- Kategori
- Güncel
Herkesin bir yargısı varsa AKP'nin neden olmasın!

Mahkeme
Diyorlar ki:
"AKP, yargıyı siyasallaştırıyor! Kendi yargısını oluşturuyor! YÖK'ü halletti, şimdi de yargıyı ele geçirmeye çalışıyor! vs. vs."
Acaba AKP, gerçekten böyle bir amaç mı güdüyordur? Arzusuna göre kararlar veren bir yargı mı istiyordur? Medyaya konu olan bir kısım yargı kararları hakikaten yasal zemine oturmakta ve adalet ilkelerine uymakta mıdır?
Ak Parti, bu yargılama sonuçlarını sırf işine gelmediği için mi, yoksa hukuka uymadığı için mi eleştirmektedir? Bu soruları doğru cevaplayabilmek için önce, bazı yüksek yargı ve HSYK kararlarına bakmamız gerekiyor.
Eğer örneklemelerin sonucundan, "bağımsız, tarafsız, sadece yasalara ve saf vicdanlara göre karar veren adil bir yargı" hükmü çıkarsa AKP'yi ayıplamamız, protesto etmemiz, hatta kıyasıya eleştirmemiz gerekir. Aksi ise bizi, "herkesin bir yargısı var" sonucuna götürür ki, "Madem öyle, AKP'nin neden olmasın" dememek için bir nedenimiz kalmaz. Başlayalım bakalım ne çıkacak?
Hatırlarsınız Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, Şemdinli'deki bir kitapevine bomba atan Ali Kaya isimli askere, "Tanırım, iyi çocuktur" diyen zamanın Diyarbakır 7. Kolordu Komutanı Yaşar Büyükanıt'ı, Van Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Selahattin Uğurlu'yu, Hakkari Dağ ve Komando Tuğay Komutanı Tuğgeneral Erdal Öztürk'ü, "suç işlemek için çete kurmak gerekçesiyle" iddianamesine alınca, bir anda tüm yetkilerini kaybetti. (Wikipedi)
Yani koskoca savcı bir çırpıda, HSYK tarafından, "avukatlık dahi yapamayacağı" hükmüyle kapı önüne konuverdi. Fakat, hazırladığı iddianame mahkemece kabul edildi. Dava konusu sanıklar mahkum oldu. Sarıkaya'nın bürokratik hayatı biterken Büyükanıt yerinde kaldı ve sonunda Genelkurmay'a Başkan oldu. Tuhaftır Büyükanıta, "bu adam ne diyor?" diye sorulmadı.
Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, 1980 darbesinin lideri Kenan Evren'in yargılanması için iddianame hazırladı. Burada, "Keşke hazırlamaz olsaydı" dememiz gerekiyor. Çünkü yaptığı iş duyulur duyulmaz, anında görevine son verildi.
Müracaat ettiği AİHM'den aldığı, "iadei itibar kararını, " zamanın HSYK'sına ve İstanbul Barosu Başkanı'na gönderdi ama kendisine bir cevap verilmedi. Çünkü üzeri çizilmişti. Anlaşılıyor ki bir kısım eşhas, bu iki savcı için kötü şeyler düşünüyordu ama Evren ve Büyükanıt Paşalar hakkında, "tanırım iyi insanlardır" şeklinde bir yargıya sahipti.
Albay Dursun Çiçek'in hazırladığı, "İrtica İle Mücadele Eylem Plânı"nı hayata geçirmeye çalıştığı iddiasıyla Eski Erzincan Cumhuriyet Savcısı İlhan Cihaner tutuklanmış ve hakkında, "özel yetkili mahkemede" dava açılmıştı.
Dünya alem biliyor ki, bir savcının, "hazırlanmış bir plânı hayata geçirme" gibi bir görevi yoktu. Fakat birileri bu eylemi, "görev suçu" kabul etti. Onu tutuklayan savcı ve arkadaşlarının vazifelerine son verdi. Aralarında yargı mensubu olmayanların da bulunduğu davayı, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ne taşıdı. Demek ki birilerinin, Cihaner ve arkadaşlarını, "iyi çocuklar olarak gören" bir yargısı vardı.
Gelelim Mehmet Haberal'a. İlgimi çeken haberin girişi şöyle: "Ergenekon sanığı Mehmet Haberal’ı tahliye etmedikleri gerekçesiyle 9 hakimi tazminat ödemeye mahkum eden Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin, ... hatalar zincirine bir yenisi daha eklendi. .... sadece Haberal’ın avukatlarının verdiği belgeleri inceleyerek İstanbul’da görevli özel yetkili 9 hakime ceza kesen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, karardan 4 ay sonra İstanbul’dan Haberal dosyasını istedi."
