- Kategori
- Kent Yaşamı
Herşey Mersin'de işler tersinde!

Türkiye’nin en büyük limanı, serbest bölgesi, turfanda sebze-meyvecilik alanı, narenciye bahçeleri, Toptan Sebze ve Meyve Borsası; Türkiye’nin Orta Doğu’ya olan köprüsü, Akdeniz sahili, toros yaylaları, bu saydıklarımızın hepsi Mersin’de… Yaşadığım şehirde…
Ama içine girdiğimizde, çarpık kentleşme, bozuk yollar, eksik alt yapı, işsizlik ve fakirlik üst seviyelerde… Sizce de bu işte bir tezatlık yok mu? Nasıl oluyor ki bu kadar fazla özelliklere sahip bir şehirde, bu kadar büyük olumsuzluklar olabilir? Ben bunu anlamakta zorlanıyorum. Anlayabilen varsa lütfen bana izah etsin.
Bana göre sorunun temeli sahipsizlikten kaynaklanıyor. Mersin’e sahip çıkan yok. Geçmiş (istisnalar kaideyi bozmaz) milletvekilleri, yerel yönetimler, odalar ve kurumlar yeteri kadar Mersin’e sahip çıkmamışlar. Mersin’in ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımını yapmamışlar. Yatırımlar için projeler üretmemişler. Devlet düzeyinde girişimlerde bulunmamışlar. Nereden biliyorsun diye sorarsanız, durum ortada. Yapmış olsalardı, Mersin bu halde mi olurdu? Bu sorunlarla mı boğuşurdu?.. Ama Mersin çevre illerine bakın. Adana, Gaziantep, Kahramanmaraş, vb… Bu illere insanları sahip çıkmış. Bugün Mersin’de olması gereken sanayi, üretim, tarım ürünleri işleme tesisleri vb. işletmeler, komşu şehirlerimize kurulmuş. En basit örnek; Bugün Asya’dan gelen balya pamuklar, Mersin Serbest Bölgesi veya limanı üzerinden geliyorlar. Buradan araçlarla Kahramanmaraş ve Gaziantep'e gidiyor, tesislerde işlenip tekrar Mersin’e getiriliyor ve yurtdışına götürülüyorlar.
Kahramanmaraş ve Gaziantep'e kadar 2 kez nakliye ve tahliye ile uğraşılacağına, işleme tesisleri Mersin’de olsa maliyet daha da düşmez mi? Elbette düşer. Ama bu tesislerin Mersin’e kurulması için, yatırımı Mersin’e yönlendirecek tanıtıcı kişiler, yani Mersin’e sahip çıkacak birilerinin olması lazım…
Gelelim tarıma. Narenciye alanlarımız bir bir yok ediliyor. Üstelik biliyor musunuz, belki de dünyanın en kaliteli narenciye ürünleri bu bölgede yetişiyor. Avrupa pazarına ihracat yapan firmalar daha iyi bilir, bugün bir çok Avrupa ülkesi, bize göre fiyatları düşük olmasına karşın Yunanistan yerine narenciyeyi bizden alıyor. Bu avantajı değerlendirip, narenciye, turfanda sebze-meyvecilik alanlarının iyileştirilmesi, yeni pazarlar yaratılması için çalışmalar yapılacağı yerde, tarım alanlarımız betonlaşıyor…
İlimiz, Antalya gibi bir Akdeniz liman kenti. Hepimiz görüyoruz yılda binlerce turistin Antalya’da tatil yaptığını. Hatta bizler de gidiyoruz. Peki Mersin’e niye turist gelmiyor? Yanıtı açık; sahil bandımız, dev binalardan oluşan siteler ile kapanmış durumda. Açık olan kısımlar da var, ama siz sahil bandı üzerinde bir tane 5 yıldızlı tesis görebiliyor musunuz? Turizm acentası olsanız ve turist getirseniz, insanlar nerede konaklayacak? Şehir içinde mi? Sahil şeridini bırakalım, kaç tanemiz buram buram tarih kokan Uzuncaburç’u biliyor?.. Bir tarafta deniz, sırtlarında toros dağları. 15 km. yukarı çıktığınızda yaylalarımız karşılıyor sizi. Yaylalarımızın turizm alanı olarak kullanılıp kullanılmayacağı ise ayrı bir soru.
Değerlerimizin kıymetini bilmiyoruz. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, bundan yıllar önce bugünleri görmüş olacak ki, biz Mersin halkına bir nasihatta bulunmuş; “Mersinliler Mersin’e sahip çıkınız”. Peki biz ne yapmışız? Sonuç ortada; Mersin’i sahipsiz bırakmışız…
Zararın neresinden dönersek kardır. En azından artık Mersin için bir şeyler yapmaya çalışabiliriz. Gerekli tanıtım ve sonucunda gelecek yatırımlarla, Mersin bir Dünya kenti olabilir. Bunun için Mersin ili yöneticilerinin önderliğinde, tüm Mersin halkı olarak üzerimize düşeni yapmalıyız. Projeler üretmeliyiz. Düşünmeliyiz, uygulamalıyız. Uzun lafın kısası, Mersin’e sahip çıkmalıyız...