- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Hava ne kadar bulanık biliyor musunuz?
Bir gazeteci cinayeti nereden nereye geldi. Ortalık ne kadar karıştı. Kimimiz, "Hepimiz Hrant Dink'iz", "Hepimiz Ermeni'yiz", kimimiz ise bu slogandan gocunarak 'Hepimiz Türk'üz' diye çıkıştı. Ne oldu? Hiç bir şey olmadı tabiki...
Ne olacaktı ki? Söylemlerimizle, atışmalarımızla başbaşa kaldık. Atılan sloganlarla Türkiye bölündü mü? Hayır... Kimse Türkiye'nin bölünmesinden yana değil. Herkes Türkiye'deki çok seslilikten yana. Çok seslilik zaman zaman aşırılığı beraberinde getirebilir ama, bunun için de ilgili merciler gerekeni yapar. Bırakın herkes dileği gibi haykırsın, bağırsın, demokrasi bahçesinin gülleri gibi açsın.
Ama nerede bizde o öz güven, o denge, o diyalog... Bir korkudur almış gidiyor.
Artık her şeyi bir tarafa bırakın, yaşanan ve yaşatılan senaryolar, Kuzey Irak ve KKTC'de dayatılmaya çalışanılanlara bakın. Bize kendi içimizden bir şey gelmez. Gelirse, gözü ülkemizdeki Bor Madeni, petrol ve uranyum yataklarında olanlardan gelir. Bu nedenle, ne olur gelin, yüz yıllardır aramızda devam eden hoşgörünün
dengesini birlikte korumaya çalışalım. Kırılan umutlarımız birleştirip dünyaya, düşmanlarımıza tek vucüt olduğumuzu gösterelim. Gösterelim ki, Yumutepe'den Avrupa'ya giden medeniyetin aslında hiç bir şekilde cinayetler, katiller ve savaşlar istemediğini herkes bilsin. Bilsin ve görsün ki, cam gibi dağılan umutların nasıl birleştiğine şahit olsunlar.
Bu arada cam gibi dağılan umut derken, geçtiğimiz gün Mersin'de yaşayan Heykeltraş Sebahat Yıldırım'ın atölyesine gittim. Kısa sohbet sırasında 2000 yılında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden mezun olduktan sonra kentte yaşamaya başladığını ve Mersin'i sevdiğini söyledi.
Aslında anlatmak istediğim bu değil. Anlatmak istediğim, kimimizin arkasında saklandığı kimimizin neşeden içtiği alkol şişelerinin birer sanat eserine dönüşmesidir. Sebahat Yıldırım, imkansızlıkları içinde sanatını yapmaya çalışırken, malzeme yetersizliği nedeni ile dostları ve arkadaşları ile birlikte topladığı atık şişeleri kırarak figüratif sanatsal çalışmalar yaratıyor. Bu çalışmalar 23 Şubat Cuma günü, saat 17: 00'da İçel Sanat Kulübü, Müfide İlhan-Ayşe Uğural Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak. Bu çalışmalarda kırılan umutların birleşerek nasıl şahesere dönüştüğünü hep birlikte göreceksiniz. Bu çalışmaları gördüğünüzde insan umutlarının nasıl birleşerek, meydan okuduğunu fark edeceksiniz. İşte bu nedenle, bir tas suda fırtına koparanlara pabuç bırakmamak
gerekiyor. İşte bu nedenle, bulanık havadan sonra yaşanacakları tahmin ederek kendi içimizdeki dengeye nasıl sahip çıkmamız gerektiğini bilmemiz gerekiyor.
Uzun sözün kısası, şair Mustafa Ercan'ın de dediği gibi;
"Ne olur Tanrı baba,
göster yüceliğini,
yer yüzüne bir parça şeker serpiverde
yaşamımız biraz tatlanıversin"
Evet yaşamımızda tatlı şeyler istiyoruz. Ömür kısa, günler su gibi akıp gidiyor. Hiçbirimizin, başka birini kırmaya, dökmeye yok etmeye hakkı yok. Dedikleri gibi, "Tanrının verdiği canı, Tanrı alır" Bunun için de hoşgörümüze ve dengemize sahip çıkalım.
Olur mu? Olur, olur!!