​ Hiç bitmeyen ve de hiç bitemeyecek bir hayal! (7.Bölüm) / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '14

 
Kategori
Öykü
 

Hiç bitmeyen ve de hiç bitemeyecek bir hayal! (7.Bölüm)

Hiç bitmeyen ve de hiç bitemeyecek bir hayal! (7.Bölüm)
 

Balıkçı Hakan


O yıl, 1980, her gün 20 den fazla genç, üniversite öğretim üyeleri, siyasetçiler ölüyordu Üniversitelerde,sokaklar, kahvehanelerde. Mezarlar genç ve idealleriyle gömülen binlerce dava insanının bedenlerini içine almaktan bıkmıyordu. Hatta o kadar ki her akşam Televizyon başında ölenlerin hangi görüşten olduğunu sayarak "oh bugün bizimkiler daha az kayıp vermiş" ya da "hadi ya ne kadar az eylem yapılmış" diyen çok fazla insana denk gelmiştim. Sanki bu ölümler hayatımızın olmazsa olmazları gibi algılanmaya başlanmıştı.

Akşam sohbetlerinde ya da iş yerlerinde sık sık askeri darbeden bahsedilmekteydi. Ben de lise son sınıftaydım ve olayların içerisindeydim. Önceleri askeri darbeden bahsedildiğinde ciddi karşı tepkiler oluyordu. Yaşı daha büyük olanlar rahmetli Menderes'ten ve iki bakanının asılmasından duydukları rahatsızlığı anlatıyorlardı,gerçi amcam pek de rahatsız gibi değildi hatta az kişiyi astılar gibi bir lafta etmişti babama sanırım, ama son zamanlarda sanki "karşılıklı yenememe" halinden kaynaklanan bir bıkkınlıktan ve yeni bir darbenin gerekliliğinden yana sohbetlerin sayısı artmıştı. Şimdilerde pek duymamız mümkün olmayan, iyi ki de öyle, ama o zaman çok sık kullanılan,

       -Asacaksın bir ikisini meydanda bak nasıl da.....diye başlayan cümleyi gerçekten de bakkalda, kahvede, otobüslerde, dolmuşlarda, ailelerin akşam yemeği ya da beş çayı buluşmalarında duymamak mümkün değildi.

       Tabii herkes,"Ağaçta Sallanma Halini"kendi düşüncesinin tersindekilere daha çok yakıştırıyordu.

       Düşünsenize, 17 yaşında bir delikanlısınız ve bazen Adana küçük saatten Baraja kadar dar ağacı kurulmasını bunların her birine de birinin asılmasını duya duya neredeyse normal görmeye başlıyorsunuz.

       Bir başka gerçek de, askeriye darbe yapsa o dar ağaçlarında hiç sizden birinin olamayacağını hep karşıdan olacağını düşünerek zafer kazanmış olma duygusunu hissediyorsunuz. Babamın darbe ile ilgili dediklerine neden pek de katılmadığımı anlamış olmalısınız. Askeriye bizden duygusu ile daha sivilken "Vatan kurtaran aslan" olma hali.

        Bütün bunlar o zaman hayal gibiyken üç beş ay sonra hem Türkiye'nin hem de benim hayatımın gerçeği olmuştu. Darbe yapmıştık!

        Tabii ben "darbenin zırt dediği düdük" bile değildim ama doğrusu gurur duymuştum. O nedenlede Oktay'a,

     -Darbe yaptık oğlum kalk, diye tekrarladım. Çadırdaki diğer arkadaşımız Gürgenyatak zıpladı yataktan.

     -Ne darbemi biz mi yaptık lan?

     -Oğlum sen uyu sen uyurken ben o işi hallettim.

     -Allahhhh yaşasın!

     - Niye lan ne oldu?

     - Adana lan, babam şimdi beni Harbiye'den alır vallahi. Yaşasınnnn.

     -Bağırma manyak! Darbe yaptık diyorum sen Harbiye'den ayrılırım yaşasın diyorsun. Ayrılmasan da atacaklar eğer biraz daha bağırırsan.

     -Keşke oğlum! Babam asker banim atmıyorlar işte. Ne dediyse artık.

     Oktay ise derin bir sessizliğe büründü. Bende kamuflajlarımı( eğitim elbisemiz) çıkarmaya başladım.

   Devamı var

 

 
Toplam blog
: 30
: 168
Kayıt tarihi
: 09.01.13
 
 

1986 mülkiye, uluslararası ılıskıler bölümü mezunu. Yazar, sanayici. ..