​ Hayat Oyunu / Kişisel Gelişim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '08

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

Hayat Oyunu

Hayat Oyunu
 

Hayat bir oyun aslında , dünya da bir sahne, kaderimiz ise repliklerimiz. Bize düşen rol yazıldığı anda, anne rahminde buluyoruz kendimizi ve anne rahmine düştüğümüz an, oyun başlıyor. Bedenimiz cismanileşiyor ve göbek kordonuyla annemiz tarafından beslenmeye başlıyoruz. Dünyaya geliyoruz sonra, annemizin sütü, ailemizin sevgi enerjisi ile dışarıdan beslenmeye ve sürekli almaya devam ediyoruz. Hayat müdahil olup kanlı canlı olarak yaşamımızı sürdürdüğümüz müddetçe başrolü kendimize ait olan, herbirimizin kendi için özel yazılmış senaryoya göre oyunumuzu sergilemeye başlıyoruz.

Zamanla amacımız sadece almak oluyor ve bütün mücadeleler almak üzerine veriliyor. Ne kadar acımasız bir oyun değil mi? Okula gidiyoruz eğitim alıyoruz, işe giriyoruz satatü alıyoruz, sinemaya gidiyoruz macera ya da duygu alıyoruz, evleniyoruz ruhal ve bedensel ihtiyaçlarımızı alıyoruz. Çocuk yapıyoruz çocuklarımızın ihtiyaç duygularını ve bağımlılıklarını alıyoruz. Dışarıdan beslenme oyununa o kadar kaptırıyoruz ki kendimizi, kendi kendimize yetebileceğimiz ve verdikçe de mutlu olabileceğimiz hissini unutuyoruz.

Eskitene kadar keyifle devam eder, ego.Bencil ve cimri bir ruh,kendi varoluşunda bir adım ileri gidemez.
Verdiklerimizin hepsi almak istediklerimizin bedeli oluyor sadece ve egolarımızın üzerine oynanıyor tüm oyun.
Bu oyun en iyi performansla sergilenmek zorunda. Düştüğümüz ya da oyunu kaybettiğimizi sandığımız zamanlarda oyundışı olmak gibi bir seçeneğimiz yok ne yazık ki. "Durup bir nefes alayım!" da diyemeyiz. Yapabileceğimiz tek şey kendi yarattığımız fakat başkalarını sorumlu tuttuğumuz, konforlu hapishanelerimizde volta atmaktan ibarettir.

Hayat denen bu acımasız oyunu katı kuralları içerisinde saf ve masum ruhumuzu da zamanla kirletiriz ne yazık ki. Duyduğumuz acılar ve yaşadığımız düşme anları kalbimizi kapatmamıza neden olur ve bir de bakarız ki hiç istemediğimiz halde " Kötü Adam" karekteri bizim olmuş.

Her şeyi tüketmeye başlamışızdır. Severken terkedilme korkusundan sevgilerimizi, yara almak korkusundan ilişkilerimizi, sosyal sınıf olarak alt seviyelerde olmak korkusuyla maddi değerlerimizi, ve tüm bu korkularla da kendimiz tüketiriz gün gelir.

İlk başlarda keyifli gelir herşey,eğleniriz ve hayatımızı yaşarız. Taa ki olaylar ve insanlar ilgimizi çekmez olana kadar,ve onlrdan sıkılana kadar. Sonra tüketmeye başlarız hem diğer insanları, hem mekanları,hem de diğer yaşamları acımasızca tüketir dururuz. Tüketirken, hırsla ve hazla yaparız bunu.Yaşam denilen oyun, tıpkı kumar gibidir. Hep daha fazlası ve hep kazanmak için oynanır. Hep bir şey olduğumuzu, en birinci olduğumuzu ve önde olduğumuzu ispat için oynanır.

Sonra bir de bakarız ki, başkalarına bağımlı, eşyaya bağımlı, sosyal duygulardan ve sosyal sorumluluklardan yoksun, bireyci, en fazla kan bağımız olan insanlara odaklı ve ondan daha ileri gidememiş yaşam yoksunu yaşlılar haline gelmişiz ve öz değerlerimizi kaybetmişiz. En şanslılarımız kendi çocuklarının evlerinde bize tahsis edecekleri bir koltukta dizlerimizee örtecekleri bir battaniye ile torun torba arasında, daha az şanslılarımız belki bir huzurevinde ve şansızlarımız ise elden ayaktan düşmüş vaziyette kendi yalnızlıkları ile baş başa perdeyi kapatacaklar. Ve belki de kendi öz eleştirilerini bile hiçbirzaman yapamayacaklar.

Fakat bu dünya sadece bizden, anne babamızdan, çocuklarımızdan ibaret değil. Evet onlar için en güzelini istemek hakkımız ve fakat bu dünyada "Bir şey olmak" isteyen, o kapasiteye sahip olan ve buna rağmen imkansızlklar dolayısı ile "Hiçbirşey" olan nice değerli insan var. Dar alanda kısa paslaşmaları bırakıp, daha geniş bir yelpazede düşünebilmeyi başarabilirsek,en önemlisi farkındalık duygumuzu geliştirirsek, görme, okuma,düşünme, duyma,anlama ve farkında olma algılarımızı gereği gibi kullanabilirsek, ben değil biz diyebilirsek, belki daha mutlu bir toplum olmayı başarabiliriz.
 
Toplam blog
: 167
: 1867
Kayıt tarihi
: 20.04.07
 
 

01/06/1967 Rize/fındıklı doğumlu olmama rağmen doğum yerimi hiç görmedim. Türkiye'nin hemen her ilin..