Buradan, yüce mahkemenin! davaya konu olan şahsın dosyasını ve verilen sağlık raporlarını görmeden ilgili hakimler hakkında tazminat cezası verdiği anlaşılmaktadır. Mezkür mahkemenin, karar verdikten 4 ay sonra, "bakalım içinde ne varmış?" diye dosyayı merak etmesi bunu göstermektedir.
Bu skandal 4. Hukuk Dairesi üyesi üyesi Sadık Demircioğlunun, "Mehmet Haberal’ın dava dosyasının aslı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nden istenmeden, Haberal’ın sunduğu delillerin denetimi yapılmadan, kısacası hiçbir kanıt toplanmadan sadece davacı vekillerin sunduğu fotokopilere dayanılarak karar verilmesi hukuka aykırıdır” şeklinde muhalefet şerhi koymasıyla ortaya çıkıyor.
Olayın kamuoyunda duyulması üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, (12 Ekim 2010 tarihinde) Haberal dosyasını görme ihtiyacı duyuyor. Fakat bunu, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nden istemesi gerekirken, 12. Ağır Ceza'dan talep ediyor. Oradan da, (2 Kasım 2010 günü, ) "Mehmet Haberal dosyası bizde bulunmamaktadır, verdiğiniz dosya numarası da başka bir dava ile ilgilidir" şeklinde bir cevap geliyor.
Yani, 9 hakimi 1500 er lira tazminata mahkum eden Yargıtay 4. Dairesi'nin, hakkında karar verdiği dosyaya ulaşmaya çalıştığı günlerde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da cezalı hakimlerin itirazını görüşüyor ve 4. dairenin kararına uyarak tazminatı onuyor. (03, 05 Kasım 2010 arası)
Habere göre Haberal'ın avukatları davaya dayanak teşkil edecek, İst. Ü. Kardiyoloji Enstitüsü'nde görevli 4’ü profesor biri doçent 5 uzmandan oluşan heyetin 16 Ekim 2009 tarihinde verdiği, "ayakta tedavi edilebilir, taburcu edilsin" raporunu mahkemeden saklıyor. Onun yerine, bir profesörden alınan "yatakta tedavi edilmeli" şeklindeki raporu sunuyor. Açıkcası, kararı veren Yargıtay 4. Ceza Dairesi de itirazı onayan Hukuk Genel Kurulu da Haberal’ın dosyasına bakmadan ve hakkındaki heyet raporunu görmeden karar veriyor.
Bu haber, geniş biçimde Star Gazetesi"nde yayınlandı. Anlatılanlar doğruysa buradan kolaylıkla, "Haberal'ın hukukunu değil ama kendisini korumaya kararlı bir yargısı olduğu" sonucuna varmak mümkündür. Öte yandan, Haberal'ı koruyan güçlü bir bürokrasinin mevcudiyetine hükmetmek te mümkündür. Çünkü, iki yıl süreyle bir hastanede kesintisiz tedavi görmek herkese nasip olabilecek bir onur değildir. Durumdan çıkar sonuç:
1-İdoolojik malül olmayanlar, böyle düzmece yargı hükümlerini, koftiden hastalıkları ve tedavilerini kabul etmeye istekli değildir.
2-Akıl ve ruh sağlığı yerinde olanlar, yandaşlarını tümüyle masum görenlerin yetkili kılındığı bir yönetimi zillet olarak görmekte ve bunun değişmesini istemektedir.
3- Normal kimseler, hastanelere yatan tutuklulardan tahliye edilenlerin tığ gibi dolaştığını, tahliye edilmeyenlerin ise halâ hasta olduğunu görüp te tepki göstermeyenlerin "akli yeterliliği"nden şüphe duymaktadır. Demek istiyorum ki, bu ülkede akıllı insanlar da vardır ve bunlar, yutturulmaya çalışılanları yememektedir.
Şimdi başa dönelim ve son cümlelerimizi yazalım. Şahısların bile özel yargılara mazhar olabildiği bir ülkede, bir partinin veya bir iktidarın yargı sahibi olmak istemesi çok mudur? Eğer işler böyle yürüyorsa başka yol var mıdır? Bence isteyin sizin de olsun!
Bu vesileyle bayramınız kutlu olsun.
Resim: hurriyet