- Kategori
- Psikoloji
Herşeyin kaynağı kendi özümüz...

Baksanıza, ne kadar çok insan var. Ne kadar çok “çeşit” insan… Farklı görüşler… Ne kadar çok aile var. Ya da ailesizler… Ne kadar çok hayat tarzı, özel yaşam… Duygular ve tabi duygusuzluklar. Ne kadar da kalabalığız…
İnsanlar yetmiyormuş gibi, öte yandan “numune insancıklar” var. Trafikte iki dakika etrafını gözlemlesen burnunun dibinde bitiyor türünün tek örneği bu hayvansı insancıklar. Nasıl dayanacağız bunca tuhaflığa? Farklı olanı sevemezsek ya! Ne olacak? Onlar bizi tamamlayan, bizi biz yapan "farklı"lardı hani? Öyle değil mi? Herkes aynı olamazdı ki! Herkes koca bir bütünün parçasıydı. Bir elin beş farklı parmağıydık... O halde tamamlasın ya her şey birbirini?
Demesi kadar kolay mı?
Hadi bakalım o zaman. Kolaysa hayatımızı tamamlayalım malem. Olmadı; hayatımız tamamlasa bizi. Bizler birbirimizi… Bütün dünya buna inansa, bir inansa. Hayat bayram olsa… İnsanlar el ele tutuşsa. Birlik olsa. Uzansak sonsuza… İşte barlarda, fasıllarda herkesleri kopartan şarkı bu… Kısaca her şey tastamam olsa.
Hani ben nasılsın diye sorduklarında şunu derim "Aynı tas, tas tamam." Nasılım yani? “İçgüveysinden hallice…”
Anlattım mı halimi? Boş! Hepimiz durmadan konuşur, konuşuruz. Durumumuzu anlamak ya da sırf anlatmak için. Neyi analiz ediyorsak! Konuştuğumuz konular kendimiz hakkında da olabilir, işimiz de olabilir, hatta eşimizdir genelde… Eş olarak seçtiklerimiz veya seçmek istediklerimiz…
Sanki başkalarına, başkalarını anlatıyoruzdur. Oysa her ne konu hakkında ve her ne durumda olursak olalım, aslında kendi kendimizleyiz. Anlatan da, anlattığımız da bir nevi “kendimiz”. Bu durumda kendimiz kendimizin efendisiyiz aslında.
Çok pardon! Sahi ya! Çoğunlukla kendimiz, kendimizin kölesi değil miyiz? Ancak konuya ne tarafından bakarsak bakalım, istersek amuda kalkalım, bir türlü gerçeği göremeyiz. Çalışır çabalar daima bir şeyleri başkaları için yapıyormuş gibi görürüz… Görünürüz... Hâlbuki her şeyin kaynağı kendi özümüz.