- Kategori
- Çocuk Filmleri
Heidi, horoz şekeri ve güller...

Bir web sayfasında Nostalji başlığında bir bölüme rastladım. Pat diye karşıma Heidi çıktı. Peter'le kırlarda koşan, bulutların üzerinde uçan Heidi. Ah Çocukluk günleri. Özledim mi? Kim çocukluğunu özlemez ki? Nedir özlediğimiz çocukluğumuz mu yoksa geride bırakmış olduğumuz hayata o saf bakışımız mı?
Her zaman o çocuk bakışı kaybetmekten şikayet edip dururuz. Geri kazanmanın bir yolu var mı onu? Hayatta bu kadar çok insan tanımışken, bu kadar ölüme şahit olmuş, gelir geçer şeylere gönül bağlamış ve hayal kırıklığına uğramış bir ruhu oradan oraya sürükleyip dururken, sahi var mı yolu? Bembeyaz bir sayfa gibiyken benliğimiz onu kara kalemlerle derine oyulmuş bin tane abuk sabuk bilgiyle doldurmuşken yeniden beyaz bir sayfa olmanın yolu var mı? Sildiğini varsay, o zaman griye dönmez misin ya da derin yazılmış yazılar hala okunuyor olmaz mı?
Heidi gitti. Peter, büyükbaba, Clara gitti. Beyaz ekmeğin en değerli olduğu günler, dağ keçileri, alpler, dağların üzerindeki beyaz kar, mavi gökyüzü, yeşil çayırlar, bacasından ince bir duman tüten o küçük tahta ev gitti. Hafızada kalan o sevgi dolu zamanlar, arkadaşlık, kardeşlik, birlikte yenilen yemekler oldu.
Hafıza ne garip bir kuyu. Unuttuğunu sandığın ne çok duyguyu bir çırpıda ortaya salıveriyor. Birden 20 yıl geriye dönüp o küçük kız çocuğu oluveriyorsun. Hayalleri Heidinin bulutlarına dolanan, sonrada bir bir uçup havalanan küçük bir kız çocuğu. Sokağın başında horoz şekeri satan o beyaz sakallı amcayı beklerken buluyorsun kendini birden. Sonra elinde horoz şekeri bitmesin diye yavaş yavaş yiyerek Ayşegül kitaplarının başına dönüyorsun. Kendini onun yerine koyuyorsun diğer adının Ayşegül olmasından gururlanarak. Sonra anneannenin evinin önündeki topraktan yapılma ocakta pişirdiği sütün kokusu doluyor usulca pencereden. Bahçeye koşuyorsun, mevsim bahar, aylardan mayıs ve dünya öyle güzel, öyle renkli. Kardeşin tüm muzipliğiyle sokakta koşuyor. Henüz kocaman bir adam olmamış, sakalları yok saçları jölesiz serserpe dağılmış rüzgarda. Annen okuldan dönüyor, öğrenciler onu yormuş belli. Hiç kırışıklık yok yüzünde öylesine güzel, kumral saçları omuzlarına inmiş elinde bir tutam gül demeti yemek yapmak için alelacele eve dönüyor. Hayatın içine dalıp kendini kaybetmiş kuzenler küçük birer kız çocuğu henüz. Saçlarında beyaz kurdeleler. Olur olmaz her şeye ağlıyorlar. Minik ellerinden tutup anneanneye götürmeyi görev biliyorsun kendine. Ufacık boyunla büyümeye özenmişsin. Yüzünde gayet ciddi ve bilmiş bir ifade birer bardak süt ile susturuyorsun onları. Mayıs buram buram doluyor her yana. Sokağın başından babaannen görünüyor. Henüz ölmemiş. Beyaz baş örtüsünü çekiştire çekiştire geliyor. Koşup ellerine sarılıyorsun, seni koklayarak öpüyor. Birlikte eve dönüyorsunuz. Küçük bir kız çocuğusun şimdi. Tüm dünyan anneannenin kaynattığı süt kadar saf, Heidi, horoz şekeri ve bahçedeki güller kadar renkli.
Heidi'yi defalarca izliyorum o web sayfasından. Gözlerim doluyor. Neden?