- Kategori
- Felsefe
Hayat nedir?

Bu soru ve verilen cevaplar beklide düşünen insanlar için en eski ama güncelliğini kaybetmemiş çok az sorudan biridir. Herkes kendi gözlüğünden bakınca farklı manzaralar göreceği için tanımlarında çok farklı olması normaldir. Makro kozmosun, evren hareketlerinin ve atom altı seviyelerin keşfedilmesinden bu yana hayat farklı bakış açıları edindi. Hayat, kimilerine göre bireysel olan, kimine insana ait, kimine insanlar ve hayvanlar, kimine de tüm canlı organizmalar gibi gelebilir. Canlı ve cansız madde ayrımı geçtiğimiz yüzyıla kadar çok taraftar buluyordu. Ancak şu an biliniyor ki cansız diye aşağılayabileceğimiz bir şey yoktur. Tüm evren atomlardan meydana gelmiştir. Atomlar da kendi içindeki parçacıkların birleşim ve hareketleriyle çeşitlenir. Yani her şey canlıdır.
Hayatın içeriği insan, dünya ya da protein maddesi değildir. Onlar, belki de hayatın en uç noktalarıdır. Ancak hammaddemiz olan, olmasa yaşayamayacağımız koca bir evren vardır. Evren bizim kökümüzdür. Belki biz daha hayatız ama onlar da hayattır. Aynen çekirdeğin etrafında dönen elektronlar gibi yıldızların etrafındaki gezegenler de bizi oluşturur. Atomlar elementleri, elementler hücreleri, hücreler doku ve organları, organlar da bizi meydana getirir. Atomu da halen ulaşamadığımız kuark ve daha alt seviyedeki parçacıklar meydana getirir. Tüm evren yaşamdır aslında.
Bilirsiniz; Ne olduğunu tam bilmediğimiz şeyleri bir şeye benzetiriz. Dolayısı ile de bu ilginç hayatı bir şeylerle anlatmak gerekir. Hayatı bir benzetim, deney, rüya, ibadet olarak görenler vardır. Dini inançların %90’ı hayatın geçiciliğine vurgu yapar. İslam dan örnek vermek gerekirse hayat Allah’a ibadet etmektir. Büyük dinlerin çoğu benzer şeyler söyler. Budizm “hayat bir katlanmadır” der. Zevk ve acılardan kaçınmak, sakince yaşamak gerekir. Dinler insanı sükûnete ve dinginliğe davet eder.
Aslında bir şeyi görmek, onun hakkında kesin hükme varabilmek için onun dışında olmak gerekir. İçinde olduğunuz bir durumun analizini yapmak pek de sağlıklı bir davranış olmasa gerek. Bu itibarla eğer hayatı tam anlamak istersek onun dışına çıkmamız gerekecektir ki bu da mümkün değildir. Belki bir ölçüde anlamamıza yardım edecek olan durum ise gözlerimize sımsıkı taktığımız “ben” gözlüğünü çıkarmamız ve evrensel bir bakış üretmemiz gerekecektir. Bu gözlükle baktığımızda ise karşımıza kocaman bir boşluk ve bu boşluğu bizim nasıl dolduruyor olduğumuz çıkacaktır.
Benim kişisel görüşüm ise, doğduğumuz anda başımıza musallat olan ölüme karşı direniş sürecimizdir.
İzmir 23.02.2017