- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Hayata dair alternatif bir kullanma klavuzu...

Sevdadır...
Lambalı bir radyoya benzer gözlerin… Öyle kısık… Öyle uzak bir şark’ı gibi… Sen konuşurken, Zeki Müren söyler içimde: Tenni… Tenni… Ve öyle içten… Sıcacık ritimlerle.
Birden kırlaşır saçlarım, sana aşık bir Dede Efendidir artık bakışlarım.
Eski bir radyonun lambasıdır, gözkapaklarımın arasında yanan. Bulduğum tüm kanallar, çam korulu yollara düşer ve dağınık sokakları vardır, her biri sana çıkan…
Goncaları en katmerli, en ağır, en taze sevda havalarıyla, Yörük Semai rüyaların kıpkızıl, saten güftelerinde sevişiriz…
Biz olmasaydık ne işe yarardı rıhtımlar? Bak istersen, iskelelerde cızırtıyla yanan ve suda aksini arayan sevdalılara! Belki hala kavuşuyorlardır rıhtımlarda… Sen! O günkü ben yaşlarda… Ben! O günkü sen yaşlarda… O aynı sarhoşluklarda… Maviden ışıltılı çocuk haylazlığında… Birbirini kovalayan ve bir türlü yakalayamayan iki hayatın, bir aşkında…
Biliyorum, eğer ölmeyi becerebilseydik, marş söylemeden ölmezdik ikimiz de. İki keskin hançerdik. Hayat, Prometusa ne verdiyse onu verdi bize de: Ateşin içinde nefes alacağız. Korlar dağlayacak acıya alışık tenimizi, ellerimize yalnızlığın yükünü verecek. Ama yaşayacağız… Sevdalıyız birbirimize… Hayatta kalmanın, birbirimizin olmanın bir yolunu bulacağız. Bunu yaptık daha önce ve yine yapacağız…
Canım vatanım! Birbirimizin dudaklarına, kanatırcasına yapışacağız. Aşktır bu! Marş söylemeden yaşamak bize yakışmaz!
Dayanın ne olur Gazzeliler, dünyanın tüm mazlum insanları dayanın… Dayan Türkiyem! Marş söylemeden yaşamak size yakışmaz..