- Kategori
- Gündelik Yaşam
Hayatımı seviyorum

Hayatı Sev
Sorularla, sorunlarla, baş ağrılarıyla geçen buhrani bir dönemden sonra yine bilgisayarımın başında oturmuş ve anbean zor bir dönemi atlatmış hissediyorum kendimi. Aklımda sadece yaz tatilini böylesine sıkıntılı geçirmiş olmamın üzüntüsü, ama sonrasında isteklerimin fazlasıyla gerçekleşiyor olmasının vermiş olduğu anlatılamaz sevinç ve mutluluk. Tabii ki herşey olduğundan daha iyi olabilirdi. Bir yaz tatilini daha iyi kalitede yaşabilirdim ya da kısacası yaşımın getirilerinin gerektirdiği biçimde değerlendirebilirdim, ama sorunlar ve sıkıntılarla yüzleşmek, bunlara çözüm aramak arada bir yaz tatili gibi güzel nimetlerden fedakârlık yapmayı gerektiriyor.
Karışık bir sistemin kurulu olduğu eğitim sistemimizin azizliklerine uğrayan bir teknik liseli olarak akademik yaşamımın dönüm noktası olan üniversitenin benim için olan önemi sanıldığından daha da fazladır. Tüm yaşamım boyunca beni merak eden herkesin bana yönelticeği soruların başını "Hangi üniversiteye gittin?" sorusu çekmektedir. Öyle ki özel sektörde bu sorunun yanıtı kimi zaman tek başına işe kabul edilmeniz için yeterli bir sebep bile olabilir ya da olmayabilir. Her neyse üniversiteye ek kontenjandan girebilmek bana göre bir ayrıcalıktır, ama özel bir okulu yarı burslu kazanabilmek mükemmel bir ayrıcalıktır. Puanımın yüzde yüz bursa dahi yettiğini bilseydim 8 tercihimin en başına onu yazardım, ama yine de çok mutluyum ve buna da çok şükür diyorum. Biliyorum ki bu benim için büyük bir fırsat planlarımın geri kalanlarını yürütebilmek için.
Benim korktuğum bir üniversiteye girememek değildi aslında, herkes bunu böyle zannediyor ve o yüzden aldığım tavsiyeler beni tatmin edecek nitelikte de olmadı. Beni korkutan üniversitenin yalnızca orta seviyede bir basamak olması ve eğer ben bu basamağı çıkamazsam diğerlerine de asla ulaşamayacaktım. Böylece benim planlarım yön değiştirecek ve ben bir hayalperest durumuna düşecektim. Ve inanın bana ben bir hayalperest değilim.
İş tecrübem olmasını çok istemiştim. Ülkemizdeki eğitim koşullarını az çok bildiğimden, okul yaşamından sonra atılacağım iş hayatında sudan çıkmış balık olmayı istemedim. Bu yüzden teknik lise stajını bahane ederek iyi bir firmada işe başlayabildim. Argo tabiri çok iyi bir yere kapak attım da denilebilir. Stajdan haricen geri kalan tüm yaz tatili aylarını da kendimi geliştirerek geçirdim. Böylece ben daha liseyi bitirmeden kısa ve çok iyi bir iş tecrübesi edindim. Bir sene vermek zorunda kaldığım araya da yabancı dil eğitimini sıkıştırdım. Sadece işe gitmediğim için etrafımdakiler benim yattığımı düşünseler de ben o dönemi işe gidenden daha yoğun ve daha gelişimsel olarak geçirdim. Bunun kaymağını üniversiteden sonra yiyeceğimin kimse farkında değil, ama ben bunu çok iyi biliyorum. Bu gibi tecrübelere sahip olduğumdan ileride yaşayacağım eksikliklerimi o dönem içerisinde tamamladım.
Tüm bunların sonucuna ne olacak pekiyi? Tabii ki ben ileride ister özel sektör olsun ister devlet kurumu olsun daha iyi bir konumda olarak başlayacağım. Özel sektörde nereye giderseniz gidin, ne kadar tecrübeniz olursa olsun sıfırdan başlarsınız, ama bu benim için artık önemli değil, çünkü sıfır başlangıcından kurtulmanın tek yolu birinci adımı atmaktan geçer. Bu adımı rahatlıkla atarım.
Hepsine ek olarak akademik kariyerimin başarılı ve sıkıntılı sürecinde isterdim ki, iyi bir insan ile birlikte olabileyim. Böyle olsa daha iyi olurdu, çünkü yalnız geçirdiğiniz bu dönemlerde başınızı yaslayacak bir omuz bulamamak gerçekten üzülmenize neden oluyor. En azından benim için artık bu böyle.
Kimi aşk desin, kimi sevgili desin, ne derse desinler. Önemli olan gerçekten sizin yanınızda olabilecek bir insanla çift olabilmek. Bunlar bilindik klasik duyumsamalar değil, bunlar ömür boyu mutluluğun kapısını açabilecek gerçek sihirli klasikleşmiş sözcükler. Bu sözcüklerin değerlerini bilenler bunları yaşabilecek olanlardır. O yüzden eski sevgililer halen birbirlerine birşeyler verebilmektedirler.
Bu benim için de geçerli olabildi, çok güzel bir birliktelik yaşamak istemiştim, ama her nedense bu gerçekleşmedi. Sanırım planlarım içerisinde hiçbir zaman geçmeyen ve bir anda dahil olan bu ayrıntıdan vazgeçmek üzereyim. Çünkü bu aslında bir cesaret işi. Benimle yol arkadaşı olacak kişinin karakteri ve duruşu belli olmalı. İnsanı belirsizlikler içerisinde bırakmamalı. En önemlisi de kendi gibi olmalı, kendini anlatabilmeli, kendinden birşeyler katabilmeli sevdiği insana. Tüm bunları yaparken de akademik yaşantımda bana destek olabilmeli, herşeyi dengeli yürütmesini bilmeli, biraz merak etmeli, arayıp sormalı, çünkü bunları gereğinden fazla yapacak bir sevdiği olacak karşısında. Direnebilmeli tüm safsatalara karşı. Herkes öğüt verir, ama herkes verdiği öğütü önce kendisi dinlemeli ki kiminin sözünü dinlemeliyim tutumu sonucu başka insanların kalpleri kırılmasın. İnsanları incitmekten zevk alan mazoşist bir insanla mutlu olmayı kimse benden beklememeli.
Ve şunu anladım ki, ben bu akademik süreçte yalnız olmalıyım, onlara resmiyette kusur etmemeliyim. Ama buna çok üzülüyorum. Bir süreliğine beklemede kalacağım ve eğer bu süreçte birisi gelip sevme cesaretinde bulunursa bunu asla ters tepmeyeceğim ve elimden gelenin en iyilerini onun için yapacağım. Diğerleri ise sadece oyuncak gibi insanları kullanmaya devam edecekler. Ben ise bu arada gerçek sevgiyi hissederek yaşamıma devam edeceğim. Bunu yaparken de seveceğim insanı da mutluluğuma dahil edeceğim.
İnanın ki şu anda benden daha mutlusu yoktur.
Herkesin isteklerini mutluluklarıyla yaşayabilmesi dileklerimle...
Mehmet Değirmenci