- Kategori
- Gündelik Yaşam
Hayatımda deri eldivenli, üstü çıplak adam görmedim ya; ona yanarım!

Ara-tara, bulabildiğim bu; kendisine sevgiler, böyle bir senarytoya dahil ettiğim için özürler...
Elinize alıp da sayfaların kağıt ve mürekkep kokularının burnunuza dolduğu kadar aklınızı çeldiği ve sayfa hışırtıları arasında sevdiğiniz yazarların yazılarını okumaya başlamadan önce çayınızdan bir yudum alıp da gönlünüzün “Ohh be!...” dediği köşe yazarları saat kaça kadar yazılarını teslim etmek zorundalar, baskıya yetişsin diye, bilmiyorum.
Bir com.tr, yani internet sayfası, yazarı olarak gecelerin bütün saatleri benim; misal şu an saat 03:53, yazımın yayına girmesi için yetişmem gereken saat ise 08:00…
Hal böyle olunca, son girilen haberlere de göz atıyor insan, doğal olarak.
Şimdi bunları size niye anlattım: Şu meşhur “Kabataş olayı” nın geldiği son nokta konusunda bir yazı yazmamayı düşünmüştüm.
Tam aklımdan “Aslında var ya, başbakan yanlış duyumlar almışım, kusura bakmayın dese, der mi? Sanmam. Aman, neyse… diye geçirirken… Bir tarafım da “Kızım bir dur, vurana vurulmaz ki!” diye merhamet çeşmem sonuna dek açıkken aynı zamanda adalet çeşmem de açıkmış meğer: Yalan-yanlış bilgilerle halkı galeyana getirmek suç değil midir?
Kısaca, bu konunun bir hayal ürünü olduğunu biliyordum ve yüze çarpmak gibi bir niyetim yoktu. (Hoş, çarpsan ne olur? O da ayrı bir sorun!)
Neyse…
İnsanları hatalarından dolayı utandırmamak gibi terbiye almışız; sahi kim öğretti, nasıl öğretti? Düşünmem gerek; zira hassas ve güzel bir mesele…
Bu düşünceler içindeyken haber diyordu ki: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Kabataş'taki saldırıyla ilgili açılacak davaya müdahil olacağını açıkladı.
Hayda!
Eee, gel de şimdi bu konuda yazma!...
“Utandırmamak” için yazmamayı seçmişim, bakan olayın takipçisiyim diyor; hangi olayın arkadaş?
Off, bakın şimdi içim şişti!
Konu ile ilgili bakan öncelikle bir bebeğin soğuktan ölmesini önlesin, kızların tecavüze uğramalarını, tecavüz sonrası oluşan gebeliklerin sonlandırılmalarıyla ilgili yasaları incelesin. Tecavüzcülerin salını verilmelerinin hangi koşullarda yasal sayıldığını sorgulasın. Erken yaşta evlendirilen kızların önüne geçmek için dini nikahı kıyan imamları uyarsın. Nasıl ki hastanelerden alınan bilgiler, mesela hamilelik falan, zırt diye ana-babaya mesaj yoluyla iletiliyorsa, nasıl ki hastane içindeki polis bazı vakaları bildirmek durumundaysa, imamlar da bildirsin arkadaş; bilmem kaç çift geldi imam nikahı kıydırmaya, isimleri şu, yaşları bu. Belge istesin, gözlemlesin, yaşı küçük olanları evlendirmesin! Oyalasın biraz, o arada jandarmaya haber versin.
Düz vatandaş olarak bizler çözüm üretiyorken ilgili bakanın “fos” bir konunun takipçisi olmaya kalkışması yalnızca şunu düşündürüyor: Bulunduğum mevki gereği başbakanı desteklerim, gerisi teferruat!
******
Olmamış bir olay var ortada. Olmamış o olay ile milyonlarca kişinin duyguları, düşünceleri ile oynanmış. Bunu yapan sıradan bir vatandaş olsa kanunlar kim bilir kaç seneden başlar?
Yalan var, galeyana getirmek var. Kandırmak…
Arkadaş; en azından bu halkı iyice salak yerine koymak var!
Hani bir vatandaş olarak bu konuda dava açsak ve aile ve sosyal politikalar bakanlığı “Davanın müdahili olacağım” dese, hah işte, doğru karar en nihayetinde dersin.
Hayır yani, elinizi hem vicdanınıza koyun, hem sağ elinizi tepenize; bu ülkede elleri deri eldivenli, üst bedeni çıplak kaç erkek gördünüz?
Ben, şahsen, hiç görmedim.
Bu hiç görmediğim adamlardan yetmiş tanesi bir araya gelmiş!
Yahu, bizim ülkede üstü çıplak dolaşabilecek, tatil yerleri hariç, kaç babayiğit var?
