​ Hayır! / İstanbul / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '06

 
Kategori
İstanbul
 

Hayır!

Hayır!
 

Bir insan kendi olabilmek için ne yapmalıdır? Yıllar önce Tüyap Kitap Fuarı’nda Ayrıntı Yayınları’nın bastığı afişlere gidiyor hafızamın gözleri... “Kendiniz olabilmek için sık sık “hayır!” deyin!”

O günden beri uğraşıyorum. Adamlar önemli bir laf etmiş. Ve eminim söyleyenin ya da genelleyenin, uzun hayat mesaileri harcayarak bulduğu bir sözdür bu... O afişi satın alıp evime astığımdan beri kendime inandırmaya çalıştığım, içinde erimeye karar verdiğim bir felsefe oldu bu söz...

“Bak Z! Kendin olabilmek için sık sık “hayır!” de! E mi?”

Bittabii annemle başladım işe. Zavallı kadın ergenliğimden korkarken, ergenliğimin bin katı bir şeyle karşılaştı ve feleğini şaşırdı... Şimdi anlıyorum tabii derdini, beni korumak kollamak içindi çabası... Kaldı ki böyle bir felsefeye yatkın olmamın da alt yapısını o vermemiş miydi bana? (Bu kadarını beklemiyordu sadece) Ama ben bir ruh isyanındaydım o zamanlar ve anne manne kar etmiyordu bana...

Ne tuhaftır anneme yaptıklarımla kaldı ruh isyanım... Canından var olduğum kadına çektirdiğimi ya da gösterdiğim inadı, tamamen yabancı olanlara çektiremedim... Zaten onların da çekmek gibi bir dertleri yoktu... Onlar kendileri olmuş,(sık sık hayır diyerek mi bilmem) benim “hayır” larımı umursamıyorlardı..

Sadece “hayır!”ın yetmiyeceğini, hoşuma gitmeyen şeylere tepki vermem gerektiğinin farkına vardım sonraları... Ve verdim de!

Bu sefer de:
- Aklına eseni yapıyosun!
- Sana da hiç bişey söylenmiyor!
- Aman bi sen bilirsin!

...tipi cümlelerle karşılaştım... Halbuki bi benim bilmediğimi biliyor, aklıma eseni yapmıyor ve en önemlisi insanlar bana akıllarına geleni söylüyorlardı... Onlar benim canımı sıkarken yaptığım tek şey, canımı sıkan şeylere tepki vermekti... Ama onlar bunu görmüyordu... O güne kadar istediklerini söylemede özgür olmuş insanlar tepki vermemden rahatsızlık duyuyorlar, bu da onları kendilerini haklı çıkartacak bir takım cümleler bulmaya zorluyordu...

Sevmiyordum... Yaptığım herşeyin eleştirilmesini (eleştirilecek kadar yanlış şeyler yapmazken üstelik), kızımla ilgili gereksiz akıl vermelerini, (gereklileri hesaba katmıyorum) sadece dertleşmek amacıyla karşına oturduğum insanların ilişkim hakkında “Bu iş bitmiş” gibi kesin yargılarını,kocamla tartışırken bana “kes!” demesini, sevmiyordum... Bunları hala sevmiyorum... Kısacası karşımdakinin haddini bilmez lafları beni geriyordu...

Ayrıntı’nın afişinden bu yana 15 yıl geçti... Bu 15 senede bir sürü insan tanıdım.Hiç biri hayatımdan çıkmadı... Kimisiyle dost oldum kimisiyle olduğumu sandım... Kimisiyle dost olduğumun farkına varmadım (ispatladılar dostluklarını o ayrı bir konu) Kimileriyle 15 gün önce tanıştım, 15 seneye bedel kıymet verdiler... Ama biliniz ki daha yeni yeni “hayır!” diyebiliyorum... Daha yeni yeni “hoşlanmadım ben bu laftan” diyebiliyorum...

Verdiğim tepkilerden sonra davranışların aynı şekilde devam etmesi durumunda bir çizgi çiziyorum onlarla arama...

“Dikkat! Buraya kadar izin var... Burdan sonrası boğulma tehlikesi!”

Onlar bunu farkedemiyolar başta... Ama zaman içinde beklentilerini karşılamadığımda anlıyorlar ne demek istediğimi. Birden bire görüveriyorlar kendileriyle aramda çizilmiş olan kapkalın, simsiyah çizgiyi... Öyle ki o çizgiyi geçebilmek için bile olduğu gibi çizgiyi kat etmeleri gerekiyor...

İnanın canımı acıtmıyor artık insanları kaybetme korkusu... Sonra onların oyunu başlıyor...(onlar bir oyun sanıyorlar çünkü olan biteni) Önce sinirleniyorlar, yağ gibi üste çıkmayı deniyorlar,yine bir “sen de saçmalıyorsun!” tiradı geçiyorlar ama sakinleştiklerinde kendileriyle hesaplaşmaya girişiyorlar... (hepsi değil tabii). Empati her kulun sahip olması gereken bir yeti. Önünde sonunda kendisiyle yüzleşiyor insan çünkü... Büyük kadın, mümtaz kişi, yüce şahsiyet Sezen Aksu’nun da dediği gibi:

“Hiç yara almadan aynadan geçemezsin.”

Ayna yara bere içinde bıraktığında seni, kanayan noktalara bakıyosun... Yanlışların onlar oluyor... Canın acıyorsa eğer, sonrasında aynaya sık sık bakıp kendini görüyorsun... İçinden bir kez geçtiğin için artık olabilecekleri biliyor ve daha dikkatli davranıyorsun... Sevdiğine, dostuna, arkadaşına kızına, oğluna, annene, babana...

Ne yazık ki, geçmeden önce yaptıkların yanına kar kalamıyor... Bu da kendini bulmanın bir bedeli oluyor... Adisyon kesilmiş, hesap ödenmişken bir daha pahalı yerlere gelmemeye karar veriyorsun...

“Hayır!” dan geldiğimiz nokta: “kendimiz olabilmek için yol yakınken hayır! deyin!”

Bir zamandan sonra söylenen hayır’lar, çocuklara gerekli gereksiz söylenen hayır’lardan farklı olmuyor çünkü... Çocuk nasıl umursamıyosa çevreniz de umursamıyor... Ve “ben buyum!” süreci en baştan başlıyor...Bu arada gidenler gidiyor, kalanlar zaten hep var olanlar...

O hep var olanlar’ın, hayatınızın farkına varmadığınız bir noktasında olup olmadığı da başka bir yazı konusu... Dilerim ben o yazıyı yazarım, dilerim siz de o yazıyı okursunuz.

Bol ve doğru tepkili günler diliyorum arkadaşlarım...

 
Toplam blog
: 82
: 1186
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

İstanbul'da yaşanan tüm aşkların, tüm ayrılıkların, tüm özlemlerin, tüm nefretlerin, tüm eğlenceleri..