Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '10

 
Kategori
Öykü
 

Her yer ıslak

Ağlayarak başladı güne. Her rahatladığında olan buydu.

Her sebepten; mutsuzluktan, heyecandan, kendini ifade edebilmenin rahatlığından, bir arkadaşının annesinin ölüm yıldönümüne yazdıklarına yazdığı yorumdan.... Kendi yazdıklarına çok katılmaktan....

Oysa çok az insan görmüştü onu ağlarken. En çok ağladığına tanıklık edenlerse yanlarında en az ağlaması gereken kişilerdi. Ne komik, ağlamak kadının silahı değil mi. Ama engel olamadığı ağlamaklardı onlar, engel olamıyordu.Sonra da oturup: ''Ne şimdi bu, sen ne anlattın ağlarken, kimbilir o ne anladı ne vardı zırıl zırıl ağlayacak. Ama geldiler gözyaşları tutamadımki, tutamadım işte..'' derken , gözyaşlarına pek de zaafı olmadığını öğrenivermişti erkeklerin. Tam tersi sevimsiz ve ne yapılacağı bilinmez bir durumda kalmak can sıkıcı olmuştu.

Yakın zaman ağlamalarından birine de , bir tanıdığına onu ne kadar özlediğini yazmak isterken yakalanmıştı: Büyük rastlantı, o geceyi izleyen sabahın köründe '' hadi dışarıya çık '' diyordu o kişi telefonun öbür ucunda. Ne güzeldi ağlamak o zaman. Her özlediğini anlatmak istediğinde ağlamak gelirse içinden o sabahı hatırlayıp'' belki yine hisseder'' demeye alışmıştı .Ertesi sabah bir gece önce bunu düşündüğünü unutarak.

Son günlerde, ağlamaya hazır olduğunun farkına bile varmadan geliveren sel gibi gözyaşları neyin habercisiydi. Durdurulamayan bir hızla değişen insan yaşamlarına, memleketin gerçekten elden gittiğine sadece tanıklık etmeye, öte yandan vır vır konuşanları dinlemekten yorulmaya, susmama kararını yıllar önce aldığını hatırlamaya ağıt gibi, neydi o seller öyle. '' Gücün var bir şey yap o zaman!!'' demeye destek verir gibi, önce rahatla der gibi, kendini savaşa hazırlar gibi..., içindeki fazlalıkları fırlatıp atar gibi .Her yer ıslak. Süpürülmeye hazır dışarıya sular. Şimdilik göllenmiş duruyorlar belki yenileri birikir diye. Hepsi birden akıp gitsin diye. Biriktirmeye meyilli olduğu suları seyre dalmak istiyordu. Belki gökkuşağını görmek gerekti. Cesarete ihtiyacı vardı, küçük işaretlere.

Çocukluğuundan beri ağlamayı engellemekye, boğazındaki ağrıya izin vermeye katlanır olmuştu. Babasının ağladığını görmesini istemezdi hiç. O yüzden çok kaçmıştı banyoya yemek masasından. Ama geçiverirdi ağlamak ayna karşısında, masaya döndüğünde yeniden başlardı o boğaz ağrısı ve göz pınarlarının yanması.

Babası gitti gideli, o suları bu kadar tutmanın mümkün olamadığı zamanlardan geçti. Hasasslık noktasında en az babası kadar gözünün içine bakan bir oğul, ağlamasından aşırı derecede rahatsızlık duyan, hatta sinirlenen bir engelleyici daha girdi hayatına. Oğlunun hayatında masalsı varoluşu, onu yitirme korkusu, düşünmekten bile korktuklarıyla biriken bağımsızlaşma çabalarına alışmak ta çok zor oluyordu. Kimileri korku da bir enerjidir bırakın özgürce dolaşsın, kurtulun diyorlar, kimileri iptal et pozitif düşün. Kendisinden korkarak, ağlamayı ve yitirmeyi göze alarak gizli gizliağlamayı mı seçmeli, yoksa zamanı iptal edip ağlarsam ağlayayım o da görsün rahatlayınca daha iyi olduğunu mu demeli? Kendini ifade ederken o kadar rahat ağlayabiliyorsa, anne de ağlayabilmeli. O ağlarken yanında olduğunu bilmek ihtiyacıysa, kendisi de sen ve benden başka kimsemiz yok hayatta diyerek paylaşabilmeli. Sular sel olmalı, biriktiği yerden akıp gitmeli izin vermeli. Akıp gitmeli.

 
Toplam blog
: 66
: 576
Kayıt tarihi
: 26.01.09
 
 

1963 doğumluyum. İngilizce öğretmeliği yapıyorum. 20 yaşında bir oğlum var. İzmir' de yaşayan şan..