Bizim adamlar halvet için soyunurlar; sokağa üstü çıplak çıkmaya ise utanırlar. Bırak üstü çıplak çıkmayı, tişört altı şort ile çıkmayı bile erkekliğe sığdıramayanların çoğunlukta olduğu bir ülkedeyiz.
Şimdi bu adamlar ellerine deri eldivenler takmış, üstleri çıplak ve yetmiş kişi bir araya gelmişler! Kimseler görmeden, kimseler duymadan…
Ayol, bu halde bu ülkede yetmiş değil, üç kişi birbirini bulsa sevinçten deliye dönerler! Bunu kutlayalım diye meyhaneye giderler!
Akıl var, mantık var; yetmiş sakallı dense, hani yani bir nebze…
******
Aklı var, mantığı düzgün örülmüş kişiler vicdanları ile birlikte hareket ederken “Daha fazla utandırmanın anlamı yok” diye düşünürken “iyi niyetin suiistimali” olarak şak diye suratının ortasına çarpan bir tokat ile kendine geliyorsun!
Ne fena!
İyi niyet öldü, komşu komşuya düşman! Tecavüzcü masum, tecavüz edilen “arandı”!
Ekonomi süper, herkes bizi kıskanıyor; öyle çok kıskanıyor ki lobiler falan oluşturuluyor!
Hiçbir habere inanmıyorsun artık, kim bilir kimin yandaşı diye; her bir haberin altında yalan-dolan arıyorsun; öyle bir hale geldik ki her denilenin altında bir çapan, her yapılanın altında bir fenalık arar olduk!
Bizler birbirimiz ile böyle uğraştırılırken yasalar gelip-geçiyor; çok kötü, çok fena ama acaba bu Kabataş senaryosu da bizi böyle isyan ettirirken dikkatimizden kaçan bazı yasalar onaylanıyor ve kabul mü görüyor?
Bir oyunun parçası olan bazı kişileri yargılarken farkında olmadan bizler de mi bir başka oyunun piyonları oluyoruz?
******
Karanlıkta el yordamı bile işe yaramaz; hiç başınıza geldi mi bilmem, birkaç-kez yaşadım, uyku arasında kalktığımda yönümü bulamadım. Yönünü bulamayınca insan, hem de en tanıdığı evde, odada, acayip panikliyor! El atıyorsun ışığı yakmak için, anahtar yok! Öbür tarafa dönüyorsun, orada da yok! Ellediğin duvarlar sağın sanıyorsun, olmuyor. Solun belliyorsun, yine yok!
Öyle bir ortada kalmışlık durumu; çaresizce çöküyorsun olduğun yere; zira en güvenli yer yine de poponu dayadığın yer!
Sabahı bile bekleyebilirsin o halde, öyle berbat!
Yine de bir güç geliyor insana, biraz daha yokluyorsun duvarları, kendi iç sesine biraz daha fazla güvenmek istiyorsun ki tam da o arada anahtarı buluyorsun; pıt diye ışık yanıyor: Bir kabustan uyanmak kadar güzel!
Etrafına daha dikkatli bakıyorsun, hiç bakmadığın kadar; ezberlemek istiyorsun anahtarların yerlerini, falan…
******
Farkına varmak için ille de başa gelmesi gerekiyor bazı şeylerin, kendine pay çıkartmak, empati yapmak…
Senin hoşgörün bir başkası tarafından çalındığında affedebilirsin, bilmem kaç milyon insanın hoşgörüsü çalındığında ise hesap sorma vakti gelmiştir!
Sahi, başı örtülü, bebek arabasıyla Kabataş’tan geçen kadınlar hiç mi rahatsız olmadılar bu mizansenden?
“Buralarda bizim başımıza böyle olaylar gelmedi” diye karşı koymadıklarına göre onların da mı başlarına böyle olaylar geldi de sustular?
******
Bizim göremediğimiz üstleri çıplak adamlar toplanmışlar, toplanıp da bebek arabalı türbanlı bacımıza saldırmışlar. Kayıtlarda da girememiş bu adamlar, kimseler de görememiş!
Allahım, bir tanesini görsek ağzımız-burnumuz kayar, hayretler içinde kalırız; yetmişi birden?
Breh breh; görsel bir resim koymaya kalkıştığımızda bile Türk olanına rastlayamadık ya! (Vallaha bırakın Türk falan olanını, pornografik olmayanına rastlayamadım! Kesin bilgi!)
Neyse, bakanlık bulacaktır elbet!
(Kaytan bıyıklı, göğsü kıllı, kıllı ve kısa parmaklarında deri eldivenler olan, göbekli ama üstü çıplak, üst bedeninde beyaz bol atlet olmayan, sokaklarda bu halde gezen Türk erkeklerinden yetmiş tanesini!)
Allah kolaylık versin, bakan olmak da zormuş bazı ülkelerde, vesselam!
http//twitter.com/Gulgunkaraoglu
gulgun_2006@hotmail.com