapurla işe gitme..