Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '08

 
Kategori
Edebiyat
 

Hiç bir zaman balık olamayacağını biliyor muydun?

Hiç bir zaman balık olamayacağını biliyor muydun?
 

Cengiz Aytmatov, Kırgız yazar


Aslında yazarın ilk kitabına erişimim hayli trajikomik... Kitap, bir gazete kampanyasından aldığım kitap seti içinden çıktı. İşte, Kırgız edebiyatının önemli yazarı Cengiz Aytmatov'la ilk tanışmam böyle oldu. Dahası kitabın arka kapağını ilk okuduğunda hem çok etkilendim hemde kendime bir hayli kızdım. İşte size arka kapaktan bir bölüm...

"Aytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebî, askeri yani, bütün maddi, zenginliğini eserlerine yansıymış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile 'tipik insan'ı ortaya koymaya çalışmış bir yazardır. Hikâyelerinde milletinin temel mülkü olan millî hafızaya ait efsane, destan, masal, hikâye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikâyeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmıştır.

Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi millî gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın millî hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu millî olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır."

Aslında Türk Dünyasına ait böyle büyük bir yazarı daha önce duymuş olmalıydım. Belki de edebiyat öğretmenim bahsetmeliydi...Tabi bunda benim edebiyat dünyasını çok iyi takip edemememin de payı büyük... Ama acaba yeni nesil bu gibi yazarlardan ne kadar haberdar? İnşallah ben yanılıyorumdur da bu gibi yazarları okuyan çok kişi vardır...

Neyse, gelelim esas konumuza...Yazarın ilk okuduğum kitabı "Beyaz Gemi". Aslında kitabı ilk okuduğumda çok şaşırdım. Şimdi blogu okuyanların "sende hep şaşırıyorsun kardeşim" dediğini duyar gibi oluyorum. Ama hakikaten çok şaşırdım çünkü hikayemizin kahramanı "yelken kulak" (küçük bir çocuk) kitabın sonunda ölüyordu. En azından ben öyle yorumladım çünkü kitabın sanki bir sonu yok gibi. Yazar, okuyucuya sanki "sen hayal et bu insanlara bundan sonra ne oldu" der gibi. Bir anne olarak kitabın o kısmını okuduğunda ağladım. Sanırım biraz da o çocuğun yerine kendi oğlumu koydum. Annesi ve babası tarafından terk edilen ama dedesinin sevgisi ve masallarıyla hayata tutunan bu küçük çocuğun ölümü seçmesi beni çok üzdü. Sanki "yelken kulak" için daha iyi bir son olmalıydı. Şimdi kitabı okumayanlarınız eminim merak etmişsinizdir. "Bu küçük çocuk acaba niye ölümü seçti? Acaba anne ve babası yüzünden mi? " diye. İşte onu cevabı da kitapta.

Ama size yazarın kaleminden küçük bir ipucu;

"Ama sen yüzüp gittin çocuğum. Hiç bir zaman balık olamayacağını biliyormuydun. Isık-göl'e kadar yüzemeyeceğini, beyaz gemiyi göremeyeceğini ve ona 'Selam beyaz Gemi ben geldim.'diyemeyeceğini biliyormuydun.

Çay boyunca yüzüp gittin çocuğum. Şimdi ben sana yalnız şunu söylebilirim. Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşmadığı her şeyi reddettin sen. İşte beni teselli eden budur.

Sana senin sözlerinle veda ediyorum.'Merhaba Beyaz Gemi! Ben geldim.' "

Hepinize iyi okumalar...

 
Toplam blog
: 4
: 860
Kayıt tarihi
: 05.03.08
 
 

Gurbette bir Ankaralıyım... Edebiyat, sinema ve resime karşı meraklıyım ama zamansızlık yüzünden hiç..