​ Hayata A-A' kesitinden bakmak yetmiyor / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Temmuz '09

 
Kategori
Felsefe
 

Hayata A-A' kesitinden bakmak yetmiyor

Hayata A-A' kesitinden bakmak yetmiyor
 

Dün bir yazarımız, Uygur Türklerine yapılan vahşeti kınayan bir partinin temsilcilerinin, ertesi gün Topkapı Sarayı’nda İdil Biret konserini seyredenlere benzer bir vahşet eylemi girişiminde bulunmasını samimiyetsizlik olarak değerlendiriyordu. Son derece doğru bir yaklaşım elbette, ama eksik. Çünkü bu ülkede de, kendisini Uygur Türkleri gibi hisseden insanlar mevcut ve bu üzerinde benzetme yapmak için daha elverişli bir konu.

Bugün okuduğum bir başka blog yazısında ise, yine Uygur Türkleri sorununun aslen ABD’nin Çin’in yükselişini engelleme çabası içinde gelişen bir kaşıma operasyonu olduğunu okudum.

Hadi gel işin içinden çık çıkabilirsen!

Mesele “soydaş”larımızın uğradığı soykırım ve onların haklı kendi kaderini tayin hakkı mıdır yoksa emperyalizmin her zaman sergilemekte usta olduğu kanlı tezgâhlarından birisi mi?

Aslında son derece uyumlu gibi görünen iki bakış açısı (ulusalcılık ve anti emperyalizm) nasılda karşı karşıya geldi değil mi? Oysaki ülkemizdeki Kürt sorununda bu iki bakış açısı, arasından su sızmayacak kadar cuk diye birbirine bağlanıyordu. Ülkenin birlik ve beraberlik sorunu ile, ABD’nin bölge üzerindeki çıkarlarına karşı durma mantığı, Kürtlerin taleplerinin içeriğinin üstünü tamamen örtebiliyordu.

Olaya bir düşünce analizi çerçevesinden girmek istiyorum;

Önümüzde amorf bir sorun var. Teşhis etmek ve üzerinde değerlendirme yapmak istiyoruz. Elimizde ise sorunların içinden kesitler almamıza yarayan gözlem araçları var. En sevdiğimiz kesit, sosyalizm – emperyalizm kesiti. Daldırıyoruz aracı, olayın içinde “kim emperyalist”, “kim emperyalizmin hedef aldığı kişi/ülke/kurum” belirliyor ve hemen tarafımızı belli ediyoruz.

Diğer kesitimiz milliyetimiz. Daldırıyoruz gözlem aracını, olayın içinde “bizden olanı” ve “olmayanı” ayrıştırıp hemen siyaseten söylemlerimizi belirliyoruz.

Bu iki kesit zaman zaman, hatta çoğu zaman kesişebiliyor. Ama problem bu iki kesitin çakışması ya da çekişmesinden daha ötede biri durum.

Çünkü günümüzün sorunları ne yazık ki bu kalıpların ötesine geçen sorunlar. Ya da daha farklı ifade etmek gerekirse, hayat ve onun içinde var olan sorunlar, ne yazık ki makro kavramlarla, insan ötesi söylemler ve dev ideolojik merceklerle anlaşılamayacak kadar, bir yanıyla basit ve mikronize, diğer yanıyla karmaşık ve organiktir.

Kendinizi toplumu ve yaşamı açan ideolojilere, söylemlere hapsettiğinizde ne yazık ki, bireyin ve günlük yaşamın sıcaklığını kaçırıverirsiniz.

Bu nedenle bir Uygur Türkünün yaşam, özgürlük ve kendi kaderini tayin haklarını, emperyalizm teorisinin altına ezip geçtiğiniz gibi, kendi “soydaş”larınız peşinde koşarken, komşunuz olan kendi “yurttaşınızı” es geçtiğinizi fark etmeyebilirsiniz.

Bu nedenle düşünce altyapımızı,” orada öyle, burada böyle” çelişkisinden kurtarabilmenin yolu ise, en temel değerleri elimizin altında tutmak, demokrasi alt tabanlı düşünebilmektir.

Bunu becerebilmenin ilk yolu az önce bahsettiğim gözlem ya da siyaset belirleme yöntemini ve araçlarını yeni baştan ele almak. Özellikle ulusalcı, milliyetçi bakış açısını. Çünkü kendi ulus devletinin sorunlarının üzerini örtüp, başka ulus devletlerin sorunlarını kaşımak, beyindeki demokrasi nöronları üzerinde fazlası ile olumsuz etki yaratıyor. Bu durum yaptığı her kazada, %100 haksız olsa dahi kavga çıkarmaktan ve haklı olduğunu dile getiren bir bireyin durumundan daha farklı bir şey değil.

Zaten birey ve toplum bazında böylesi bir mantık üretme tarzı, çözme şansı olunmayan bir sorun üzerinden, iç siyasette iyi bir pozisyon elde etmekten öteye geçmiyor. Devlet politikası ve diplomasi kulvarında ise, güç dengesine göre genellikle “sen benim sorunumu görmezden gel, bende seninkini” gibi bir suç ortaklığına takılıp kalıyor.

Olaylara emperyalizm ekseninden bakmanın takılıp geldiği noktayı ise bir sonraki yazıda inceleyelim.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..