- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Helesaa Helesaa

Sinop kotralarından 1o direkli
Gel , ne olursan ol gel / İster kafir, ister mecusi / Yüz kere bin kere bozmuş olsan da tövbeni / Nasılsan öyle gel - Mevlana
Müslümanların her yıl 30 gün boyunca tuttukları oruçta ; oruca ve oruçla ilgili söylencelere ve geleneklere rastlamak mümkün. Ruhsallık , politik , reddediş , terapi , pişmanlık , yas , dinsel , hangi nedenle tutulursa tutulsun oruç özünde ruhsal ve zihinsel gelişim için bir araç haline geliyor.
Bu diğer kültürlerde de var , örneğin ; üç yıl boyunca hiçbir şey yemeyip yalnızca doğal kaynak suyundan beslenip, öğle vakti gökyüzüne el kaldırdığı avuç içleriyle güneşten enerji alan Koreli rahip, eşleri yemek için balık avlamaya gittiğinde dileklerinin gerçekleşmesi için oruç tutan Eskimo kadınları, Musevilerin Kefaret Günü’nde - bu günde günahlar kabul edilir ve telafi edilmeye çalışılarak bedenle birlikte ruh arındırılır - , sık sık dünyanın her yerinde yaşanan ölüm oruçları, Gandhi’nin politik oruçları ...
Oruç ve çeşitli perhizler ; ruhun ve zihnin temizlenmesi, arındırılması için uygulanmış yıllar boyu . Sınırlı bir süre besin alımının durdurulması ya da sadeleştirilmesi sonucu, bedeni temizlemenin yanında sindirim için enerji harcanmadığından, zihinsel faaliyetlere öncekinden daha çok enerji harcanabiliyor. Diğer yandan oruç bize, kendini fark ediş ve ruhsal aşkınlık yolunu açabiliyor. Oruç sayesinde besinlere ve bu besinleri sağlayan döngüye ne kadar bağlı olduğumuzu anlıyor, açlığı hissederek mütevazileşiyoruz.
Oruç yoluyla, aç gözlülük ve kıskançlığın farkına varıp, yardımseverliğin değerini anlayıp isteklerimizden vazgeçmeyi, kendi gereksinimlerimize ve diğer insanlarınkine karşı şefkatle yaklaşmayı öğreniriz. ( BUĞDAY Dergisi , Sayı : 18 )
Sinop’a özgü önemli bir gelenek Ramazan ayında “sellime çıkma” ya da diğer adıyla “helesa”dır.
Helesa geleneğinin ortaya çıkışıyla ilgili söylence ise şöyle: “<ı>Çok eski devirlerde, gemiler yelken ile çalıştığı zamanlarda Karadeniz’de sığınacak üç liman varmış. Bunlar Temmuz, Ağustos ve Sinop’muş. Yani Karadeniz sadece Temmuz ve Ağustos aylarında fırtınasız olur, diğer zamanlarda da gemiler ancak Sinop limanında barınabilirmiş.
Yine böyle bir kış mevsiminde, bir yelkenli gemi Sinop limanına sığınmış. Haftalarca burada mahsur kalındığından kumanyaları tükenmiş. Açlık baş göstermiş. Dilenmek istemediklerinden kimseden bir şey isteyememişler.
Bir gün kaptanın aklına feneri alıp ev ev dolaşarak mani söyleyip yardım istemek gelmiş. Filikayla şehre çıkıp gece feneri de yakarak ev ev dolaşıp, mani söyleyerek yiyecek toplamışlar.
Bundan sonra Sinop’ta bu olay gelenek haline gelmiş ve her Ramazan ayının 15'inden itibaren helesaya çıkılır, bahşiş toplanır olmuş.”
ı>Teraviden sonra mahallenin çocukları toplanır, kartondan , tenekeden veya ağaçtan yapılmış gemileri bayrak, renkli kağıtlar ile süsler ve mumlarla aydınlanmış gemiyi omuzlar, çıkardık yola.
Komşuların balkonlarının - pencerelerinin altına gelir , manileri en iyi okuyan ve sesi en gür çıkan Abi’mizin ; ‘’<ı>Bismillahtan başlayalım / Ayva dalı taşlayalım / Bu yıl burda kışlayalım ı>‘’ girişiyle başlayan bu geleneksel Ramazan eğlencesini , koro halinde ‘’ Helesa helesa ‘’ nakaratı ile sürdürürdük.
Maniler ; yerel semt, kahraman, meyve , hayvan isimleri gibi temalarla süslenir, sonu , ’’ <ı>...... Abi , ...... Teyze geldik size / Hatırın kalmasın bize / Bahşişini çok gönder bize ı>’’ ile biterdi.
Süslü geminin içinde toplanan bahşişler çok ise , fakir bir aileye Abi’lerimiz iletirlerdi. Eğer hasılat düşük ise, sahura kadar açık olan tatlıcılara gidilirdi. Ramazan kışa denk gelmiş ise – o zamanlar boş alanlar fazla idi - büyük bir ateş yakılır , etrafında toplanılır ; gırgır – şamata – taklitler – şarkılar – türküler- ‘’ <ı>bir keresinde ... ı>‘’ diye başlayan öyküler anlatılırdı.
Bu küçük sokak organizasyonları , Ramazan’ın son günlerine yakın tüm şehri kapsayacak şekilde düzenlenir, şehrin tüm gençleri – çocukları daha büyük , daha süslü ve daha ışıklı bir geminin ardına takılırdı. Şehrin ileri gelenlerinin ( Valimizin, Belediye Başkanımızın, büyük esnafların vs. ) evleri ziyaret edilir, bahşişler toplanırdı. Toplanan bahşiş - yine aynı dayanışma duyguları içinde - Çocuk Esirgeme, Yetiştirme Yurdu gibi kurumlardaki çocuklara bayram hediyesi olarak dönerdi.
Haberini alıyorum , Sinoplunun bu güzel Ramazan geleneği hala sürüyormuş ...
Her Ramazan , içimdeki gurbete inat, en büyük gemimi süslüyor, balkona çıkıyorum . Her bir yıldızla göz göze geliyor ; gönlümde hüzün , kulağımda sözleri uçup gitmiş manileri, gözyaşlarımın ıslattığı ıslak dudaklarımdan, gökyüzüne " helesa... helesa... helesa ... helesa ..." diye saçıyorum.