- Kategori
- Gündelik Yaşam
Hayat

Bazen çığlık atar insan, ama kimse duymazya.. Ne acıdır!
Düzene başkaldırmak isteyipte zorunlu koşullar, mutlak şartlar el koyar insanın hayatına. Şöyle koca bi yumruk olur sorumluluk ve vuruverir hayatının tam ortasına küt diye.. Eli kolu bağlanır insanın o an!! Durur ve düşünür lanet ederek her şeye; Düşünmek zorunda oluşuna, hayatın ona getirdiği mesuliyetlerin üzerindeki yaptırım gücüne, zorunluluklarına, adil olmayan düzene, haksız kabullenişlere ve bu kabullenişlerin bazen tek yol olmasına, her şeye ama her şeye..
Ne zor bi sahnedir şu hayat denen olgu. Bu derece zor olmak zorunda mı? Onu zor kılan insanlar değil mi aslında? İnsanlar ve onların kocaman şişkin egoları!! Bir makam sahibi olduğunda kendini bu tatlı düşe kaptırıp insan olduğunu unuturlar mesela, o koltuğun geçici olduğunun ve o koltuğun gücünü yanlış yerlerde kullandıklarının farkına varmazlar. Gücü yalnızca üstün olduklarını düşündükleri insanların üzerine uygularlar. Ne zavallıca!! Kendi dev dünyalarında yaşarlar adalet denilen kavramın ne olduğunu çoktan unutmuş olarak. Themis'in Adalet Terazisinden dem vururlar sonra..
Tüm bunlar varlığını korurken, işte tam da bu noktada hayatının kırmızı alarmı uyarı vermeye başlar. Arkasını dönüp gitmek ister insan. Her şeyi bırakıp olduğu gibi, terketmek ister bulunduğu yeri. Her ne kadar istesede kaçışını engelleyen olgunlaşmamış şartlar bi ampül gibi yanıp sönmeye başlar zihninde. Düşünmek zorunda olduğu sorumluluklarından kaçamaz ne yazık ki.. Tahammül sınırlarını zorlayan düzene boyun eğmek zorunda kalır çaresizce bir süreliğine bile olsa..