- Kategori
- Eğlence - Hobi
Hayat bu işte… Yaşamak bu. Nefes almak bu!

Hayat bu dedik ya:))
Şu an saat sabaha, yani aydınlanmaya en yakın vakitler. Sevdiğim bir ortamdan dönmüşüm. Türkülerimi dinlemişim. Çakır keyfim. Müzisyenleri gaza getirip, daha doğrusu biraz uyanıklık, biraz şirinlik yapıp en sevdiğim türkülerden birini çaldırmış, söyletmişim.
Cahildim dünyanın rengine kandım
Hayale aldandım boşuna yandım
Seni ilelebet benimsin sandım
Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin
Sözüm yok şu benden kırıldığına
Gidip başka dala sarıldığıma
Gönülüm inanmıyor ayrıldığına
Gözyaşım sen oldun kahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin.
Yine benim için çok özel olan bir başka parça daha ben istemeden gelmiş. "Al beni yar al beni yar. Al sinende sar beni yar. Yar almazsan at çöllere. Mecnun gibi yak beni yar." Sonra çerezim gelmiş yine ben istemeden. Meyvem gelmiş. Oynamışım. Dans etmişim. Halay çekmişim. Sigaramı tüttürmüşüm “en son yasaklardan sonra son arzusu sorulan mahkum gibi” biraz efkarlı da olsa. Eee daha ne isterim ki dünyadan. Belamı mı?:)
Dönüşte yıllar önce yaptığım şiir programının kasetini takmışım teybe. Öyle aheste aheste basmışım gaza. Ayağımın altında yumurta varmış gibi hani:)) Fonda “Leylim ley” mikrofonda ise Yılmaz Odabaşı’nın Feride’sini okuyan bir kadın. Yani ben. Yaptığım 70 civarında program içinde kendimce en iyi performansı yakaladığımı düşündüğüm “Ayşığından süzülenler” programının “best of’u” sizin anlayacağınız. Üstelik şiirin en can alıcı bölümü çalıyor. Neresi mi? İşte burası…
sonra bir bilsen teni kan içinde hayatın
eti kan yılmaz'ın, sesi kan
bir kahve önünde duruyorum
insanlar öylece oturmuş kendilerini turşuluyorlar
tuzsuz...
-dikkat dikkat!
ülkem dolaylarında yatmakta olan insanlar için
.... guruplarında kan
aranmıyor!
yitirdik infazda günlerimizi
can aranıyor! can aranıyor!
birden ön masadan üç adam kalkıyor, 'kes ulen'diyorlar:'-ne canı?can burada
işte!oturmuş pişti oynuyor çayına kahvede!'
utanıyor, çok utanıyorum
benim yüzyılım hani?
ülkem nerede?
arkadaşlar, su su yok mu be !
d(erken)
'kimliğiniz lütfen...'
yerlerde pıhtılaşmış kanların üzerinden
bir uğultu ummanında seslerin üzerinden
çarşılar yalnız kentlerin üzerinden
sessiz... sensiz gidiyoruz feride...
ve tabii hemen arkasından devreye giren “siz deyin sözleriyle, ben diyim müziğiyle” iliklerime kadar işleyen, yine bin bir özenle seçmiş olduğum ve çok sevdiğim parçalardan biri olan Emre Saltık şarkısı.
Ağlama sevdiğim oy gelirim sana
Çıkarım karşına zozanda karda
Ceylanın gezdiği sarp kayalarda
Ayağına tırnak olurum birgün
Dönme gül yüzünü zorda dostuna
Harmanda buğdayı bulurum birgün
Ağlama (sevdiğim) toprağa taşa
Kar mı yağdırdılar yediğin aşa
Ay gelin olunca dağda ovada
Sofranda zeytinin olurum bir gün
Kara puşi beli sarma başına
Yiğidin aslanın olurum birgün
Bu şarkıdan sonra diyebileceği tek şey olurdu sanırım insanın.
He valla. Kar yağdırdılar yediğim aşa. Daha ne söyliyim gardaş. Daha ne diyim.
İşte böyle dostlar. Gördüklerim(iz)e, izlediklerim(iz)e, izlemek zorunda kaldıklarım(ız)a karşı biraz öfke, biraz hınç, isyan dolu olsa da yüreğim, aslında bir o kadar da mutluyum. Hala felekten çalabildiğimiz gecelerimiz olduğu için. Hala seviyor ve seviliyor olduğum için. Bundan daha güzel, daha yaşanılası ne olabilir ki…
Yasakçı bir zihniyetle bazı uygulamalara imza atanlar ve yeni bazı başka uygulamalara imza atmayı düşünenler. Soruyorum size. Siz insanları seviyor musunuz? gerçekten. Ya Anadolu’yu? Ya dağdaki çobanı, tarlada ayağı yalın, henüz on ikisinde üst donu ile çalışan köylü kızı?
Hadi sorun kendinize? Sorun ve yalnızca kendi vicdanınızla halleşin, dertleşin.
Eğer siz… Evet, biz sorduk vicdanımıza, vicdanımız rahat diyorsanız, evet, biz milyonlarca mazlum insan için çalışıyoruz diyorsanız tabii ki size söyleyecek sözümüz olamaz.
Adalette belgelerden sonra beyan esastır ne de olsa. Gerisine biz karışmayız.
Her neyse…
Bu gün felekten bir gece çaldım ve mutluyum. Yarınımın garantisi yok ne de olsa. Çok param olmasa da hiç kimseye borcum yok, alacağımda... Yetim hakkı da yemedim. Vicdanımla sorunum yok. Benden bahtiyarı yok yani:))
Kısacası biz yaşamı seviyoruz. İnsanları seviyoruz. İnşallah siz de seviyorsunuzdur.
Bu blog; yaşamı ve insanı seven, vicdanını sorgulamak isteyen herkese açık bir blogdur? Herkesin benim ne kadarım yalan, ne kadarım gerçek diye kendi vicdan muhasebesini yapmasını diliyorum. Tabii ki bu konuda önceliği kitleler hakkında söz söyleme hakkını en çok elinde bulunduran siyasilere veriyor, hepsine saygılar sunuyorum. En büyük temennim bunun ikendi içlerinde yapacakları sağlam bir muhasebe olması ve siyasilerimizin kendilerine fazla yabancı kalmaması.
Benim çakır da uçtu gitti bu arada ha. Şu an itibari ile oldukça ciddileşmiş bulunuyorum. Şaka maka da yapmıyorum. İnanmazsanız gözlerime bakın. Baktınız değil mi? Gördünüz ne kadar ciddi olduğumu.
Kısaca biz nerede duracağımızı, ne yiyip ne içeceğimizi biliriz. Birilerinin bizim başımızda eli sopalı bekleyip onu öyle yapın, bunu böyle yapın, şunu şöyle yapın, öyle yaparsanız sizin için daha iyi olur demesine, akıl vermesine, dayatmasına, kanunlar çıkartmasına gerek yok. Onu anlatmaya çalışıyorum. Bunca laftan sonra da anlayanı sivrisinek, anlamayanı çıngıraklı yılan soksun.
Bedduamı da ettim ya… Rahatladım. Ohhh beee. Ben gidiyorum artık.
Saatin nerdeyse sekiz olduğu şu an itibari ile vatanı bekleyecek normal insanlar uyanır nasıl olsa. Ben saat 11 gibi burada olurum inşallah. Siz yorumları hazır edin tavşankanı çay tadında gerisini ben hallederim:))
Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyor, iyi bir hafta sonu geçirmenizi diliyorum.