- Kategori
- Psikoloji
Hayattan üç nokta

Yüksek sesle müzik dinlemek gibi kendini yaşamdan soyutlamak, bazen de yaşamın ortasına gömülmek gibi yaşamak karşı dik durmak. Elinde bir sigara, bir bira varken yaşamın kıyısından akışını izlemek gibi.
Karanlıkta gezerken bir bakışın parlamasında, korkarken bir şarkının dile dolanan eski bir şarkının melodisinde yalnızlık. Sizi kendine kelepçelemiş yaşamın çamuru, bataklık. Bazen kurşuni bir renkte, bazense teslim olduğumuz bir güçte.
Kasım rüzgârlarında savrulan bedenimiz, ruhumuzun varlığını reddeden zihnimiz, bir kavağın başı kadar dağınık düşüncelerimiz, hepsi biziz, hepsi körelmiş gözlerimiz. Yalnızlıktan korkan kalbimiz.
Balık değiliz ya, yaşananları anı anına unutalım, sarhoş değiliz ya, yaşadıklarımızı birkaç saatliğine anımsamayalım. Balık olup dünyada sudan çıkmışa dönmektense, sarhoş olup dünyaya dönmek, zihni sıfırlamak gerek.
Arada bir aklımıza göre hareket etmek, cesur olmak, tüm gemileri gözümüzü kırpmadan yakabileceğimizi göstermek gerek, şehrin loş caddelerini arşınlayıp, elimizde bir bira şişesi ile karşı cinse laf atmak, arada bir yaşama gömülmüş gibi üstümüzü başımızı çamura bulamak gerek.
Bazen önümüze sigara dumanından bir perde çekip yalnızlığımızın keyfine varmak, ağacın dallarına basıp çıkmak, dalmak denizin maviliğine, arada sana dair karalamak bir şeyler.
Ne var ki elimizde bir şans var. Elimizde bir silgi önümüzde günün hatalı çizgileri. Yapmamız gereken bir yudumda başlamak silmeye. Yapmamız gereken küçük bir yudum almak ve ilk adımı atmak sarhoşluğa.
Hayatın iki uç noktasını, yalnızlığını kalabalığını, bazen de tam ortasını, sarhoşluğunu aynı güne sığdırmak, işte bu tamı tamına yaşamak...