- Kategori
- İnançlar
Hayat doğru sözler üzerine kurulmuş yalanlardan ibarettir

Yaşamdan çıkardığım önemli bir sonuçtur “Hayat doğru sözler üzerine kurulmuş yalanlardan ibarettir” cümlesi. Yaşamın neredeyse tümü insanlara, ahlak, terbiye, edep ve değerler bütünü vermek üzere kurgulanmış gibidir. Eğitim denilen, ve eğitim şart sloganıyla özdeşleşen bir ucube insanları hizaya getirmeyi amaçlayan iyilik ve güzellik nakaratlarıyla doludur ve tabi bu nakaratlar herkesin yaşadığı coğrafya, sahip olduğu inanca göre şekillenir. Yalanın başlangıcı buradadır, öncelikle her klanın veya milletin veya topluluğun doğruları tektir ve diğerleri yanlıştır.
Hristiyanlıkta yedi büyük günah şehvet, bencillik/ cimrilik, açgözlülük, kibir/ gurur, tembellik, nefret, kıskançlık olarak tanımlanırken, İslamiyet’te Buhari’ye göre - Allah’a şirk, ortak koşmak, büyücülük, katillik, harpten kaçmak, yetim malı yemek, faizcilik, yedi büyük günahtır, namuslu kadına iftira etmek. İslamiyet’te büyük günahlar konusunda değişik düşünceler vardır, zina, kul hakkı yemek gibi günahlar da büyük günahlara eklenir. On emir ise şunları İsrail oğullarına buyurur ,benden başka tanrın olmayacak, kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın, Tanrın yahova'nın adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü yahova, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır. Tanrının buyruğu uyarınca Şabat Günü'nü tut ve kutsal say. Tanrının buyruğu uyarınca annene babana saygı göster. Öyle ki, ömrün uzun olsun ve Tanrının sana vereceği ülkede üzerine iyilik gelsin.Adam öldürmeyeceksin. Zina etmeyeceksin. Çalmayacaksın. Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin. Komşunun karısına kötü gözle bakmayacaksın. Komşunun evine, tarlasına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin. İşte bunlar üç dinin insanlara iyi olmaları için verdiği kodlar ve ip uçları. Bu doğru tavsiyeler üzerine kurulmuş bir yalan dünyada yaşamak insanların tabiatının eseridir. Bu insanlar her gün bu sözleri söyleyerek birbirlerini kandırmaya devam ediyorlar.
Buradan yola çıkarak, insanların birey olarak, topluluk olarak, cemaat olarak, millet olarak birbirleri üzerinde güven oluşturmasının mümkün olduğunu söylersek bu inandırıcı olur mu? İnsanların ortaya çıktığı zamandan bu yana kendilerine telkin edilen doğruların veya kendilerinin ürettiği doğruların hangisi gerçek yaşamın bir parametresidir?
Bazen doğrular insanlar için değil mi acaba kuşkusuna kapılırım. Yukarıda söylenen doğruların insanlar tarafından uygulanmaması, acaba bu doğrular insan tabiatına uygun değil mi düşüncesi uyandırıyor bende. Belki dünyadaki en doğru söz Platon’un çok öneceden söylemiş olduğu söz mü ne demiş Platon “doğru güçlünün söylediğidir” veya bugüne uyarlarsak “doğru güçlünün yaptığıdır”. Biz insanlar böylesine bir acizlik içerisindeyiz aslında, doğru yoktur, doğru denilen şeyler insanlığın vitrin süsüdür.
Sosyal paylaşım sitelerinde de aynı hayal dünyasını yaşatmak isteyen cümleler yazılıyor, ya Mevlana’dan, ya Dostoyevski’den veya başka bir ünlüden yapılan alıntılar arzuları yansıtıyor sadece gerçekleri değil. Gerçek dünya evrimini tamamlamamış insanların ormanı sadece. Bu ormanda güç aslan kralların elinde. Bu gücün altında ezilen “dürüst, namuslu” insanlar ilginç cümleler kurarak bir nevi tatminle uğraşıyorlar. Mesela Gandi’den sözler devşiriyorlar, ama her coğrafyada Gandi olmanın mümkün olmadığını bilmiyorlar. Karnı doymamış aslanların gezdiği ormanda Gandi sadece o aslanlara yem olur.
Analar artık çocuklarını ormana salar gibi yetiştiriyorlar, sokakta kimseyle konuşmayan, yabancıdan yardım almayan, tanımadığı inşalarla temas kurmayan çocuklar. Dünya küçülürken kimse kimseyi tanımaz hale geliyor.
İnsanlar ruhsal gelişme yerine, vitrinsel değişikliklerin kendilerini iyi göstereceğini zanneder hale geldiler. Görüntüsel bir ahlak anlayışı var artık.
Dünyada tek tanrılı dinlere iman etmiş toplam beş milyar insan var. Yukarıda ise sıraladığımız bu dinlerin günah saydığı davranışlar var. İnsan öldürmek, nefret beslemek, aç gözlülük neden bu kadar yaygın ve baş edilmez halde. Bu sadece bireylerin davranışı değil, toplumların ve yönetimleri davranışı. Kaynaklar sömürülüyor, insanlar öldürülüyor. Tüm devlet yöneticilerinin özel gün mesajlarında ise sanırsınız melekler konuşuyor. Bu kadar yalancının yönettiği bir dünyada o doğru sözleri acaba kimler kullanıyor, o sözlere kimler itibar ediyor?
Cevap şudur, bunlardan nemalananlar. Tarih boyunca olduğu gibi, nemalanma tüm iyilik ve svapların üzerindedir insanlar için. Doğru sözlerin üzerine kurulmuş yalanlardan ibaret olan bu hayatta herkesin bir savunması vardır, herkesin bir hikâyesi vardır. Başarı öyküleri kazanılan paralarla ilgilidir, yalın ayak gezerken milyarlarca dolar servete kavuşanların yol gösterici öykülerindeki yalanlar görünmez. Bunlar başarı öyküleridir, bilim adamlarının ki biyografidir.
Amerika demokrasi getirmek için Irak topraklarına girmiş ve milyonlarca kişi öksüz yetim kalmıştır, demokrasi güzel söz, demokrasiyi getirmek yalandır. Osmanlı topraklarına Çanakkale’den girmek isteyen İngiliz donaması on binlerce kişinin ölümüne sebep olmuştur, savaşı durdurma doğrusu üzerine kurulmuş işgal yalanı ile ölen insanların vebali imedir?
Daha güzel bir dünya vaat edip paraları cukka eden kocaman insanların yalan dünyalarına kanan binlerce kişi, neden hala kanmaya devam etmektedirler? Umut mu, saflık mı?
Devletler hiçbir kurala, imana, inanca sığmaz onların yaşama biçimleri zayıfı ezmekten geçer. Sıradan insanların karakterini, edebini öğrenmek için bir test yeter. Bir gün için tüm yasaları kaldırın ve o gün suç ve ceza olmayacağını garanti edin ve seyreyleyin evrenin namusunu, edebini ve güzelliğini.
Ben “Hayat doğru sözler üzerine kurulmuş yalanlardan ibarettir” diyorum siz ne derseniz deyin